beyin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beyin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Temmuz 2009

EKSANTRİK BEYİNLİ NEDİR?

Geçenlerde, FreindFeed’de takılıyorum. Arkadaşlarla şundan, bundan konuşup, vakit öldürüyoruz. Üye olanlar bilir, FF’de bir direkt iletiler bağlantısı var. Bir ara baktım, bir ileti gelmiş. Özelden konuşma isteği var herhalde diye düşündüm. Baktım, öyle bir şey değil. Furkan Gökçe isimli bir arkadaşın, bir önerisi var. Furkan’ın önerisi ve aramızda geçen diyalog aynen aşağıdaki gibi..

Merhaba Arzu. Sana isim sponsoru olmak istiyorum. İsim şöyle olacak: istediğinisim.beyinli.com Umarım kabul edersin...

Vay be, isim sponsoru ha, Furkancım.. Ne yapmam lazım bilemiyorum ki.. Aklıma gelmiyor bir şey.. sonra, bir de şu var; hangi ismi seçsem, bir elştiriye uğrama ihtimali olabilir. Bilmem!!.. :) - Arzu Breda
Sen bilirsin. Kus, mercimek ... Olabilir.... - Furkan Gökçe
Veya direk inciler.beyinli.com bilene olabilir... - Furkan Gökçe
Aa evet evet.. Mesala kuş beyinli olabilir bak.. Tam bana uygun.. :Pp Bana bak parçalamayım seni şimdi.. - Arzu Breda
:D Canım niye üstüne alınıyorsun ki? Benim aklıma geldi koydum oraya. Ama iyiki koymuşum. Çok iyi bir fikir getirdin aklıma :D Kuş beyinli adı ile bir çizgiblog yapabilirim. kus.beyinli.com SAĞOL ARZU :D - Furkan Gökçe
Ben bu sponsorluk mevzusunu unutmuşum. Her gün arada FF’ye giriyorum ama, Furkan’ın bu konuyla ilgili benden cevap beklediğini unutmuşum. Daha da doğrusu ben böyle bir sponsorluk vs. istediğimden de emin değilim. Bana biraz ters gelir düşüncesindeyim. Aradan iki gün geçtikten sonra, Furkan’dan bir özel ileti daha geldi. Neden cevap vermedin? Küstün mü? Gibisinden..
O özel iletinin tam metni de, şöyle gelişti;
Arzu neden cevap vermedin? Gerçekten öyle bir düşünceye sahip değildim. Sen söyleyince aklıma geldi. İstediğin bir isim varsa hemen yönlendirelim. Özür dilerim seni küstürdüysem :)

Ayy Furkancım, gerçekten ben özür dilerim.. Unutmuşum senin cevap beklediğini. Küsme filan yok. Ne yaptın da küseyim canım.. :) Fakat, benim başka bir siteyle filan uğraşmaya hiç ama hiç zamanım yok. O nedenle, teklifine cevap vermedim. Teklifin aslında çok güzel bir fikir, fakat dediğim gibi, zamanım yok. Yine çok teşekkür ederim, beni düşünüp, teklifte bulunduğun için. - Arzu Breda
Ben sana yeni bir site vermeyeceğim. Şu an varolan sitenin adresini değiştireceğim. Yani arzununincileri.blogspot.com yazıldığında da benim vereceğim adres yazıldığında da aynı siteye; şu anki sitene girilecek. Anladın mı? Yani yeni bir site olayı yok :) - Furkan Gökçe
Tamam Furkancım.. Anladım durumu.. Şöyle yapabilirsin o zaman.. http://eksantrik.beyinli.com Nasıl oldu? Beğendin mi? :DD Arzu Breda
Ben yapıyorum şu an. İstediğin zaman kullanmaya başlayabilirsin. - Furkan Gökçe
Sitenin ip numarası lazım bana. - Furkan Gökçe
Yönlendirdim. Sorun yoksa 24-48 saat içinde aktifleşecektir. - Furkan Gökçe

Evet, durum aydınlandıktan sonra, ben istediğim beyinli.com ismini verdim ve Furkan da, tamam dedi.
Dün BloXoo’ya uğramıştım. Çoktandır pek uğramıyorum. Nedeni çok ama, şimdi onunla sizi sıkmak istemiyorum. Bloxoo forumda takılmış birilerine laf yetiştirmeye devam ederken, birine özel mesajla bir şey saylemem gerekti. Ona özel mesajı gönderdim ve forumda da kendisine Ö.M gönderdiğimi bakmasını söyledim. Bir süre sonra, çıkmak üzereyken Ö.M. ‘a ne cevap vermiş diye baktığımda, bir başka Ö.M’ın daha olduğunu gördüm. Özel mesajı gönderen Furkan’dı. İstemiş olduğum http://eksantrik.beyinli.com adlı sitenin aktifleştiğini bildiriyordu. Kendisine teşekkür ettim ve bloxoo’dan da çıktım.
Bugün de, FF’ye bir bakayım, kimler var, nelerden bahsediliyor diye bakayım dedim. Bakmama fırsat kalmadı. Bir özel ileti geldiğini gördüm. Aşağıda tam metni bulunan..
İlk isim sponsorluğunu gerçekleştirmiş bulunuyorum. Hayırlı olsun Arzu Breda :)

http://eksantrik.blogspot.com artık bunu kullanabilirsin. :) - Furkan Gökçe
  
Evet, bayanlar ve baylar! Şu anda blogumun iki adet adresi bulunmaktadır. Birisi bildiğiniz, http://arzununincileri.blogspot.com diğeri de, Sevgili arkadaşım Furkan’ın hediyesi olan, http://eksantrik.beyinli.com
Furkan arkadaşıma buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Bu sponsorluk işinde ilk tercihini benden yana kullanıp, beni seçtiği için, teşekkür ederim. Böylece, bu iki adresten hangisine tıklarsanız, benim blogu bulacaksınız.
Ne mutlu bana. Değil mi? Eğer sizlerin de isim sponsorluğunu yapmasını isterseniz, kendisine şuradan http://www.beyinli.com/iletisim/ adresinden ulaşabilirsiniz. Ancak, isim seçerken çok dikkatli olun. Olur olmaz isimler seçip de, rezil rüsva olmayın.
Hepinize iyi beyinler dilerim.

12 Mayıs 2009

Eşinizin sizi aldatmasını önlemenin, tek yolu.

Evlilikte mutlu olmak, bir yerde şans meselesidir, diyenler var. Ben buna inanmayanlar grubuna dahilim. Eğer, mutlu değilsen, sevmiyor ve anlaşamıyorsan, beklemenin anlamı yok. İleride daha büyük sorunlara yol açmamak için, yol yakınken ayrılmak en güzeli. Eğer, eşlerden biri diğerini aldatıyor ve diğeri bunu hissetmiş veya öğrenmişse, dakika beklemeden avukata dilekçeyi vermeli. Hiç hırgür yaşamadan, eşini muhattap dahi almadan, bir an önce yeni yaşamını kurmanın yolunu çizmeli. Aksi halde, içinden çıkması daha zor sorunlarla uğraşmak zorunda kalır ki, bunu yaşamaya herkesin gücü yetmeyebilir.

Eşler arasında aldatmaya gelince, toplumumuzda, kadın ve erkekler arasında ayırım yapıldığı, erkeğe daha hoşgörü gösterildiği yadsınamaz bir gerçektliktir. Aldatma konusunda, erkeklerle kadınların aldatma kriterleri ve şekilleri farklı olmaktadır. Bir kadının eşini aldatma aşamasına gelmesi için, eşinin ona ilgisinin azalması, onu aldatttığını öğrenmesi gibi, daha çok erkeğin olumsuz davranışları buna yol açar. Nadiren de, aşık olduğu başka bir erkeğin baskıları sonucu, eşini aldatabilmektedir. Erkekler ise, hiç böyle durumların olmasını beklemeksizin, aldatmanın erkekliğin şanından olduğu veya eşi dışında başka bir kadınla birlikte olmanın, bir aldatma olmayacağı düşüncesiyle hareket ederler. Bu duyguyu bastırmanın zayıflık olduğunu düşünürler. Çünkü, onlara bu düşünce toplumca şırınga edilmiştir.

Bir toplumda, erkeğin ve kadının birlikteliğinde, böylesine tek yanlı yargılar oluşmuşsa, erkeğe tanınan haklardan kadınlar yararlanamıyor, erkeğin yaptıkları mübah, kadının ki günah sayılıyorsa, o toplumdaki kadın erkek ilişkisi temelden sarsılmaya mahkumdur. Bu sarsıntı, toplumun bütün kesimlerini ve sistemini etkileyeceği gibi, en başta da çocukları etkileyecektir. Bu olumsuz etkileşim, toplumun tüm değerleri ile birlikte çöküşünü hazırlayacak ve hızlandıracaktır. Kendilerini böyle olumsuzluklardan, eşitsizliklerden koruyabilmiş, bütün bireylerine gerçek anlamda eşit haklar tanımış toplumlar dışında kalanlar, bu çöküş ve yokoluştan nasbini alacakları kaçınılmazdır.

Yaşadığımız dünyada, eğer aldatma ortadan kaldırılamayacak bir olgu ise, aldatmasız bir dünya olamaz deniyorsa; O halde, yasalarımızı buna göre oluşturmamız gerekir. Eşit haklar tanımamız gerekir. Eşlerden biri, eşini başkasıyla aldattığı tesbit edildiğinde, aldatılan eşe de bu hak tanınmalı. Ayrılmayı düşünmeyen eşine de, kendisini aldatan kişiyi aldatma hakkı yasayla verilmeli. Aldatılan eşe verilen bu hak, karşı tarafa diğer cezalardan daha çok caydırıcılık verecektir. Eşinin kendisinden başka biriyle olmasını düşünmek dahi istemeyecek ve bu onu aldatma düşüncesini bastırma ve frenlemesine sebep olacaktır.

Bu duruma, bir çok kesimin zinanın serbestleşmesi gözüyle bakacağı ve buna tepki göstereceği muhakkaktır. Zina, dinlerin tümünde yasaklandığı halde, niçin bunun önüne geçilemiyor? Dinlerde olmadığı halde, zina yapanlar arasında erkek ve kadın ayrımı yapılıyor? Bunu hiç düşündünüz mü? Çünkü, insanlar zamanla kutsal metinleri dahi kendi istek ve menfaatleri doğrultusunda değiştirip, orada geçen kelimelerin ve cümlelerin anlamlarını farklı şekillerde yorumlamaya, içselleştirmeye ve başkalarına empoze etmeye başlıyorlar. O metinleri gerçek anlamlarından çıkarıp, farklılaştırarak toplum üzerindeki baskı ve egemenliklerini sürdürmek istiyorlar.

Eğer, eşitlikçi ve özgür bir toplumda yaşamak istiyorsak, toplumun eskimiş ve köhnemiş değer yargılarını değiştirip, yerine daha çağdaş ve eşitlikçi bir düzene kavuşturmalıyız. Yasalarımızı buna göre düzenleyip, tüm topluma da bu yeni değer yargılarını içselleştirmelerini sağlamalıyız. Kimsenin diğerlerinden üstün olmadığını, bütün bireylerin toplumda eşit haklara sahip olduğunu, bunun bir insan hakkı olduğunu ve yasalarımızın da bunu öngördüğünü tüm topluma inandırmak zorundayız. Bunu yaparsak, toplumumuz ilerlemeye devam eder, aksi halde Tanrının adaleti o toplumu mutlaka yok edecektir.

Burada en büyük görev, biz kadınlara düşmektedir. Çünkü, erkeklerin böylesine bir dönüşümü gerçekleştirme istek ve düşüncede olmalarını beklemek, hayal kurmaktan başka bir şey değildir. Geleceğimizi kurtarmanın yolu, biz kadınların korkmadan ve yılmadan eşit haklarımızı hayata geçirmek için mücadele etmektir. Bu yolda atılacak her türlü adım mübahtır ve bu adımları desteklemeliyiz.

Son olarak, evlenme aşamasında olan kadınlara bir tavsiyem olacaktır. Yasalarımız değişene kadar, evleneceğiniz erkekle bir sözleşme yapınız. Ne kadar çok severseniz sevin, ne kadar aşık olursanız olun, sonuçta evleneceğiniz kişi, bir erkek. Bu toplumun genel yargıları ile yetişmiş olan bir erkektir, sizin evleneceğiniz kişi. Sözleşmenizde; "Seni başka birisi ile aldattığım takdirde, senin de beni aldatma hakkın olduğunu kabul ediyorum." diye yazarak her ikiniz de imzalayınız. Bu tür bir sözleşme, her iki tarafı da, frenleyecektir.

Photo

24 Nisan 2009

Anahtar paspasın değil, çene kemiğinin altında!..

Size "ilginç" bir haber vereceğim. Okuduğumda bana ilginç geldiği için, bu kelimeyi kullandım. Bu haber, bu kelime kullanılmadan, yerine başka bir kelime ile de ifade edilebilirdi.

Haberi ilginç kılan, haberi okuduğunuzda sizin de farkedeceğiniz gibi; Haberde adı geçen Elif Ekin'in, ayağı takılarak, başını kapıya çarpması sonucu bayılmasının ardından, ayıldıktan sonra, başından akan bir miktar kanı önemsemediği bildiriliyor.

Aradan altı ay bir süre geçtikten sonra ise, başında ve yüzünde ağrılar hissetmesi ve çenesini açmakta zorlanmasıyla ortaya çıkan durum. Bana ilginç gelen de, "aradan altı ay geçtikten sonra ortaya çıkan" bu durum.

Kadının ayağı takılıp, kafasını dolabın kapısına çarptığında, dolabın "anahtarı" kadının kafasına saplanıyor. Kadın ayıldığında, kafasına saplanan bu dolap anahtarını farketmiyor. Sadece kafasından bir miktar kan aktığını ifade ediyor. Kafasına dolap anahtarının saplandığı ise, kadının başında ve yüzünde ağrılar başlayınca Aydın Devlet Hastahanesi'ne gitmesi ile ortaya çıkıyor.

Hastahanede yapılan muayene ve tomografi sonucunda başında bir metal cismin varlığı ortaya çıkıyor. Ardından kadın ameliyata alınıyor. Yapılan ameliyatta bir ilginç olay daha yaşanıyor. Tomografide görülen metal cisim, ameliyat sırasında bulunamıyor.

Ameliyat sonrasında başındaki cisim bulunamayan kadın, Aydın Devlet Hastahanesi'nden, Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne sevk ediliyor. Burada yapılan ameliyat sonucunda, kadının başındaki anahtar çıkarılıyor.

Ameliyat sonrasında, ADÜ Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Eray Copcu'nun yaptığı açıklamada; "Hastanın beynine çok yakın bir bölgeden çıkarılan metalin dolap anahtarı olduğu ve anahtarın bir yıl önce yaşanan çarpma sonucunda hastanın başına saplandığının belirlendiği ancak hastanın bunu fark etmediği anlaşılmıştır." diyor.

Ameliyatın ardından hastanın yüz ağrılarının bittiğini ve artık çenesini tam olarak açabildiğini söyleyen Copcu, ''Bu ameliyat bilimsel bir yayın olacak. Bilimsel yayınlarda olabildiğince resmi dil kullanmaya çalışırız ama bu sefer bilimsel yayınımızın adı 'Anahtar paspasın değil, çene kemiğinin altında' olacak'' diyerek, Tıp literatürüne yeni bir bilimsel yayın adı kazandırmış oldu.

Olayın "ilginç" tarafını ben çözemedim. Kadının başında metal bir cisim olduğu halde, bunu hissetmemiş olması, sizi bilmem ama bana ilginç geldi. Eğer anahtar paslanmaz çelik olsaydı, -genelde kapı anahtarları paslanmaz çelik oluyor- kadın ömür boyu o anahtarı başında taşıyacak ve hiç bir şey hissetmeyecekti.

Bu olaydan anladığım tek gerçek var. Allah'ın bize gönderdiği Kur'an'da defalarca vurguladığı, "düşünme yetisi" ve bu düşünmeyi sağlayan "insan beyninin", Yüce Yaratıcımız Allah tarafından nasıl bir kalkan ile korunduğu gerçeği.

Ancak, ne hazin ve yazık ki biz insanlar, Allah'ın bizlere bahşettiği bu değerli varlığı, Kur'an'da defalarca vurgulandığı şekliyle işletmiyoruz. Yani düşünmüyoruz.

Halbuki, Allah bizlere verdiği beyni, yani aklımızı işletmemizi öğütlüyor. Her işimizde, her fikir karşısında düşünmemizi ve aklımıza baş vurmamızı bildiriyor. Bunu bildirirken kendisinin ileri sürdüğü fikirler için dahi bunu yapmamızı bildiriyor. Körükörüne inanmak yerine, aklımızı kullanmamızı ve bu inancı akıl süzgeçinden geçirmemizi öğütlüyor.

O'nun yarattığı "insan" olmanın, gerçek insana ulaşmanın gereği de budur.

Diye, düşünüyorum...
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu