blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mart 2010

Öldüğünüzde blogunuz veya facebookunuz kime kalacak?

Hiç düşündünüz mü, aklınıza geldi mi hiç?.. Tutmuş olduğunuz bloglara yazdıklarınız, kayıt olduğunuz sosyal paylaşım sitelerinde paylaştıklarınız, e-posta adresleriniz ve bu adreslerden yaptığınız yazışmalarınız, tüm bunlar ve internette sizin olan şeyler, siz öldükten sonra ne olacak?.. Mesela, facebook’da, twitter’da, ve benzeri bir sürü yerde yazdığınız güzel, çirkin, utanılası, utanılmaması şeyler..Bunları hiç düşündünüz mü? Ben şahsen hiç düşünmedim.. Aklıma dahi gelmedi böyle bir şey.. Fakat, Av. M. Gökhan Ahi’nin aklına gelmiş, bizim adımıza düşünmüş ve “Ölürseniz dijital varlığınız kime kalacak?” diye sorgulamış ve nelerin yapılıp, nelerin yapılmadığını açıklamış bu yazısında.

Ben şahsen, tüm bu internet aleminde hangi blog, site, forum vs. de kullandığım kullanıcı adı ve şifrelerimi evlendikten sonra eşime, çocuklarım olursa onlara bırakmayı düşünüyorum. İnternette yaptığım yaramazlıkları ben öldükten sonra görmelerinde bence bir sakıncası yok. Nasıl olsa, mahşer günü hepimiz bir birimizin her yaptığını öğrenmeyecek miyiz? O zaman öğreneceğimize göre; yaşarken belki utandığımız için açıklayamadığımız özellerimizi, öldükten sonra, sadece sevdiklerimize açmamızda ben bir sakınca görmüyorum.

Benim asıl bahsetmek istediğim konu, internette yaşanan diğer olumsuzluklar. Bazı insanların(!) aldıkları bir dijital kimliğin arkasına saklanarak, başka insanları kandırma, başka insanlardan aldıkları özel bilgileri kötü amaçlar için kullanmaları, hatta kendilerinin açıklamadığı bilgileri, onların siteleri veya e-posta adreslerinin şifrelerini kırarak, onlar adına işlem yapmaları, çeşitli arkadaşlık siteleri ve hatta porno sitelerine onların adıyla ve onların resimlerini kullanarak üye olmaları gibi, insanların kendilerin yapmadıkları, akılarından dahi geçirmedikleri şeyleri yaparak kişileri zor durumda bırakmaktadırlar.

AKŞAM Gazetesindeki bir habere göre, “Nüfus İşleri Genel Müdürlüğü'nde bulunması gereken, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi'ndeki milyonlarca  kişisel veri, internete sızdı.” deniyor. 50 Milyon kişinin kayıtlarına ulaşıldığını ve bu bilgilerin bazı kişilere pazarlandığı öne sürülmekte bu haberde. Şimdi, birileri bu siteden bazı özellikler belirleyerek, bir kimlik oluşturmak isteyecek ve bu malum site de şansınıza sizin kimlik bilgilerinizi o şahsa az bir para karşılığı satacak. Ondan sonra da, vay başınıza gelenlere!.. Başınıza gelebilecekleri düşünmek bile istemezsiniz. Çünkü, aklınızın ucundan bile geçmeyecek olaylar gelebilir şu dertsiz başınıza. Allah korusun diyorum.. Başka söyleyecek bir şey düşünemiyorum bile..

Peki, Facebook üyesisin ve orada bir çok arkadaş edindin. Ama, bunların çoğunu sahiden yani gerçek hayatta tanımıyorsun. Sadece, orada edindiğin bilgilerle tanıyorsun. Ayrıca, merak da ediyorsun, bu arkadaşlarından kimler senin profiline gelip tıkladı, kimler seni inceledi diye. Ve bir gün sana bir arkadaşından bir uygulama önerisi geliyor. Aa, çok iyi bir şeymiş diye hemen atlıyorsun üstüne. “Profilime kim bakmış” diye bir uygulamayı kim istemez.. Herkes ister tabi de, ancak güvenlik şirketi Trend Micro, bu tür uygulamaların yalan olduğunu ve bunun mümkün olmadığını vurguluyor.

Peki ya internette yayınladığınız gerçek fotoğraflarınız. Bunların başkalarının elinde ne hale dönüştüğünü biliyor musunuz? Sizin bilhassa body veya mayolu fotoğrafınız varsa internette, yandığınızın resmidir. “Acaba ben böyle bir resim çektirdim mi? ” diye, düşünüp durursunuz ki, Havva anamız kılığında resim çektirmeyeceğiniz bile aklınıza gelmez. Ama, bunlar başkalarının aklına düşebilir ve siz bundan sorumlu olmadığınızı söyleseniz bile, kimse size inanmayacaktır ve “Vay be! Kadına bak, hem böyle pozlar verip, şimdi de inkar ediyor.” derler. Photoshop’un nelere kâdir olduğunu bilmiyorsanız, alın size bir Photoshop X-ray Trick örneği..

Valla ben onu bunu bilmem.. Eğer bu sanal ortamda gerçek kimliğinizin ortaya çıkmasını istemiyorsanız, sizin siz olduğunu gösterecek, ima edecek hiçbir bilgiyi hiç kimseyle ama hiç kimseyle paylaşmayın. Ve eğer gerçek kimliğiniz ve gerçek resminizle internette dolaşıyorsanız, her türlü kötü duruma hazırlıklı olun. Ya da, sosyal paylaşım sitelerinden uzak durun. Eğer, zaten ünlü biri olup, resimleriniz piyasada dolaşmıyorsa.

Benden bu konuda şimdilik bu kadar. Çünkü, bu konunun sonu yok.. Ne kadar uzatıp, araştırırsan, altından daha neler çıkıyor ki, anlatmakla bitmez. O nedenle, herkes kendi güvenliğinden sorumlu.. Benden hatırlatması..

Herkese güvenlikli bir internet ortamı, sağlıklı ve mutlu bir yaşam dilerim..

Sevgilerimle..

Arzu BREDA


Resimler : devianArt ve bilisimhukuk

05 Aralık 2009

KADER MAHKUMU MUYUZ..?


Size, bayramdan önce görmüş olduğum bir rüyadan bahsedeceğim. Ondan önce ise, o günkü gelişmeleri biraz özetlemem gerekir. Çünkü, rüyada gördüklerimin, o günkü gelişmelerle alakalı olduğunu düşünüyorum.

Bahsedeceğim şeyler, benim ne ailemle, ne de işyerindeki gelişen konular. Bahsetmek istediğim konu internet. İnternet denince de, benim anladığım ve en fazla zaman ayırdığım blog dünyası.

O gün işyerinde biraz fazla yoğun olduğumdan, bloglarla çok fazla ilgilenemedim. Sadece benim bloguma yapılan bir kaç yorumu cevapladım. Okuduğum bloglardan, yeni postları okumaya çalıştım. Hatta yorum yapmaya dahi zamanım olmadı.

Okuduğum bloglara yorum yaptığımda, bir süre sonra yaptığım yorum yayınlanmış mı diye veya yayınlanmış ise, yorumuma ne yanıt verilmiş diye sık sık gider bakarım. Burada bahsedeceğim şey, okuduğum bir yazı, yaptığım yorum ve bu yoruma gelen cevaba ilişkin beynimde yaptığım düşünsel gezinti ve sonrasında da google aracılığıyla biraz araştırma. İşyerinde bu araştırmalara fazla zamanım olmadığından, devamını da, akşam eve gittiğimde, biraz evdeki kütüphaneden, biraz da internetten inceledim.

Canımın içi Zeugmacım, o rüyayı gördüğüm günden üç gün önce "Yazgı mı?" diye bir soru sordu. Bir Pazar günü sabahı kapısına gelen yardıma muhtaç genç bir kadın ile yanında onunla beraber dolaşan küçük oğlu ve sırtına bağladığı daha yeni doğmuş bebeği konu alan, hüzünlü bir anısını yazmış. Pazar sabahı erken bir saatte yaşanılan bu durum ve geçen diyaloglar, normalde herkesin başına gelebilecek, hüzünlendirebilecek sahneler. Hatta, normalde karşılaşıldığı zaman üzülmeyen kişiler dahi, sevgili Zeugmanın anlatımı karşısında, üzülüp hüzünlenmemesi imkansız.

Fakat, konu hüzünlenip hüzünlenmemek değil. Bahsetmek istediğim, Zeugmacığımın yazısının başlığında ve son cümlesinde sorduğu soru. "Yazgı mı?" ve "Yazgı dedikleri bu muydu?" Yorum yapanların çoğunluğu -okuyucu ve yorumcu sayısının fazla olduğunu da belirtmeliyim - bu durumun bir yazgı / kader olduğu görüşünde birleşiyor. Ben ve birkaç yorumcu da, bu durumun yazgı / kader olmadığını söylüyoruz.

Elbette ben, bana gelecek cevabı merak etmeme rağmen, cevabı da aşağı yukarı tahmin ediyorum. Bana verilen cevap da, beklediğim gibi oluyor ve çok sevgili Zeugmacığım, "Olmadı, uymadı Arzucuğum." diyerek, beni bu rüyayı görmeye ve bu yazıyı yazmaya sevk etti. (Sana hiç kırılabilir miyim, Canımın içi..)

Rüyaya geleceğim de, önce bir düzeltmeden sözetmem gerek. Düzeltme benim yorumumdaki şu cümle ile ilgili; "Bu yaptıkları, Allah ile aldatma değil de nedir..??" Bu cümlede geçen, "yaptıkları" kelimesinin ifade ettiği kişi(ler), orada bahsi geçen kadın ve çocukları değildir. Burada, Allah ile aldatıyorlar diye suçladıklarım, dinimizin ve dinimizin tek adresi olan Kur-an'ı Kerim'i hırs, menfaat ve koltukları uğruna gerçek anlamlarından saptırarak anlatan, öğreten din adamları ile bizleri yöneten kişilerdir. Bir düzeltme de, benim kullandığım cümlelerde, "Allah'ı aldatmak" gibi bir ifade yer almadığı gibi, hiç bir zaman da yer almaz. Allah'ı aldatmak kimin haddine ki..

İnsanın insanı en kutsal şeylerle aldatması kadar kötü olan başka ne olabilir? Fakat, bunu bilhassa bizi yönetenlerin yapması, insanlarımızın kutsal saydığı değerleri kullanarak, kendi çıkar ve amaçlarını gerçekleştirmelerini görüp, duydukça ve bu durum karşısında insanlarımızın kendilerini söylenenlere inanmak zorunda hissetmesi ve çaresizlikleri karşısında acıma ve üzüntü duymamak elde değil. Bu şekilde dini kullananlar dışında, vatandaşlarımızın manevi değer verdikleri her türlü kutsallarını kullananlar da var elbette. Bu işi en fazla siyasette ve ticarette görüyoruz. Ama, en çok acı vereni ve en çok da işe yarayanı, "Allah ve dini motifleri" kullanarak yapılan aldatmalardır.
....

Epey uzun bir süredir MSN Messenger'ı çok seyrek kullanıyorum. Açınca baktım ki bir çok arama ve ekleme isteği birikmiş. Çoğunluğu önemsiz şeyler.. Ancak, beni eklemek isteyenlerinden bir tanesi dikkatimi çekti.. İsteği onayladım ve anında ilk mesajını gönderdi.. Gönderenin nickini görünce, "Allah'ın aptalı başka nick mi bulamadın" diye biraz sesli bir şekilde söylendim.

- Tanrı : Ey Arzu..! Düşündüğün, hiç olabilecek bir şey değil.
- Arzu : :)
- Tanrı : Ey Arzu kulum, bu benim nickim filan değil. O benim.
İçimden, "Hay Allah ya, hep de beni bulur, nerede manyak, sapık varsa." diye söyleniyorum. Bir yandan da, fazla uzatmadan sepetlemek için bir şeyler yazayım diyorum.
- Arzu : Tabi, tabi ben itiraz etmedim zaten. Ben de, Athena'yım yüce Zeus.
- Tanrı : Sen, Athena'yım diyerek zekanı ön plana aldığını, bu konuda üstün olduğunu göstermek istiyorsun, öyle değil mi.?
- Arzu : Eh, o konuda tevazu gösteremeyeceğim. Zekamla her zaman öğünürüm. :))
- Tanrı : Ey Arzu..! Ben başka bir konudan bahsetmek istiyorum. O senin düşündüğün şey kesinlikle olamaz. Zamanı geriye döndüremezsin. Haydi döndürebildiğini düşünsek bile, büyük patlamanın olduğu zamana gidemezsin. Hadi onu da kabul edelim. O ana da gitsen bile, ötesine geçemezsin. Öncesinin ne olduğunu sen biliyorsun değil mi..?
Ben bunları okuduğum an donup kaldım. Bugün bunları düşündüğümü karşıdaki kişi nereden biliyor olabilir. Bunun imkansız olduğunu düşünüyorum. Bir yandan da parmaklarım tuşların üzerinde hareket ediyor.
- Arzu : Yok..
- Tanrı : Ey Arzu..! Evet, öncesinin sizlere göre 'yok' olduğunu bildiğini söylemiştim sana. Ancak ben, yokdan önce de varım. Sen bana rakip mi olmak istiyorsun, zamanın öncesine geçmek isteyerek.? Ama, size böyle bir güç vermedim ben. Hatta, bunu düşünmemen bile gerekir. Büyük patlama anına dahi gelebilmeniz imkansız.
- Arzu : Tamam inandım Allah'ım. Sen gerçeksin.
- Tanrı : Ey Arzu..! Evet, aklından geçen ve bana sormak istediğin sorunun cevabını söyliyeyim sana. Kaderin ne olduğunu soracaktın bana. Kader, benim size gönderdiğim ve aslı da benim bilgimde olan kitapta açıkça yazdığı gibidir. Kader, tüm evrenin tabi olduğu denge kanunudur. O kanunların ölçüsüdür. Kader = ölçüdür. Sizin anladığınız, kullandığınız, size anlatılan anlamda değildir, benim kasttettiğim. Ben size kendimden olan iradeyi verdim ve yapacaklarınızdan sorumlu tuttum. Ne diye hala anlamıyorsunuz.
- Arzu : Anladım Allah'ım. Bizler nasıl ki, bir cetvelin tamamını, her milimetresine kadar görüyorsak, sen de yaratığın zamanın baştan sona her anını görüp, biliyorsun. Sen her şeyi bilen, her şeye gücü yeten, her şeyi duyan ve görensin. Bizler, bize verdiğin iradeyi senin istediğin yönde kullanmayıp, sorumluluktan kaçıyoruz. Yaptığımız iyilik ve kötülükleri senin yaptırdığını söyleyip, kaderimiz Allah tarafından böyle yazılmış deyip sıyrılmaya çalışıyoruz.

.....

Tam bu esnada sıçrayarak uyandım. Ayaklarımdan, saç telime kadar, her yanım ter içindeydi. Bütün gün ve gece düşündüğüm şeyler, rüyamda karşıma çıkmıştı.

.....

Böyle bir rüya kurgusu düşündüğüm ve buraya yazdığım için, umarım Allah'ım beni cezalandırmaz. Affet beni Allah'ım.
Onun fikir, düşünce ve inancına katılmadığımı, farklı düşündüğümü anlatmak amacıyla, böylesi bir yol seçip, kullandığım için de, canımın içi Zeugma'dan da özür dilerim.

Kader hakkındaki bu fikir ve inancımın ana kaynağı, Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk'ün kitapları, özellikle Kur'an-ı Kerim meali, gazete yazıları ve tv söyleşileridir. Bu dinin bir mensubu olduğum halde, daha öncesinde yanlış bilgilere sahip olduğumdan, çok farklı düşünüp İslam seviyorum diyemediğim halde, yazdıkları ve söyledikleri sayesinde, bana İslamı sevdiren Sayın Öztürk'e de,  bu vesile ile çok teşekkür ediyorum.

KUR'ANDAKİ İSLAMDA, KADERE İMAN FARZ MI ? Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk

KADER ALIN YAZISI MI, TABİAT KANUNLARI MI? Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk

İSLAMDA KADERE İMAN VAR MI?

İstiklal Marşımızın yazarı M.AKİF ERSOY'un Safahat adlı kitabından bir şiirle bitirirken, onun sözlerini ya unutup, yada kulak tıkadığımız için, kendisinden özür diliyoruz. Nur içinde yat, Sevgili M.Akif ERSOY..

"Bir kerre de azmettin mi, artık Allah´a dayan..."
-"Allah´a dayanmak mı ? Asırlarca dayandık !
Düşdükse bu hüsrâna, onun nârına yandık !
Yetmez mi çocukluktaki efsâneye hürmet ?
Dersen ki: Ufuklarda bir aydınlık uyansın;
Mâzîyi ateş vermeli, baştan başa yansın !
Şaşkınlık olur köhne telâkkîleri ihyâ;
Şeydâ-yı terakkî, koşuyor, baksana dünyâ.
Elverdi masal dinlediğim bunca zamandır;
Ben kanmıyorum, git de sen aptalları kandır ! "

-Allah´a değil, taptığın evhâma dayandın;
Yandınsa eğer, hakk-ı sarîhindi ki yandın...
Meflûc ederek azmini bir felc-i irâdî,
Yattın, kötürümler gibi, yattın mütemâdî!
Mâdem ki didinmez, edemez, uğraşamazsın;
İksîr-i bekâ içsen, emîn ol, yaşamazsın.
Mevcûd ise bir hakk-ı hayat ortada, şâyed,
Mutlak değil elbette, vazîfeyle mukayyed.
Takyîd-i İlâhî ki: Bilâ-kayd ona münkâd,
Kalbinde cihanlar darabân eyliyen eb´âd.
Lâ-kayd olamazdın, biraz insâfın olaydı,
Duydukça bütün sîne-i hilkatten o kaydı.

"Allah´a dayandım!" diye sen çıkma yataktan...
Ma´nâ yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdan!
Ecdâdını, zannetme, asırlarca uyurdu;
Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu ?
Üç kıt´ada, yer yer, kanayan izleri şâhid:
Dinlenmedi birgün o büyük nesl-i mücâhid.
Âlemde "tevekkül" demek olsaydı "atâlet´;
Mîrâs-ı diyânetle yaşar mıydı bu millet ?
Çoktan kürenin meş´al-i tevhîdi sönerdi;
Kur´an duramaz, nezd-i İlâhîye dönerdi.

"Dünya koşuyor" söz mü ? Berâber koşacaktın;
Heyhât, bütün azmi sen arkanda bıraktın !
Mâdem ki uyandın o medîd uykularından,
Bir parçacık olsun, hadi, hiç yoksa, kımıldan.
Ensendekiler "leş" diye çiğner seni sonra;
Ba´sin de kalır ta gelecek nefha-i Sûr´a !
Çiğner ya, tabî´î, ne düşünsün de bıraksın ?
Bir parça kımıldan, diyorum, mahvolacaksın !
Dünya koşuyorken yolun sütünde yatılmaz;
Davranmıyacak kimse bu meydana atılmaz.
Müstakbeli bul, sen de koşanlarla bir ol da.
Maziyi, fakat yıkmaya kalkma bu yolda.
Ahlafa döner; korkarım, eslafa hücumu:
Mazisi yıkık milletin atisi olur mu ?

Ey yolcu, uyan ! Yoksa çıkarsın ki sabaha:
Bir kupkuru çöl var; ne ışık var, ne de vaha !

M.AKİF ERSOY (Safahat adlı eserinden)

Herkese sevgiler gönderiyorum..

24 Eylül 2009

Blogger Erişim Sorunu Sona Erdi..



Bir süreden beri yaşanan, Türkiye üzerinden Blogger'a  erişim sorunu halledildi. Blogger yetkililerinin Twitter üzerinden yaptıkları bilgilendirmeye göre; Blogger kullanıcılarının Türkiye üzerinden yaşadıkları erişim sorunun halledildiği açıklanmıştır.

Blogger yetkililerine teşekkürlerimizle, hepimizin gözü aydın olsun.

Sevgilerimle..

26 Ağustos 2009

Açılımcı geldiiii anııımmm…

Her şeyde başladı açılmalar, saçılmalar.. Eh Blogger’de kimden aşağı. Hem de, Blogger’in 10. Kutlu Doğum Günü dolayısıyla daha ne etkinlikler yapacaklarmış. Neler var gelecek programlarda neler.. Pek yakında çıkar hepsinin kokusu merak etmeyin.

Şimdi bu doğum günü dolayısıyla ilk çıkan promosyon, bir etiket bulutu. Amaaaan!! Hııh başka bişe bulamadılar mı?? Dediğinizi duyuyorum ta buralardan. Aman sakın onlar duymadan kesin bakin sesinizi.

Blogger şablonunuza etiket eklemek hiç bu kadar kolay olmamıştır. Siz de inanamayacaksınız. Hele kaldırması daha da kolay. :) Şaka şaka.. Elbette bütün eklentilerin kaldırması çok kolaydır. Yani gadgetlerin demek istedim.

Şablonunuza gadget eklemeyi biliyorsunuzdur. Ama, ben bilmeyenler ve yeni başlayanlar için izah edeyim. Bu söylediklerim aynen, herhangi bir cenaze namazına gittiğinizde, imam efendinin cemaate söylediklerine benzedi. Cenaze namazını kılmayı genelde herkes bilir ama, imam efendi ilk defa cenaze namazına katılacak kişiler olabileceğini düşünerek, cenaze namazının nasıl kılınacağını tarif eder. Ben de işte tam da böyle bir durum olabileceğinden hareketle, bir gadget nasıl eklenir onu anlatayım sizlere. Çoğunluk için çok sıkıcı gelecektir ama, n’apalım ki yeni başlayanları da düşünmek zorundayız. Evet, hanımlar ve beyler, muhterem cemaat.. Lütfen safları düzgün ve sık yapalım.

Önce, Kumanda Paneli’ni (Control Panel) açıyoruz. Sonra burada Yerleşim’i (Layout) tıklıyoruz. Tıkladığımızda zaten otomatik (default) olarak Sayfa Öğeleri (Page Elements) pırt diye açılacaktır. Sayfa açıldığında da göreceğiniz gibi, aynı sizin blog sayfasının tıpkısının aynısı, yani blog sayfanızın uydudan görünüşü. Ya bak, adamlar senin sayfanın uydudan fotosunu çekip senin kullanımına sunuyorlar. Neyse, lafı fazla uzatmayalım da kafalar karışmasın. İşi bilenlerin de kafaları karışıp bildiklerini de unutabilirler. İmam da, ikinci kez tarif etmez. Ondan sonra al başına belayı. Cenaze namazını yanlış kıldın. Acaba, yanlış kıldığım bu namazdan dolayı adam yada hatun kişisi cehenneme filan giderse, orda da benim yakama yapışıp beni de cehenneme çekerse, diye de akla gelmiyor değil. Bak yine ne diyeceğimi unutturdunuz bana da. Hıh hatırladım. Şimdi o sayfada bu etiket bulutunu nereye koymak istediğinizi belirleyip. O belirlediğiniz sütundan bir “gadget ekle” butonuna basınız. Hepiniz bastınız değil mi? Hıh tamam işte, şimdi orada açılacak olan kapıdan geçip sağdaki yoldan koşarak cennete ulaşırsınız. Sakın soldaki yola sapmayın cehenneme çıkabilir.

Ya baksanıza!!.. N’apcaksınız siz bu etiket bulutunu??.. Benim canım da anlatmak istemiyor zaten. Siz oradan seçin işte “Etiketler” yazan gadget’i . Zaten göreceksiniz, her şey Türkçe anlatılıyor. Size bir çok seçenek sunuyorlar. İsterseniz etiketlerin tümünü seçersiniz. İsterseniz “Seçilen etiketleri” seçin ve altında “Düzenle” yazan yere tıkladığınızda bütün etiketleriniz, eteğinizden odanın ortasına saçılıverir. Oradan beğendiğiniz kadar etiketi alıp tekrar eteğinize doldurabilirsiniz. Yani, etiketlerin yanındaki kutucukları işaretleyin diyorum.. Kime diyorum ben ya. Hey kardeş!!. Sana diyom bacım, tamam yenisin de, Türkçe de bilmiyor musun?? Bakın orada her şey Türkçe yazıyor. İster alfabetik seçersin, ister sıklığa göre.. İster liste şeklinde, istersen bulut seç, keyfin bilir. İstersen boş kutuya bir çizik koy, etiketlerin sayıları yanında belirsin.

Ha bu kadar işte.. Bas şimdi “Kaydet” tuşuna. Tamam mı?.. Hah, şimdi bi de uydu görüntüsü sayfandaki “Kaydet” tuşuna bir yumruk at. Şimdi bilogunu açıp güle güle kullanabilirsin. Eyi günlerde kullan, başında paralansın. Yok ya, onu öyle demiyorlardı. Başka yerde söyleniyordu ama, neyse sonunda bitti de kurtuldum şu etiket zımbırtısından. Zaten yazı yazmak canım istemiyor. Ama bu etiket zımbırtısı da daha yeni çıkmış. Başkası yazmadan ben yazayım dedim.

Bu etiket zımbırtısından bizleri haberdar eden Blogger Buster sitesinin sahibesi Sevgili Amanda’ya da çok teşekkür ederiz. Gerçi ben sitesinde kendisine teşekkürümü ilettim ama, buradan da tekrar bir teşekkür etmek elimize dilimize yapışmaz. Yorum yapanların diline de yapışmıyor, bilginiz olsun.

Herkese sevgiler gönderiyorum..

29 Temmuz 2009

BANA BIR FIKRA ANLAT..


Sevgili okurlarım, inanın, Temmuz’un şu sıcak günlerinde, canım hiç yazı yazmak istemiyor. Yazmaya kalksam, yazacağım yazılar ne benim istediğim gibi olacak, ne de siz o yazıları severek okuyabileceksiniz. En iyisi yazmamak. Ama, blog da benden yazı bekliyor.

O nedenle, size fıkra anlatmaya karar verdim. Anlatma kararı bana ait, okuyup okumama kararı da size. Okursanız eğer, beğeni ve eleştirinizi belirtmeden geçmeyin, lütfen.

PASAPORT

Amerika'da zencinin biri, pasaportunu kaybetmiş. Aksilik bu ya, o gün de

Türkiye'ye uçacakmış. Kara kara düşünürken yolda bir pasaport bulmasın mı!

Hemen almış yerden, bir bakmış ki Leonardo Di Caprio'nun pasaportu. "Ne olursa olsun," demiş ve şansını denemeye karar vermiş. Çıkarmış Leonardo'nun fotoğrafını, kendi

fotoğrafını yapıştırmış. Uçmuş Türkiye'ye. Atatürk Havalimanı'nda görevli

gümrük memuru Temel'in karşısına geçmiş.

Temel, almış pasaportu, adamın ismine bakmış: "Leonardo Di Caprio". Fotoğrafa bakmış, bir zenci. Adama bakmış, aynı zenci. Birkaç şaşkın bakıştan sonra öbür masaya seslenmiş:

"Ula Cemal, bu Titanik batmış mıydı, yoksa yanmış mıydı.”

*****

Arzu : “Fıkrayı uyduran, ne kadar saçma sapan bir fıkra uydurmuş. Yok pasaportunu kaybetmiş, hemencik de yolda onun için biri pasaport düşürüvermiş. Hem de, Leonardo.. Ama, aferin bizim Temel’e, Leonardo’yu şıp diye tanıyıvermiş.” diyor. :DDD

KOL

Genç avukat, hırsızlıkla suçlanan müvekkilini hapis cezasından ancak, yaratıcı bir savunma yaparak kurtarabileceğini biliyordu. Bu nedenle savunmasını, sözcüklere "dans ettirerek" yapmaya başladı.

· "Müvekkilim, arabanın camından içeri yalnızca kolunu sokup çantayı almıştır" dedi ve yargıcın hukuka olan saygısını hedefleyerek sürdürdü konuşmasını: "Siz de takdir edersiniz ki, müvekkilimin kolu, müvekkilimin bizzat kendisi değildir" dedi ve görüşünü şöyle sürdürdü: "Yalnızca bir kol tarafından işlenen bir suç için, kişinin suçsuz öteki kolunu, bacaklarını ve bedeninin suçsuz tüm organlarını da cezalandırmış oluyorsunuz. Bu kararınızla, suçsuz organları da hiç de hak etmedikleri bir cezaya çarptırıyorsunuz. " Genç avukat bu görüşünü açıkladıktan sonra yargıca sordu: "Bu davranışınızı, kişi hukukuna olan saygınızla nasıl bağdaştırabileceğinizi açıklayabilir misiniz?" Yargıç, genç avukatın bu sözleri üzerine gülümsedi :

· "Peki, o zaman ben de kararımı aynı mantık doğrultusunda veriyorum ve müvekkilinizin, suçlu kolunu bir yıl hapse mahkum ediyorum" dedi. Sonra da kararını, gülümseyerek tamamladı : "Müvekkiliniz isterse, hapsedilen koluna eşlik edebilir."

Yargıcın bu kararından sonra gülme sırası, yargılanmakta olan hırsıza gelmişti. Genç avukatının yardımıyla takma kolunu çıkarttı, yargıca teslim etti ve öteki kolunu avukatının koluna sokarak mahkeme salonundan ayrıldı.

*****

Arzu : “Ehh, ben yargıç olsam, böyle şeytani bir planla, müvekkilini savunan avukata, şapka çıkartırdım. Ee yargıç efendi!.. İşte böyle olur, şeytanın izinden gidersen.” diyor.

KARI - KOCA

Soğuk ve karlı bir günde bir işadamıyla sarışın sekreteri yollarını kaybetmişler ve bir ormanda kaybolmuşlar.

Bir süre sonrada arabaları bozulmuş ve arabayı terk etmek zorunda kalmışlar.

Zor ve uzun bir yürüyüşten sonra ormanın içinde bir kulübe bulmuşlar ve kendilerini hemen bu kulübenin içine atmışlar.

Kulübede bir yatak, bir uyku tulumu ve bir sürüde battaniye olduğunu görmüşler.

Adam bir centilmen olarak sekretere onun yatakta yatabileceğini söylemiş ve kendide uyku tulumu alıp yere yatmış.

Adam yattıktan birkaç dakika sonra sarışından bir ses gelmiş,

- Efendim, ben çok üşüyorum.

Adam tulumun fermuarını açmış ve kalkıp sarışına bir battaniye vermiş ve sonra yine yatmış.

Tam uyumak üzereyken sarışın yine,

- Efendim, ben hala çok üşüyorum! demiş.

Adam yine fermuarını açmış, kalkmış ve sarışına bir battaniye daha vermiş.

Sonra aynı sakinlikle uyku tulumunun içine girip, fermuarı çekmiş.

Tam uykuya dalacağı sırada sarışın yine,

- Efendim, ama ben çooooook üşüyorum. demiş.

Adam sarışına dönüp,

- Burası ıssız bir yer. Ne olduğunu kimse görmez. İstiyorsan bir geceliğine karı-koca gibi davranabiliriz. demiş.

Sarışın cilvelenerek,

- Tabii efendim siz nasıl isterseniz. demiş.

Bunun üzerine adam avazı çıktığı kadar bağırmış,

- Öyleyse kalk ve kahrolası battaniyeyi kendin al!!!!!.

*****

Arzu :Sarı gacı, bak bana! Ben de, o lafları yutacak göz var mı? Üşümüşmüş! Ne üşümesi be, senin derdin başka, üşüme hikayesi bahane..” diyor.

AMELİYAT YERİ

İki sevgili bir ağacın gölgesinde otururlar. Delikanlının tatlı sözleri arasında bir ara kız sevgilisinin kulağına fısıldar :

-Sevgilim sana apandisit ameliyatı olduğum yeri göstereyim.

Delikanlının gözleri parlar.

-Göster canım göster.

Kız eliyle uzak bir yeri göstererek :

-Bak şu ilerde görünen sarı bina var ya, onun üçüncü katı....

*****

Arzu : “Vay kurnaz delikanlı!!! Kendini çok kurnaz sanırsın bir de. El elden üstündür, oluummm...” diyor.

ÖPTÜRECEKSE ÖPTÜRSÜN

Delikanlı,nişanlısı ile gezip dolaştıktan sonra, kızı evine getirmiş.Kapıda tam ayrılacakları vakit, bir elini duvara dayayarak kızcağızı kendi ile kapı arasına sıkıştırmış;

-"Bir kerecik öpeyim hayatım.."

-"Olmaz,komşular görür.." derken tartışma uzamış,

O sırada kapı açılmış ve kızın küçük kardeşi gözlerini ovuşturarak ablasına seslenmiş;

-"Babam diyor ki...' Öptürecekse öptürsün, yoksa ben aşağı inip, o herifi öyle bir öperim ki, bir daha unutamaz..' ' Hem söyle elini de diyafonun düğmesinden çeksin...' "

*****

Arzu : “Vay bee, ne babaymış öyle!! Öpmesine itirazı yok. İtirazı, diyafondan olacakları duymak..” diyor.

BİZİMKİ DAHA GÜZEL

Karı koca lüks bir restoranda yemek yiyorlar... O sırada, masaya yaklaşan manken gibi güzel esmer bir hatun, adamı selamlayıp yanlarından geçiyor. Adamın karısı soruyor:

-Kim bu afet? Adam:

-Eğer mutlaka bilmek istiyorsan söyleyeyim, metresim! Kadın:

-Bir de bu kadar pervasızca söylüyorsun. Boşanıyorum senden! Adam:

-Yani, Etiler'deki apartmanı, Kandilli’deki yalıyı, Göcek’deki tekneyi ve Nice'deki villayı bırakıyorsun...

Uzun bir sessizlik olur. Çift yemeğini çatallarken, kadın birden sorar:

-Şu arkada oturan Fuat değil mi? Yanındaki kadın kim? Adam:

-Fuat'ın metresi. Kadın:

-Ayy bizimki çok daha güzeeeel!!!

*****

Arzu :Ahh canııımm!!! Sizinki mi daha güzel?.. Yoksa, tekne, villa, yalı ve apartman mı daha güzel?.. Sattın değil mi kendini, 3-5 değersiz mala.. Yuh olsun, senin gibi hemcinsime!!!diyor.

05 Haziran 2009

Blogger için, Animasyonlu Etiket Bulutu.

Şimdi, bu widgeti blogumuza nasıl ekliyeceğiz, onu anlatayım. Önce Kumanda Panelinden, Yerleşim / HTML Düzenle seçeneğini açıyoruz. Eğer, blogunuzda bir Etiket widgeti mevcutsa, Widget Şablonlarını Genişlet seçeneğini işaretlemeden, Ctrl+F tuşu ile açacağımız Bul kutusuna Label veya sizin etiket witgetinizin başlığı ne ise onu yazıyoruz. Label yazan satırı seçili hale getirip, aşağıdaki kodu kopyalayıp, seçili yere yapıştırıyoruz. Ardından, Şablonu Kaydet butonuna basıp, şablonumuzu kaydediyoruz. İşte bu kadar basit bir işlem.

Eğer, blogunuzda herhangi bir etiket widgeti yoksa; yukarıda anlattığımın dışında, Widget Şablonlarını Genişlet seçeneğini işaretliyoruz. Sonra, Bul kutusuna aşağıdaki kodu yazıp aratıyoruz.

<b:section class='sidebar' id='sidebar' preferred='yes'>
Bu kodun hemen altına aşağıdaki kodu kopyalayıp, yapıştırıyoruz. Şablonu Kaydet butonu ile şablonu kaydediyoruz. Hepsi şimdilik bu kadar.


<b:widget id='Label99' locked='false' title='Etiket Bulutu' type='Label'>
    <b:includable id='main'>
      <b:if cond='data:title'>
        <h2><data:title/></h2>
      </b:if>
      <div class='widget-content'>
        &lt;object type="application/x-shockwave-flash" data="http://halotemplates.s3.amazonaws.com/wp-cumulus-example/tagcloud.swf" width="200" height="250" allowscriptaccess="always" &gt;
            &lt;param name="movie" value="http://halotemplates.s3.amazonaws.com/wp-cumulus-example/tagcloud.swf" /&gt;
            &lt;param name="bgcolor" value="#0852bc" /&gt;
            &lt;param name="flashvars" value="tcolor=0xfcff08&amp;mode=tags&amp;distr=true&amp;tspeed=100&amp;tagcloud=&lt;tags&gt;
          <b:loop values='data:labels' var='label'>
    <a expr:dir='data:blog.languageDirection' expr:href='data:label.url' style='12'><data:label.name/></a>
    </b:loop>
    &lt;/tags&gt;" /&gt;
            &lt;p&gt;Blogumulus by &lt;a href='Roy">Roy">http://www.roytanck.com/'&gt;Roy Tanck&lt;/a&gt; and &lt;a href='Amanda">Amanda">http://www.bloggerbuster.com'&gt;Amanda Fazani&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;
        &lt;/object&gt;
      <font style="font-size: 10px; font-family: Verdana;">Web sayfanıza <a href="http://arzununincileri.blogspot.com/2009/06/blogger-icin-animasyonlu-etiket-bulutu.html" target="_blank">Blogger Flash Labels</a> ekleyiniz</font>
      </div>

      <b:include name='quickedit'/>
    </b:includable>
    </b:widget>



Widgetin boyutlarını ve renklerini ise, kod üzerinde kırmızı ile işaretlediğim kısımları istediğiniz gibi değiştirerek, istediğiniz ebat ve renklere göre, blogunuza uygun hale getirebilirsiniz.

Bu widgeti bizler için hazırlayan, sevgili Amanda Fazani'ye de teşekkürlerimi ve sevgilerimi yolluyorum. Animasyonlu Etiket veya Kategori Bulutunuzu güle güle kullanmanız dileğimle, hepinize sevgiler sunuyorum.

Edit : Sizlere açıklamam gereken bir durum daha vardı. Postu hazırlarken aklımdan çıkmış. Sevgili Atilla'nın yorumu sonucunda bu açıklamayı yapmak gerekti. Herkesten bu özrümün kabulünü rica ediyorum.

Bildiğiniz gibi bu kullandığımız etiketler, aslında yazılarımızın kategorilerini göstermesi gerekir. Ancak, Ben de dahil, çoğumuz etiketleri farklı amaçla kullanıyoruz. Kullandığımız etiketler de, bazen çok fazla kelimeden oluşuyor. En çok iki kelimeden oluşan etiketler olmalı. Ayrıca, etiketlerimizde (tire, alt tire, nokta vs.) işaretler bulunmaması gerekir. Bir de, türkçe (ç,ı,ğ,ö,ş,ü) harfleri widgette okunmadığı için, etiketleriniz eksik harflerle görünecektir. aşırı sayıda etiket kullanılması da, widgeti olumsuz etkileyebilir.

Ben bir çok etiketimi bu nedenle silmek durumunda kaldım. Bazılarındaki türkçe harfleri değiştirdim. Bu dediklerimi yaparsanız, herhangi bir sorun olmayacağını düşünüyorum.
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu