Tuna Kiremitçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tuna Kiremitçi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

08 Mart 2010

BU NASIL BİR SEVGİ KANITLAMAK?..

2030 yılından güncel bir öykü..

Sıcak, yapışkan yaz günü, cezaevinin kapısı... Mavi gömleğinin sırtı şimdiden laciverde dönmüş terli bir adam, bavuluyla çıkıp bakar gökyüzüne: Tek bulut yoktur.

Eski bir müdür yardımcısı olan adam, âşık olduğu ana sınıfı öğretmenini öğrencilerin gözü önünde öldüreli yirmi yıl geçmiştir. Yıllarca tımarhaneyle cezaevi arasında mekik dokuduktan sonra nasıl olmuşsa, şartlı tahliyesine karar verilmiştir.

Adam artık özgürdür ama durumu kavramakta güçlük çekmektedir. Sendeleyen bilinci yirmi yılda iyice körelmiş olduğundan, kendisini dışarıda neyin beklediği hakkında en küçük bir fikri yoktur.

***

Cezaevi kapısının karşısında gri bir araba ve yirmili yaşlarda iki adam görür. Kim olduklarını çıkaramaz. Gençlerden biri arabanın kapısını açar. Binmesi gerektiğini anlar adam.

İri kıyım gencin kullandığı arabayla saatlerce yol alırlar. Bu arada hava kararmıştır. Asfalttan sapıp ışıksız ara yollara girerler. Cezaevinden çıkmış adamın gözlerinde herhangi bir ifade yoktur. Karanlığa öylece bakmaktadır.

***

Dar ve karanlık yollardan sonra, nihayet bir kır evinin önünde dururlar. Büyükçe bir evdir burası, veranda lambasının altında gölgeler vardır. İri kıyım genç arka kapısını açar arabanın, adamın inmesi gerekmektedir.

Verandada kadınlı erkekli yirmi kişi görür. Konuşmadan bakarlar adama. Ampulün solgun ışığıyla aydınlanan yüzünde ilk defa korktuğunu belli eden bir ifade belirir. Kimdir bu insanlar? Ona ne yapacaklardır?

“Korkma...” der, bir kadın: “Biz o gün sınıfta olan öğrencileriz. O zaman altı yaşındaydık. Öğretmenimize onu sevdiğini söyleyerek ateş etmeni, sonra da bıçaklamanı gördük ve unutmadık. Bu yüzden kimseye ’seni seviyorum’diyemedik hayatımızda. Bize söyleyen herkesten de korktuk. Buna yol açan kişiyi tanımak için yıllarca bekledik seni.”

Adam neyle karşı karşıya olduğunu anlamıştır. Oradan sağ çıkamayacağını düşünmeye başlar. Başı dönmektedir, oturmak için izin ister, bir sandalye gösterirler.

“Korkma...” der aynı kadın: “Biz seni affetmeye çoktan karar verdik. Sabaha evinde olacaksın. Ama seni o halinle başımıza müdür yardımcısı diye koyanlarla savaşımız sürecek. Sonuna kadar. Şimdi söyle, aç mısın?”

Kadının gözlerine bakamaz, başını çevirir adam. Kır evinin hemen önünde, gece kara bir duvar gibi yükselmektedir.


                                        *      *      *

İstanbul Bağcılar’da görev yaptığı İTO İlköğretim Okulu’nda Müdür Yardımcısı Ekrem Şavran’ın, aynı okulun Ana Sınıfında, 20 tane küçük çocuğun gözleri önünde, öğretmenleri Derya Çakır'ı tabancayla ateş ettikten sonra boğazını keserek katlettiğini, haberlerde duymuş veya okumuşsunuzdur.

Müdür Yardımcısı Ekrem Şavran'ın savcılıkta verdiği ifade de; "Derya'yı vurduktan sonra, öğrencilere dönerek, 'Derya hocayı ne kadar sevdiğimi biliyorsunuz' dedim" şeklinde konuşmuş. Ayrıca, "Kendime de sıkacaktım ancak silah bir türlü ateş almadı" diyerek de, ne kadar masumane, sadece aşk ve sevgi ile bu cinayeti işlediğini belirtiyor.

Şimdi, 25 yaşında yaşamının baharında olan bir genç kız toprağın altında, diğeri ise kimbilir ne hafifletici sebepler uydurularak, kısa bir süre sonra aramıza dönmek üzere cezaevinde.

Fakat, kanlı bir cinayete gözleri ile tanık olan 20 tane küçük çocuğun yaşadıkları bu travma ne olacak?.. Bu travmadan nasıl kurtulabilecek bu 20 tane körpe beyin?.. Tuna Kiremitçi'nin sözleriyle, nasıl "seni seviyorum" diyebilecek bu çocuklar büyüdükleri vakit bile?..

Asıl sorgulanması gereken bu olmalı kanımca..

25 Aralık 2009

İYİ Kİ İZLETTİRMEDİN ANNECİĞİM!..


İkimiz de neden kapattın o kanalı diye kızmıştık sana..
Babamla ikimiz..
"Ayy, zaten izlediğim bir iki dizi var. Onu da çok mu görüyorsunuz bana.." diyerek..
Kapatmıştın Habertürk'de Balçiçek Pamir'in sunduğu "Karşıt Görüş" programını..
Ne iyi etmişsin bilmeyerek!..
Ben her zaman derim zaten; "Annemin hisleri çok kuvvetlidir" diye.
İyi ki o adamın o sözlerini duymamışız.. Duyup da sinir küpü olmamışız..

Gazete Vatan sitesinde Mustafa Mutlu'nun yazdığı kadarıyla bile, o adamı dinlemediğime çok seviniyorum..
Yok canım!.. Bu kadarı da olmaz ki!.. demeyin sakın..
Habertürk'te Balçiçek Pamir'in o geceki konuklarından biri "İslamcı Şair" olarak tanınan İsmet Özel, diğeri de yazar Ahmet Turan Alkan..

…..

Şimdi sizlere bu iki konukla ilgili, üç köşe yazarının yazdıklarından bölümler sunayım ve değerlendirmeyi de sizlere bırakayım..
Önce Gazete Vatan'dan Mustafa Mutlu'nun yazısından bir alıntıyı okuyun.. Sonra da, diğerlerini..
"Son örnek; “İslamcı Şair” olarak bilinen İsmet Özel...

Önceki akşam Habertürk’te bir programa katıldı ve “kışkırtıcılığın” ulaşabileceği boyutu tüm örnekleriyle sergiledi...

AKP hayranlığını açık açık dile getirdi, sunucu “Şimdi Suriye’ye Başbakan Erdoğan’ın konuşmasına bağlanıyoruz” dediğinde, “Hah... Yaşasın” diyerek sevindi...

İşte bu kişinin, milyonlarca vatandaşımızı canevinden vuran sözlerinden bazıları:"

“Alevilik ilkelliktir... Bunu herkes kolaylıkla gözlemleyebilir. Dağda kalan Alevi kalmıştır, gelip yerleşen Sünnileşmiştir.”

“Toroslar’a gidin görün. Alevilik, Müslüman baskısından kurtulmak isteyen gayri Müslimlerin sığındıkları bir şeydir.”

“Aleviler, Haçlı Seferleri başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra burayı terk etmek istemeyen Avrupalılardır.”

“Bizim demokrat olmak gibi bir derdimiz yok.”

“Türkiye sınırları içinde değil Ruhban Okulu, Patrikhane’nin bulunması bile milli devletimizin işine gelen bir şey değil.”

“Müslüman değilseniz, Türk olamazsınız. Türk demek Müslüman demektir.”

“Türkiye Cumhuriyeti bir İslam Cumhuriyeti olarak kuruldu.”

“Türkiye Cumhuriyeti’nin şu anda İslam cumhuriyeti olması gerekiyordu, 86 yılımızı feda ettik.”

“Türk olmayana gavur denir. Gavurda akıl olsa Müslüman olurdu.”

“Nasıl Türk olunur? Namaz kılarak.”

….

Aşağıya aldığım kısım da, yine Gazete Vatan yazarı Tuna Kiremitçi'den;

"Balçiçek Pamir’in “Karşıt Görüş” programında yazar Ahmet Turan Alkan’ı hayret ve hayranlıkla izledim.

İzlerken de, milletçe neye ihtiyacımız olduğunu birden anladım: Bütün ihtiyacımız, Ahmet Turan Alkan’daki sağduyu...

Kendisiyle her zaman aynı fikirleri paylaşmıyor olabiliriz ama şu zor günlerimiz için gerçek bir rol modeli bence.

Bir kere İsmet Özel’in çılgın provokasyonlarına rağmen beyefendiliğini korudu.

Sonra asla kırıcı olmadı ama düşüncelerinden de dirhem geri adım atmadı.

Eyüp Peygamber sabrının bir yansıması, derviş sakinliği, bilgece bir sağduyu... Hepsi vardı Ahmet Turan Alkan’da. Ama sonunda kadar eleştiri ve kendi fikrini çatır çatır söyleme de vardı.

Programın ev sahibi Balçiçek’in gardı bile zaman zaman düşer gibi oldu ama onunki düşmedi.

Sonuçta gerçekten zor bir sınavdan alnının akıyla, örnek alınası bir şekilde geçti üstat.”

….

Son olarak da, Hürriyet'den Ahmet Hakan'ın değerlendirmesi;

"Bir zamanlar bir İsmet Özel vardı

KARLI bir gece vakti dostunu uyandırırdı...

Gözleri “nemli” değil “namlu”ydu... Her şey o yaşarken olup bitmişti...

“İnsan eşref-i mahlukattır” derdi babası... Birinin gözlerine bakıp, “Bir şehrin varoşları gibi... Ayaklanmaya hazır” türünden benzetmeler yapardı.

Zaptiyeler ve maliye onun ruhunun peşindeydi...

O savaşmasa güm güm vurmazdı kömürün kalbi Kozlu’da...

Hayat sevgilisiydi...

“İçimden şu zalim şüpheyi kaldır / Ya sen gel ya beni oraya aldır” derdi...

Zor zamanda konuşurdu...

Faydasız yazılar yazardı...

Taşları yemek yasak derdi...

Albatros’u Baudelaire’den öğrenmişti...

“Waldo sen neden burada değilsin” diye sorardı...

Ve işte kaybettik onu...

Şimdi en ağdalı cümlelerle en sıradan faşizmin türküsünü çığırıyor...

Bu yüzden artık duymak istemiyorum onu..."

…..

Bu tür sözleri duyunca hayret etmemek, eğer o da insansa insanlığından, müslümanım diyorsa müslümanlığından utanmamak mümkün mü?..
Okuyunca tüylerim diken diken oldu..
İyi ki izlememişim dedim..
Çok teşekkürler anneciğim..
İyi ki varsın başımızda..
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu