Kadinlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kadinlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

01 Şubat 2011

İlişkinizdeki sorunlar veya kafanızdaki soruların muhtemel çözümleri


Kız arkadaşınızın modu hava durumu gibi değişiyorsa, nasıl davranmak gerekir.?
Erkek arkadaşınızın YouTube'a aptal bir videonuzu koysa ne yaparsınız.?
Aldatılmanın üstesinden nasıl gelirim.?
Bir ilişkide kadın baskın karakterli ise sorun çıkar mı.?

Yukarıdaki soruları ne ben cevaplıyacağım, ne de siz cevap verin diye sorulmuş değildir. Yukarıdaki sorular gibi daha binlercesi her genç kız ve erkeğin aklından geçmekte. Bu sorulara, kimi zaman bir arkadaşa danışarak, kimi zaman da gazetelerin kadın erkek ilişkileri uzmanlarına yöneltilerek cevapları aranmaktadır.

Peki bu sorulara cevap bulmanın başka bir yöntemi yok mudur.?? Yani, sadece bir kaç arkadaşımızdan veya bir iki gazetedeki uzmandan alacağımız yanıtlar bize yeterli gelmezse ne yapmalıyız.? Bu cevaplar bizi tatmin etmediğinde, bu sorunlarla birlikte mi yaşamaya devam edeceğiz.? Aynı soruya verilecek bir çok cevap arasından bizim kafamıza yatan, kendimize özel sorunumuza çözüm olacak bir yanıt bulabileceğimiz bir yer olsa güzel olmaz mı.?? Bizim sorunumuz çerçevesinde bir çok tavsiye, öneri ve/veya görüş sunacak bir sosyal paylaşım sitesi harika olmaz mı.?

İşte tüm bu sorularımıza cevap bulabileceğimiz bir yer biliyorum.. Bu yer sizin de çok işinize yarayacaktır.. Buna eminim.. Kadın erkek ilişkilerinin her türlüsünü, (Flört, Aşk, Cinsellik, Ayrılık, Kişilik, Sağlık, Moda ve Diğer başlık isimleri altında) bulabileceğiniz bir yer.. Burada hem siz soru sorup cevap arayabileceğiniz gibi, hem de o yerin Güzin Ablalarından biri olabilirsiniz.. Tabii ki yeterli birikim ve tecrübeye sahip olup, kendinize güveniyorsanız.. Ama, belki de sizin bir cevabınızla bir arkadaşınızın sorununu çözmüş olacaksınız.. Bir tek kişinin sorununu çözmek bile tek başına insana huzur verecek bir mutluluk kaynağı..

Burası neresi ki, diye fısıltılarınızı duyuyorum.. Açıklayacağım elbette.. ABD'de okuyan Türk gençlerinin de ortaklaşa 4 yıl önce ABD'de kurdukları GirlsAskGuys.com adlı sosyal paylaşım sitesini belkide duymuş olanınız vardır.. Şu anda 4 milyonu aşan kullanıcı sayısına sahip bulunan bu sitenin kurucuları bu defa Türkiye'de bunun aynısını Türkçe olarak kurmuşlar.. Henüz çok yeni olan sosyal paylaşım sitesi, kurucularının açıklamalarına göre, yıl sonuna kadar 1 milyon kullanıcı sayısına ulaşmayı hedefliyorlar..

Şimdi üzerinde bu kadar laf ettiğim bu site neresi, onu da söyleyip bitireyim sözlerimi.. KizlarSoruyor.com adlı bu site, kullanıcılarına interaktif olarak hizmet sunan bir platform. İhtiyacınız olan cevapları anında bulabileceğiniz bu platform sizi bekliyor sevgili gençler.. Sorunları olan kadın ve erkekler.. Ayrıca, bu site üyelerine sordukları soru veya cevaplarının popülaritesine göre Xper puanı kazanıyorlar.. Kazandıkları bu puanları biriktirerek hediye kazanıyorlar. Bu hediyeleri ise bazı firmaların (Firma ismi vermeyim, reklam olmasın) sitelerinde kazandıkları puanları kullanarak alma imkanına sahipler..

Umarım ve dilerim, herkes kendi aradığı cevabı bularak mutlu olur.. Hatta, başkalarının aradıkları cevap da sizde olabilir ve onların mutluluğu sizin elinizdedir belkide..

Hepinize sevgiler sunuyorum..

resim : picfor.me/tr

08 Mart 2010

BU NASIL BİR SEVGİ KANITLAMAK?..

2030 yılından güncel bir öykü..

Sıcak, yapışkan yaz günü, cezaevinin kapısı... Mavi gömleğinin sırtı şimdiden laciverde dönmüş terli bir adam, bavuluyla çıkıp bakar gökyüzüne: Tek bulut yoktur.

Eski bir müdür yardımcısı olan adam, âşık olduğu ana sınıfı öğretmenini öğrencilerin gözü önünde öldüreli yirmi yıl geçmiştir. Yıllarca tımarhaneyle cezaevi arasında mekik dokuduktan sonra nasıl olmuşsa, şartlı tahliyesine karar verilmiştir.

Adam artık özgürdür ama durumu kavramakta güçlük çekmektedir. Sendeleyen bilinci yirmi yılda iyice körelmiş olduğundan, kendisini dışarıda neyin beklediği hakkında en küçük bir fikri yoktur.

***

Cezaevi kapısının karşısında gri bir araba ve yirmili yaşlarda iki adam görür. Kim olduklarını çıkaramaz. Gençlerden biri arabanın kapısını açar. Binmesi gerektiğini anlar adam.

İri kıyım gencin kullandığı arabayla saatlerce yol alırlar. Bu arada hava kararmıştır. Asfalttan sapıp ışıksız ara yollara girerler. Cezaevinden çıkmış adamın gözlerinde herhangi bir ifade yoktur. Karanlığa öylece bakmaktadır.

***

Dar ve karanlık yollardan sonra, nihayet bir kır evinin önünde dururlar. Büyükçe bir evdir burası, veranda lambasının altında gölgeler vardır. İri kıyım genç arka kapısını açar arabanın, adamın inmesi gerekmektedir.

Verandada kadınlı erkekli yirmi kişi görür. Konuşmadan bakarlar adama. Ampulün solgun ışığıyla aydınlanan yüzünde ilk defa korktuğunu belli eden bir ifade belirir. Kimdir bu insanlar? Ona ne yapacaklardır?

“Korkma...” der, bir kadın: “Biz o gün sınıfta olan öğrencileriz. O zaman altı yaşındaydık. Öğretmenimize onu sevdiğini söyleyerek ateş etmeni, sonra da bıçaklamanı gördük ve unutmadık. Bu yüzden kimseye ’seni seviyorum’diyemedik hayatımızda. Bize söyleyen herkesten de korktuk. Buna yol açan kişiyi tanımak için yıllarca bekledik seni.”

Adam neyle karşı karşıya olduğunu anlamıştır. Oradan sağ çıkamayacağını düşünmeye başlar. Başı dönmektedir, oturmak için izin ister, bir sandalye gösterirler.

“Korkma...” der aynı kadın: “Biz seni affetmeye çoktan karar verdik. Sabaha evinde olacaksın. Ama seni o halinle başımıza müdür yardımcısı diye koyanlarla savaşımız sürecek. Sonuna kadar. Şimdi söyle, aç mısın?”

Kadının gözlerine bakamaz, başını çevirir adam. Kır evinin hemen önünde, gece kara bir duvar gibi yükselmektedir.


                                        *      *      *

İstanbul Bağcılar’da görev yaptığı İTO İlköğretim Okulu’nda Müdür Yardımcısı Ekrem Şavran’ın, aynı okulun Ana Sınıfında, 20 tane küçük çocuğun gözleri önünde, öğretmenleri Derya Çakır'ı tabancayla ateş ettikten sonra boğazını keserek katlettiğini, haberlerde duymuş veya okumuşsunuzdur.

Müdür Yardımcısı Ekrem Şavran'ın savcılıkta verdiği ifade de; "Derya'yı vurduktan sonra, öğrencilere dönerek, 'Derya hocayı ne kadar sevdiğimi biliyorsunuz' dedim" şeklinde konuşmuş. Ayrıca, "Kendime de sıkacaktım ancak silah bir türlü ateş almadı" diyerek de, ne kadar masumane, sadece aşk ve sevgi ile bu cinayeti işlediğini belirtiyor.

Şimdi, 25 yaşında yaşamının baharında olan bir genç kız toprağın altında, diğeri ise kimbilir ne hafifletici sebepler uydurularak, kısa bir süre sonra aramıza dönmek üzere cezaevinde.

Fakat, kanlı bir cinayete gözleri ile tanık olan 20 tane küçük çocuğun yaşadıkları bu travma ne olacak?.. Bu travmadan nasıl kurtulabilecek bu 20 tane körpe beyin?.. Tuna Kiremitçi'nin sözleriyle, nasıl "seni seviyorum" diyebilecek bu çocuklar büyüdükleri vakit bile?..

Asıl sorgulanması gereken bu olmalı kanımca..

12 Mayıs 2009

Eşinizin sizi aldatmasını önlemenin, tek yolu.

Evlilikte mutlu olmak, bir yerde şans meselesidir, diyenler var. Ben buna inanmayanlar grubuna dahilim. Eğer, mutlu değilsen, sevmiyor ve anlaşamıyorsan, beklemenin anlamı yok. İleride daha büyük sorunlara yol açmamak için, yol yakınken ayrılmak en güzeli. Eğer, eşlerden biri diğerini aldatıyor ve diğeri bunu hissetmiş veya öğrenmişse, dakika beklemeden avukata dilekçeyi vermeli. Hiç hırgür yaşamadan, eşini muhattap dahi almadan, bir an önce yeni yaşamını kurmanın yolunu çizmeli. Aksi halde, içinden çıkması daha zor sorunlarla uğraşmak zorunda kalır ki, bunu yaşamaya herkesin gücü yetmeyebilir.

Eşler arasında aldatmaya gelince, toplumumuzda, kadın ve erkekler arasında ayırım yapıldığı, erkeğe daha hoşgörü gösterildiği yadsınamaz bir gerçektliktir. Aldatma konusunda, erkeklerle kadınların aldatma kriterleri ve şekilleri farklı olmaktadır. Bir kadının eşini aldatma aşamasına gelmesi için, eşinin ona ilgisinin azalması, onu aldatttığını öğrenmesi gibi, daha çok erkeğin olumsuz davranışları buna yol açar. Nadiren de, aşık olduğu başka bir erkeğin baskıları sonucu, eşini aldatabilmektedir. Erkekler ise, hiç böyle durumların olmasını beklemeksizin, aldatmanın erkekliğin şanından olduğu veya eşi dışında başka bir kadınla birlikte olmanın, bir aldatma olmayacağı düşüncesiyle hareket ederler. Bu duyguyu bastırmanın zayıflık olduğunu düşünürler. Çünkü, onlara bu düşünce toplumca şırınga edilmiştir.

Bir toplumda, erkeğin ve kadının birlikteliğinde, böylesine tek yanlı yargılar oluşmuşsa, erkeğe tanınan haklardan kadınlar yararlanamıyor, erkeğin yaptıkları mübah, kadının ki günah sayılıyorsa, o toplumdaki kadın erkek ilişkisi temelden sarsılmaya mahkumdur. Bu sarsıntı, toplumun bütün kesimlerini ve sistemini etkileyeceği gibi, en başta da çocukları etkileyecektir. Bu olumsuz etkileşim, toplumun tüm değerleri ile birlikte çöküşünü hazırlayacak ve hızlandıracaktır. Kendilerini böyle olumsuzluklardan, eşitsizliklerden koruyabilmiş, bütün bireylerine gerçek anlamda eşit haklar tanımış toplumlar dışında kalanlar, bu çöküş ve yokoluştan nasbini alacakları kaçınılmazdır.

Yaşadığımız dünyada, eğer aldatma ortadan kaldırılamayacak bir olgu ise, aldatmasız bir dünya olamaz deniyorsa; O halde, yasalarımızı buna göre oluşturmamız gerekir. Eşit haklar tanımamız gerekir. Eşlerden biri, eşini başkasıyla aldattığı tesbit edildiğinde, aldatılan eşe de bu hak tanınmalı. Ayrılmayı düşünmeyen eşine de, kendisini aldatan kişiyi aldatma hakkı yasayla verilmeli. Aldatılan eşe verilen bu hak, karşı tarafa diğer cezalardan daha çok caydırıcılık verecektir. Eşinin kendisinden başka biriyle olmasını düşünmek dahi istemeyecek ve bu onu aldatma düşüncesini bastırma ve frenlemesine sebep olacaktır.

Bu duruma, bir çok kesimin zinanın serbestleşmesi gözüyle bakacağı ve buna tepki göstereceği muhakkaktır. Zina, dinlerin tümünde yasaklandığı halde, niçin bunun önüne geçilemiyor? Dinlerde olmadığı halde, zina yapanlar arasında erkek ve kadın ayrımı yapılıyor? Bunu hiç düşündünüz mü? Çünkü, insanlar zamanla kutsal metinleri dahi kendi istek ve menfaatleri doğrultusunda değiştirip, orada geçen kelimelerin ve cümlelerin anlamlarını farklı şekillerde yorumlamaya, içselleştirmeye ve başkalarına empoze etmeye başlıyorlar. O metinleri gerçek anlamlarından çıkarıp, farklılaştırarak toplum üzerindeki baskı ve egemenliklerini sürdürmek istiyorlar.

Eğer, eşitlikçi ve özgür bir toplumda yaşamak istiyorsak, toplumun eskimiş ve köhnemiş değer yargılarını değiştirip, yerine daha çağdaş ve eşitlikçi bir düzene kavuşturmalıyız. Yasalarımızı buna göre düzenleyip, tüm topluma da bu yeni değer yargılarını içselleştirmelerini sağlamalıyız. Kimsenin diğerlerinden üstün olmadığını, bütün bireylerin toplumda eşit haklara sahip olduğunu, bunun bir insan hakkı olduğunu ve yasalarımızın da bunu öngördüğünü tüm topluma inandırmak zorundayız. Bunu yaparsak, toplumumuz ilerlemeye devam eder, aksi halde Tanrının adaleti o toplumu mutlaka yok edecektir.

Burada en büyük görev, biz kadınlara düşmektedir. Çünkü, erkeklerin böylesine bir dönüşümü gerçekleştirme istek ve düşüncede olmalarını beklemek, hayal kurmaktan başka bir şey değildir. Geleceğimizi kurtarmanın yolu, biz kadınların korkmadan ve yılmadan eşit haklarımızı hayata geçirmek için mücadele etmektir. Bu yolda atılacak her türlü adım mübahtır ve bu adımları desteklemeliyiz.

Son olarak, evlenme aşamasında olan kadınlara bir tavsiyem olacaktır. Yasalarımız değişene kadar, evleneceğiniz erkekle bir sözleşme yapınız. Ne kadar çok severseniz sevin, ne kadar aşık olursanız olun, sonuçta evleneceğiniz kişi, bir erkek. Bu toplumun genel yargıları ile yetişmiş olan bir erkektir, sizin evleneceğiniz kişi. Sözleşmenizde; "Seni başka birisi ile aldattığım takdirde, senin de beni aldatma hakkın olduğunu kabul ediyorum." diye yazarak her ikiniz de imzalayınız. Bu tür bir sözleşme, her iki tarafı da, frenleyecektir.

Photo

02 Aralık 2008

Yüreğine iğne saplanan kadınlar...

Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya... En az erkekler kadar yani!

Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!



İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır.

Gözleri buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte...

Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır... Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın...

İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli... Ve kadın ağlar; hem de çok!

Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa
bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar.

Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü.

Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. İçlerindeki zehirdir onları öldüren!

Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları.
Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar.

Zaman geçer sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı...

Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında...

Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları ASK gerçeği onların gözünde küçülür.. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden.
Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan...

İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar...

Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar...

Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. Eee o zaman niye sarılsınlar ki? Niye sarılalım ki?
Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur.
Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır. Bilin ki, artık aşkın
olmadığına inanmıştır. Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır.

O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!

Alıntıdır.

Arzu'nun Notu : Hiç bir kadının yüreğine iğne saplamayan, TILSIM'a teşekkürler...


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu