analiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
analiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2009

AFFETMENİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ...

Bir lise öğretmeni bir gün derste öğrencilerine bir teklifte bulunur: "Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?" Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler.

"O zaman" der öğretmen. "Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin" Öğrenciler bunu da yaparlar. "Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!"

Öğrenciler , bu işten pek birşey anlamamışlardır. Ama ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen: "Şimdi, bugüne dek affetmeyi reddettiğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun." Bazı öğrenciler torbalarına üçer-beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur.

Öğretmen, kendisine "Peki şimdi ne olacak?" der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar: "Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde? hep yanınızda olacaklar."

Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar: "Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor." "Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf bakıyorlar bana artık." "Hem sıkıldık, hem yorulduk?"

Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir: "Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkum ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyiliktir."
....

Sizler ne düşünüyorsunuz?..

Affetmek, sadece karşımızdakine yaptığımız bir iyilik midir?..

Yoksa, affederek de, hatalı olan kişiyi cezalandırmak mümkün müdür?..

09 Ekim 2008

TERÖRÜ ÖNLEMENİN SİYASAL ANALİZİ...

Sevgili okurlar,

Yine karamsarlık...

Yine olumsuzluklar...

Nereye baksan, yüzünü güldürmeyi bırak...

Umut verecek bir gelişmeye rastlamak bile, mümkün değil.

Ne yazılı basında...

Ne de görsel medyada...

Parti kapatma davası henüz sonuçlandı. Üzerinde tartışmalar başlar, epey bir zaman idare ederiz, derken...

Hopp, bir bakmışsın; Onun üstüne bir sünger, yeni bir olay. Pardon, eski bir olay; Ergenekon... Bu Ergenekon süngeri de çok dayanıklı, kaliteli bir süngermiş ki, eskimek bilmiyor.

Pat, ardından global ekonomik kriz... ABD'nin en ünlü bankalarını yutan, daha da yutmaya hazırlanan ve dünyayı sarsan, ancak, "bize hiç bir şey yapamaz" denilen olay. ABD'nin sistemine ve kuruluş felsefesine aykırı olarak, "kurtarma paketi" hazırladığı bir olay için, bizimkiler hâlâ "bize bişe olmaz" mantığı içindeler.

Derken, hepimizi yasa boğan terör olayı ve 17 şehidimiz...

Henüz gözümüzün yaşı kurumadan, bir 5 şehit daha...

Bu arada, bizler şehitlerimize ağlarken, bazı kesimimizde "niye önlem alınmadı?", "o karakol niye oraya konuçlandırıldı?" gibi yorumlarda bulunmaya başladı. Bir kuvvet komutanımızın "golf" merakı tartışılır oldu. (Bu kuvvet komutanımızın davranışını ben de eleştiriyorum.)

Ancak, ben terör konusunda şöyle düşünüyorum; Bir defa milletçe çok soğukkanlı olmalıyız. Bu olayın dış destekli olduğunu ve en büyük destekçilerinin de, bizim müttefiklerimiz olduğunu unutmamalıyız. Böyle olunca, soğukkanlı olmak ve toplumumuzun tüm kesimlerinin birlik içinde tutmak, ayrışmalara meydan vermemek için her türlü önlemi almak zorundayız. Bununla birlikte, öncelikle terörün dış desteğini kesmek için ne gerekiyorsa o yapılmalıdır. Bu gerek eğer, ABD'ye kafa tutmaksa, evet ABD'ye "nota vermek" dahil, kafa tutmalıyız. Devlet olmanın gereği neyse o yapılmalıdır.

Dış desteği olmayan hiç bir terör, eylemlerine devam edemez. Sonunda, diz çökmek zorunda kalacaktır. "Bitecek midir?" diye sorarsanız, kesinlikle bitmeyecektir ve sizin zayıf anınızı kollamayı bekleyecektir. Zayıf anınız veya zaaflarınız nelerdir? Toplumun bazı kesimlerini küçük görmek, ayırımcılık ve kayırmacılık yapmak, insanlara eşit ve adil davranmamak, vurgun ve yolsuzlukların artması. Bu ve benzeri zaaflardan kaçınılırsa, eminim ki ülkemiz terör belasından kurtulur.

Şimdi sizlere, okuyunca tüylerimin dikildiği, haberturk.com sitesinde Nuran Yıldız'ın köşesinden, bir alıntı aktarmak istiyorum.

Sevgiyle kalın, hepiniz...


Nazım Hikmet Oratoryosu’nun “Şehitler” bölümü: Tam da içinden geçtiğimiz günler için yazılmış sanki… O kadar güzel ve o kadar anlamlı. Sizler de okuyup aklınızda tutun istedim:
ŞEHİTLER
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
Sakarya'da, İnönü'nde, Afyon'dakiler
Dumlupınar'dakiler de elbet
ve de Aydın'da, Antep'te vurulup düşenler,
siz toprak altında ulu köklerimizsiniz
yatarsınız al kanlar içinde.
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
siz toprak altında derin uykudayken
düşmanı çağırdılar,
satıldık, uyanın!
Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
kalkıp uyandırın bizi!
uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir! / 1959

21 Eylül 2008

PSİKOSOSYAL ANALİZ; ÖZGÜR VE ÇILGIN



Bugün tersimden mi kalktım nedir. Her şey bana karşıymış gibime geliyor. Aslında bu dediklerim çok saçma tabii ki, gerçekler hiç de öyle değil. Ben kendim kaşınıyorum, canım sıkılıyor ve hareket olsun istiyorum, gittiğim her yerde.

Sevgili bloguma uğradım, bir selam verdim ve çıktım. Hiç bir hareket yok. gerçi blogda hareket de beklediğim yok ama... Olsa iyi olurdu diye de düşünmüyor değilim. Fakat hareketi sağlayacak olan da, benim yapmam gerekip de yapmadığım şeylerdir. Nedir bunlar deseniz, saymakla bitmeyecek bir sürü madde sıralayabilirim. Ama şimdi bunun sırası değil.

Siteye uğradım, bilmeyenler hangi siteye diyebilirler. Ama, bilmeyenler yine de bilmesinler, farketmez nasılsa. Hııımm, ne diyordum? Siteye uğradım, selam bile vermedim. Kimsecikler yok sitede. Ha, pazar günü erkenden kim gelecek siteye diyebilirsiniz. Fakat öyle değil, bir çok kişi gelmiş ve çıkmış. Yöneticisinden, eski ve yeni üyelere kadar bir çok kişi gelmiş, bakmış ve çıkmış. Kimseden de hiç bir çıt yok. Ne sohbette, ne haber kısmında, ne de forumlarda. İki gündür nasılsa aynı duruyor. Sanki iki gündür, dondurulmuş gibi bir halde duruyor.

Birden aradığımı bulmuş gibi sevindim. Şak diye çaktı beynimde. Benim ne işim olur böyle siteyle, hem de yönetici olarak. Hiç bana göre değil valla. Değil sitede yöneticilik, ülkede krallık verseler, umurum olmaz. Aldım kağıdı kalemi elime başladım yazmaya. Ne kağıdı kalemi canım, anlayın işte notepad'de başladım yazmaya. Kime ve neler mi yazdım. Şimdi nasıl aklımdan geçenleri yazıyorsam, o anda da aklımda neler varsa onları yazdım. Yazdıklarımın hepsini buraya koyayım da, yazdıklarım için sizler ne düşüneceksiniz bakalım.

Yazdığım mesaj aşağıda, ben çok mutluyum.

Sevgiyle kalın..

Arzu

_____________________________________________________________________________________

"Sevgili Jachanu,

Sahibi olduğunuz siteye üye olduğum 04/02/2008 tarihinden bugüne kadar, sitede çok güzel günler geçirdim. Çok güzel arkadaşlıklar kurdum ve çok iyi arkadaşlarım oldu. Siteniz, başka yerde olmayan sihirli bir çekiciliğe sahipti. Resmen siteye bağımlı hale geldim.

Daha sonra, sevgili Marlowe'un ısrarları sonucu, yazar olarak siteye yönetici oldum. Israrları sonucu çünkü, başta teklifini kabul etmek istemedim. İstemememin nedeni, yabancı dil yönünden zayıf olmamdı. Aslında, yazmayı çok seviyordum. Marlowe'un teklifini de, yazmayı çok sevmem ve siteye çok bağlanmam nedeniyle kabul ettim.

Ancak, son dönemde sitede nedenini bir türlü anlayamadığım bir durgunluk var. Bunu çözebilmiş değilim. Her ne ise, size asıl söylemek istediğim, artık sitede mutlu olamamam. Site bana hiç tat vermiyor. Sitede bana yönetici olarak da ihtiyaç olmadığını düşünüyorum. Bu nedenlerden dolayı, üstümde bir yük haline gelen yöneticilik ünvanının kaldırılmasını talep ediyorum. Eminim ki, siteye yine en sık ben uğrayacağım. Yine en fazla soruları ben yanıtlayacağım. Ve en fazla hareketi yine ben sağlayacağım. Fakat bu yöneticilik ünvanı beni sıkmaya başladı.

Görüşmek üzere, sevgiyle kalın...

Arzu"
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu