Sosyal Paylaşım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sosyal Paylaşım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2010

İnternet, Sosyal Medya ve İnsan Kaynakları Üzerine..








İnternet, artık öyle bir seviyeye geldi ki; Bundan böyle bırakın ondan vazgeçmeyi, hayatınızdan çıkarmayı, aksine günden güne girdap gibi bizi içine çekmekte. İlk başlarda sadece bir oyun, eğlence, yerine göre bilgi veya haber alma, arkadaşlarımızla iletişim kurma, kimi zaman da içimizdeki şeytanın dürtülerine uyarak gizlice toplumun genel ahlak kuralları dışında saydığı sitelere göz atma amaçlı başlamıştır. Bu durum toplumun çoğu kesimi için söylenebilecek bir değerlendirmedir. İnterneti bu sayılanlar dışında elbette işinde ve işinin genel amaçları için kullanmayı düşünerek başlayanların olduğunu da kabul etmek gerekir.

İnternet hayatımız her ne şekil ve amaçla başlamış olursa olsun, sonraları internetin kendi yapısı gereği onun bizi çekmiş olduğu yöne doğru gitmek zorunda kalıyoruz. Bu gitme eylemi ise, normal bir gidiş olmamakta, başta da söylediğim gibi biz “savrularak” onun girdabına sürükleniyoruz.

İnternet, artık o saydığımız işlevlerin dışında genel Medyanın da önemli bir parçası, hatta bilinen genel medyayı da içine alarak kendisi bir Medya durumuna gelmiş bulunuyor. Önceden medya diye adlandırılan öğeler de artık internetin içinde bir öğe durumuna düşmekten kurtulamadılar.

Yukarıda bahsedilen bu durumlar elbette iş dünyasının gözünden kaçmamakta. Aklı başında işyeri yönetici ve patronları da internetin bu gelişimini görmezden gelemezdi. Hatta internetin bu duruma gelmesi ve insanları içine çekip hapsetmesinin ardında da aklı başında işyeri yönetici ve patronlarının interneti kendi işlerine yönlendirmeleri ve amaçları için kullanmalarının da payı daha fazla olmuştur.

Şirketlerin internet üzerinde bu kadar etkin olmalarının başlıca gayesi, Reklam İşverenlerinin yardımıyla reklam pastasından kendilerine en büyük payı kapmak olduğu gün gibi aşikar. Bu pasta ise bildiğimiz pastalardan çok farklı olarak günden güne büyüyen bir pasta. Çünkü, internet insanları öylesine içine çekiyor ki, insanların bundan kurtulabilmeleri artık olanaksız hale gelmiş bulunuyor.

Peki, o zaman bir soru soralım kendimize. Bu Reklam işverenleri bizi nerede bulup kendi reklamlarını izlememizi sağlayacaklar? Bize nereden ulaşma imkanı bulacaklar, yerimizi-yurdumuzu, yaşadığımız yeri nereden tespit edebilirler? Aslında bu soruların cevabı önceden verilmiş durumda. Biraz ekonomi bilgisi olan, hayatın içinde olan kişiler bunun yolunu çok iyi bilmektedirler. En basit anlatımla, insanların toplu olarak bulunduğu yerler reklam için en elverişli alanlar olduğunu bilmeyen yoktur. O halde internette toplu olarak insanların bulunduğu alanlar neresidir? Elbette, internetin Sosyal Paylaşım alanları olacaktır.

İnsanların bir birleriyle iletişim içinde oldukları ve kendi aralarında bir çok şeyi paylaştıkları ve bu arada da yeni yeni arkadaşlıklar kurarak çoğaldıkları bu ortamları bu işverenlerin boş bırakmayacağı da bilinen bir gerçek. Böylece iş dünyası için devamlı genişleyen bir reklam alanı açılmış olmakta ve onlar da bu alanı çıkarları için kullanmaları kadar doğal bir durum olmasa gerekir.

Şirketler açısından bu Sosyal Medya alanı iştah kabartan koskoca büyük bir pasta olduğuna göre, bu alanda bulunan insanları da tanımak isteyecektir. Bu tanımak istemenin genel amacı, orada bulunan insanların her türlü alışkanlıkları, yaşantıları, kültürleri, nelerden hoşlandıkları ve bunlara benzer bir çok özelliklerini bilmek istemeleri. Bu alanlarda bulunan insanların bu özelliklerini bildikten sonra da bundan faydalanmak onlar için çok kolaylaşmış olmaktadır.

Şirketlerin sosyal medya alanlarında bulunan kişileri tanımalarından sonra kendi reklamları ve ürünlerinin tanıtımını ne şekilde yapacakları konusunu onlara bırakalım. Onlar -kendileri veya aracıları- zaten bu konuda uzmanlaşmış olduklarını kabul etmek durumundayız. Onlar açısından durumun bu şekilde olduğunu belirledikten sonra, biz biraz da kendi durumumuzu ele alıp, gözden geçirmeliyiz.

Şirketler bunları yaparken bizler ne durumdayız? İnternette ve sosyal medya ortamında bizler aç kurtların sofrasında bir kuzu gibi “yapayalnız” bir durumda, her türlü saldırıya açık “çıplak” bir vaziyette miyiz? Bu soruya hem Evet, hem de Hayır diye cevap vermek mümkün.

Tamam, eğer interneti ve sosyal medyayı “adabınca” (Bulunduğumuz ülke şartlarına uygun, fazla zıpırlıklarla uğraşmadan, etliye-sütlüye bulaşmadan) kullanıyorsak “belki” Evet diyebiliriz. Fakat, böyle yapmayıp, kafamıza estiği gibi davranıp, her türlü “zıpırlığı” yaparsak bu soruya Evet cevabı vermek biraz güçleşmekte.

Peki bu Evet veya Hayır cevabı hangi durumlarda önem kazanmakta? Bu sorunun yanıtı özellikle kamu veya özel işyerlerinde çalışanlar ile bunlardan daha da önemlisi, henüz herhangi bir iş yaşamına sahip olmayıp, kamu veya özel iş yerlerine “iş başvurusunda” bulunan kişileri çok ilgilendirmekte. Kendi işini kurmak isteyenler bu soruların kapsamı dışında olsalar da, onlar da bulundukları toplumun karakteristik özelliklerine uygun olmayan davranışlarının internet ortamında görülmesinden mutlaka etkilenecekler ve bu özel alanlarında bile rahat davranamayacaklardır.

Günümüzde artık kamu veya özel fark etmeksizin büyük kuruluşlar ve bunların İnsan Kaynakları departman veya büroları, iş başvurusunda bulunan kişilerin başvuru sırasında verecekleri CV’leri dışında da, onların internet ortamındaki hallerini araştırarak yaptıkları  “kendi bakış açılarına göre” her türlü olumsuz davranışı, işe alınmama sebebi olarak dosyalamaktadırlar. Aynı uygulamayı zaman içinde halen çalışmaya devam edenlere de işten çıkarma sebebi olarak bir “silah” gibi kullanma alışkanlığının arttığı görülmektedir.

Bu tür bir uygulamaya maruz kalmamak, iş başvurumuzun bu tür nedenlerle geri çevrilmesini istemiyorsak, bu departmanların genelde kaynak olarak gördükleri bazı sosyal medya ortamlarında özellikle de “Facebook” ortamında kendimize çok dikkat etmeliyiz. Çünkü, İnsan Kaynakları departmanlarının kaynak olarak en çok başvurdukları yer Facebook veya Google olmaktadır. Zira insanların en fazla rağbet ettikleri sosyal medya Facebook olduğu artık herkes tarafından bilinmektedir. Ve bu rağbet günden güne de müthiş bir artışla güncelliğini korumaktadır.

Bu sosyal medya ortamında hem rahatça hareket edip, hem de kendimizi korumanın yolu-yordamı, çaresi yok mudur? Çaresiz der olur mu hiç?! Her derdin, sorunun bir çaresi, çözümü mutlaka bulunur. Bunun da çözümü, (laf aramızda kalsın) benim de yaptığım ve benim gibi bir çok kişinin yaptığını yapmak. Yani, gerçek adınızla aldığınız bir hesabın yanında bir de “Fake” (başka isimle) hesap açmak olmalı. Ancak bunu yaptığınızda, çok dikkatli davranıp, gerçek hesabınızla bu fake hesabınızı ilişkilendirmemeye özen göstermelisiniz. Yani, siz artık internet ortamında iki kişisiniz. İnternette bu çift kişiliği sürdürmek zorundasınız. Bu sahte kişiliğinizi o kişilik altında belirtseniz bile, gerçek kişiliğinizin olduğu hesabınızda ve/veya gerçek hayatınızda bunu hiç kimsenin bilmemesi gerekmektedir. En yakın dostunuz, hatta anne-babanız, eşiniz veya çocuğunuz bu durumunuzu bildiğinde, onların da bir başka yakınlarına ağızlarından kaçırabilme ihtimalini unutmamanız gerekir.

Uykunuzun kaçmamasını istiyorsanız bu kişiliği sadece “SİZ” bilmelisiniz.

Bir şeye daha “dikkat” etmenizi öneririm. O da, internet ve sosyal medya alanında fake kişiliğinizle çok fazla “ÜNLÜ” olmamanız gerekir. O takdirde sizi çok merak edenler bir yolunu bulup, mail adresinizin şifresini kırmaya kalkışabilir.

Bunlara dikkat ederseniz, internette istediğiniz gibi cirit atıp, at oynatabilirsiniz. Son defa söylüyorum. Her şeye rağmen “gözaltında” olduğunuzu aklınızdan çıkarmayın.

…

Çok değerli dost ve arkadaşlarım, bilhassa bu blog aracılığıyla iletişimde bulunduğum sizlerden uzun bir süredir ayrı kaldık. Bu yazının ardından yine hemen yazmaya başlayacağımı sanmıyorum. Ama, merak etmeyin her şey yolunda gidiyor.

Ben daha çok Sosyal Medya alanını tercih ettim. Kendimi o aç kurtların sofralarına amade bir kuzu olarak saldım o ortama. Ben oradayım. Gelen beni hemen bulabilir. Sizleri de o kurtlar sofrasına bekliyorum. Belki taze kuzular, iştahları daha da kabartır.

Herkese çok teşekkür ediyorum, bu uzunca makaleyi okuma zahmetine girdiğiniz için. Görüşmek dileğiyle hoş kalın, sevdikleriniz ve sevenlerinizle beraber..

Sevgilerimle..

Arzu BREDA

Görsel:deviantART

17 Mart 2010

Öldüğünüzde blogunuz veya facebookunuz kime kalacak?

Hiç düşündünüz mü, aklınıza geldi mi hiç?.. Tutmuş olduğunuz bloglara yazdıklarınız, kayıt olduğunuz sosyal paylaşım sitelerinde paylaştıklarınız, e-posta adresleriniz ve bu adreslerden yaptığınız yazışmalarınız, tüm bunlar ve internette sizin olan şeyler, siz öldükten sonra ne olacak?.. Mesela, facebook’da, twitter’da, ve benzeri bir sürü yerde yazdığınız güzel, çirkin, utanılası, utanılmaması şeyler..Bunları hiç düşündünüz mü? Ben şahsen hiç düşünmedim.. Aklıma dahi gelmedi böyle bir şey.. Fakat, Av. M. Gökhan Ahi’nin aklına gelmiş, bizim adımıza düşünmüş ve “Ölürseniz dijital varlığınız kime kalacak?” diye sorgulamış ve nelerin yapılıp, nelerin yapılmadığını açıklamış bu yazısında.

Ben şahsen, tüm bu internet aleminde hangi blog, site, forum vs. de kullandığım kullanıcı adı ve şifrelerimi evlendikten sonra eşime, çocuklarım olursa onlara bırakmayı düşünüyorum. İnternette yaptığım yaramazlıkları ben öldükten sonra görmelerinde bence bir sakıncası yok. Nasıl olsa, mahşer günü hepimiz bir birimizin her yaptığını öğrenmeyecek miyiz? O zaman öğreneceğimize göre; yaşarken belki utandığımız için açıklayamadığımız özellerimizi, öldükten sonra, sadece sevdiklerimize açmamızda ben bir sakınca görmüyorum.

Benim asıl bahsetmek istediğim konu, internette yaşanan diğer olumsuzluklar. Bazı insanların(!) aldıkları bir dijital kimliğin arkasına saklanarak, başka insanları kandırma, başka insanlardan aldıkları özel bilgileri kötü amaçlar için kullanmaları, hatta kendilerinin açıklamadığı bilgileri, onların siteleri veya e-posta adreslerinin şifrelerini kırarak, onlar adına işlem yapmaları, çeşitli arkadaşlık siteleri ve hatta porno sitelerine onların adıyla ve onların resimlerini kullanarak üye olmaları gibi, insanların kendilerin yapmadıkları, akılarından dahi geçirmedikleri şeyleri yaparak kişileri zor durumda bırakmaktadırlar.

AKŞAM Gazetesindeki bir habere göre, “Nüfus İşleri Genel Müdürlüğü'nde bulunması gereken, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi'ndeki milyonlarca  kişisel veri, internete sızdı.” deniyor. 50 Milyon kişinin kayıtlarına ulaşıldığını ve bu bilgilerin bazı kişilere pazarlandığı öne sürülmekte bu haberde. Şimdi, birileri bu siteden bazı özellikler belirleyerek, bir kimlik oluşturmak isteyecek ve bu malum site de şansınıza sizin kimlik bilgilerinizi o şahsa az bir para karşılığı satacak. Ondan sonra da, vay başınıza gelenlere!.. Başınıza gelebilecekleri düşünmek bile istemezsiniz. Çünkü, aklınızın ucundan bile geçmeyecek olaylar gelebilir şu dertsiz başınıza. Allah korusun diyorum.. Başka söyleyecek bir şey düşünemiyorum bile..

Peki, Facebook üyesisin ve orada bir çok arkadaş edindin. Ama, bunların çoğunu sahiden yani gerçek hayatta tanımıyorsun. Sadece, orada edindiğin bilgilerle tanıyorsun. Ayrıca, merak da ediyorsun, bu arkadaşlarından kimler senin profiline gelip tıkladı, kimler seni inceledi diye. Ve bir gün sana bir arkadaşından bir uygulama önerisi geliyor. Aa, çok iyi bir şeymiş diye hemen atlıyorsun üstüne. “Profilime kim bakmış” diye bir uygulamayı kim istemez.. Herkes ister tabi de, ancak güvenlik şirketi Trend Micro, bu tür uygulamaların yalan olduğunu ve bunun mümkün olmadığını vurguluyor.

Peki ya internette yayınladığınız gerçek fotoğraflarınız. Bunların başkalarının elinde ne hale dönüştüğünü biliyor musunuz? Sizin bilhassa body veya mayolu fotoğrafınız varsa internette, yandığınızın resmidir. “Acaba ben böyle bir resim çektirdim mi? ” diye, düşünüp durursunuz ki, Havva anamız kılığında resim çektirmeyeceğiniz bile aklınıza gelmez. Ama, bunlar başkalarının aklına düşebilir ve siz bundan sorumlu olmadığınızı söyleseniz bile, kimse size inanmayacaktır ve “Vay be! Kadına bak, hem böyle pozlar verip, şimdi de inkar ediyor.” derler. Photoshop’un nelere kâdir olduğunu bilmiyorsanız, alın size bir Photoshop X-ray Trick örneği..

Valla ben onu bunu bilmem.. Eğer bu sanal ortamda gerçek kimliğinizin ortaya çıkmasını istemiyorsanız, sizin siz olduğunu gösterecek, ima edecek hiçbir bilgiyi hiç kimseyle ama hiç kimseyle paylaşmayın. Ve eğer gerçek kimliğiniz ve gerçek resminizle internette dolaşıyorsanız, her türlü kötü duruma hazırlıklı olun. Ya da, sosyal paylaşım sitelerinden uzak durun. Eğer, zaten ünlü biri olup, resimleriniz piyasada dolaşmıyorsa.

Benden bu konuda şimdilik bu kadar. Çünkü, bu konunun sonu yok.. Ne kadar uzatıp, araştırırsan, altından daha neler çıkıyor ki, anlatmakla bitmez. O nedenle, herkes kendi güvenliğinden sorumlu.. Benden hatırlatması..

Herkese güvenlikli bir internet ortamı, sağlıklı ve mutlu bir yaşam dilerim..

Sevgilerimle..

Arzu BREDA


Resimler : devianArt ve bilisimhukuk

17 Şubat 2010

Google Buzz nedir? Facebook, FreindFeed ve Twitter’den farkı ne?

CIVILDAMAK YETMEDİ, ŞİMDİ VIZILDAYALIM.. O DA KESMEZSE!!..


Google Buzz Set-Up Video Tour from Jason Falls on Vimeo.

Bir zamanlar ICQ, IRC gibi yerlerde birbirimizin kulağına türlü aşk -ne aşkı ya, resmen seks- sözcükleri söylerdik, kimi bulursak. Alırdık uyduruk bir nick, en seksisinden!!.. Ondan sonra başlardık avcılığa!!.. Kızlar, erkekleri keklerdi, erkekler de kızlara yapışırlardı!!.. Söylenmedik küfür bırakmazlardı erkek nickli olanlar, ne kadar kız nickli bulurlarsa..

Yani resmen küfür işitmek için, kendimize küfrettirmek için girerdik, IRC odalarına.. Bakalım bugün nasıl küfürler edecekler, en güzel küfürleri kim söyleyecek diye dalardık, seks odalarına.. Şimdi hayret ediyorum, o kadar küfür edilirdi de, bi alışamadım küfür etmeye.. Hatta, bazen erkek nick’i alarak girerdim de, o küfür bekleyen kızlara bi doğru dürüst küfür edemezdim.. Ne salakmışım, ne kadar cahil, delidolu ve deli.. Hepsi eskilerde kaldı.. Yaşlanıyoruz galiba..

Sonra blog tutar olduk.. Ardından, FreindFeed, Facebook, Twitter gibi bir çok sosyal paylaşım sitelerine üye olduk.. Facebook, ilk yaygınlaştığı sıralar üye olmuştum, ama girip de bir şey yazmak içimden gelmezdi.. Gerçi halen de öyleyim ya.. Katıldığım tüm sosyal paylaşım sitelerine, sadece blogumu ve paylaşmak istediğim blogları tanıtmak için giriyorum. Çok fazla faal biri değilimdir.. Bazıları gibi tüm günlerini oralarda geçirip, akıllarına ne gelirse yazıyorlar.. Çişi gelip tuvalete gitse, anında öğreniyorsun, kimin ne zaman ne yaptığını..

Şimdi, başımıza bir tane daha sosyal paylaşım çıktı.. Google Buzz.. Bu hele hepsinden beter olacak gibi görünüyor. Çünkü, bunu direk Gmail içine monte etmişler.. Mailine girdin mi kaçışın yok, mutlaka Buzz'a da bakacaksın.. Gelen Kutusunun hemen altına iliştirivermişler.. İstersen bakma.. Fakat, kanımca bu diğerlerine oranla biraz daha düzeyli olur diye düşünüyorum.. Tabii ki bu benim düşüncem.. Veya ben öyle olmasını arzu ettiğimden öyle düşünüyorum.. Yoksa, her şey olacağına varır. Ben öyle olmasını istiyorum diye, öyle olacak hali yok..

Buzz'un diğerlerinden başka ne farkı var derseniz: Bence çok önemli farkları yok.. Henüz daha çok yeni ve zamanla daha gelişeceğini sanıyorum. Bunu zaten kendileri de itiraf ediyorlar. denemelerini yapmadan başlatmışlar. Kullanıcıların karşılaştıkları sorunlar, onların talepleri ve diğer rakiplerinin verdikleri hizmetler doğrultusunda Buzz'un da gelişeceğini ve diğerlerine fark atabileceğini düşünüyorum. Ne de olsa Google farkı diyorum.. Buzz da en önemli fark bence, harita servisi ile mobil platformunun devreye girmesi.. 3G mobil telefonunuzdan istediğiniz yerden istediğiniz mesajları arkadaşlarınıza verebildiğiniz gibi, bulunduğunuz yerin adresini tam olarak gösterilmesini sağlayabiliyorsunuz. Bulunduğunuz adres anında mesajınızla birlikte arkadaşlarınız tarafından görülebilecek.

Ayrıca, sizlere tam olarak sosyalleşin diye, bazı sosyal platformların gadged adreslerini vereyim. Onları Gmail içine ekleyerek, tüm platformlarınızı tek yerden takip edebilmenizi kolaylaştıralım.

Bunu nasıl mı yapacaksınız? Öncelikle Gmail ‘in Ayarlar (Settings) > Labs sekmesini açıyoruz. Burada sayfanın en altında olabilir, Tüm gadget'ları URL yoluyla ekle (Add any gadget by URL) yazılı gadgetin yanındaki Etkinleştir (Enable)’i seçili hale getiriyoruz. Bu şekilde Ayarlara bir gadget sekmesi eklenmiş oluyor. Bu Gadget sekmesini tıkladığımızda, açılan URL ekleme penceresine gadget url adreslerini yazarak ekle tuşu ile gadgetimizi oluşturuyoruz. Her adresi girip ekle dediğimizde, gmailin sol tarafına gadgetin de eklendiğini göreceksiniz.

Peki bu gadget url adreslerini nereden bulacağız? Ben sizler için birkaç tane adres buldum, aslında kendim için buldum ama, bunları sizlerle de paylaşmak istedim. Bu adresleri o kutucuğa teker teker yazarak ekleyebilirisiniz.


Ayrıca, Labs sekmesinde çıkan öğelerden kendiniz istediğinizi seçerek etkin hale getirip kullanabilirsiniz.

Google Buzz hakkında daha çok yenilikler çıkacaktır. Öğrendikçe onları da sizlerle paylaşırız.

Şimdi size kolay gelsin diyor,

Sevgiler gönderiyorum hepinize..

Arzu Breda
EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu