ilişki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilişki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

01 Şubat 2011

İlişkinizdeki sorunlar veya kafanızdaki soruların muhtemel çözümleri


Kız arkadaşınızın modu hava durumu gibi değişiyorsa, nasıl davranmak gerekir.?
Erkek arkadaşınızın YouTube'a aptal bir videonuzu koysa ne yaparsınız.?
Aldatılmanın üstesinden nasıl gelirim.?
Bir ilişkide kadın baskın karakterli ise sorun çıkar mı.?

Yukarıdaki soruları ne ben cevaplıyacağım, ne de siz cevap verin diye sorulmuş değildir. Yukarıdaki sorular gibi daha binlercesi her genç kız ve erkeğin aklından geçmekte. Bu sorulara, kimi zaman bir arkadaşa danışarak, kimi zaman da gazetelerin kadın erkek ilişkileri uzmanlarına yöneltilerek cevapları aranmaktadır.

Peki bu sorulara cevap bulmanın başka bir yöntemi yok mudur.?? Yani, sadece bir kaç arkadaşımızdan veya bir iki gazetedeki uzmandan alacağımız yanıtlar bize yeterli gelmezse ne yapmalıyız.? Bu cevaplar bizi tatmin etmediğinde, bu sorunlarla birlikte mi yaşamaya devam edeceğiz.? Aynı soruya verilecek bir çok cevap arasından bizim kafamıza yatan, kendimize özel sorunumuza çözüm olacak bir yanıt bulabileceğimiz bir yer olsa güzel olmaz mı.?? Bizim sorunumuz çerçevesinde bir çok tavsiye, öneri ve/veya görüş sunacak bir sosyal paylaşım sitesi harika olmaz mı.?

İşte tüm bu sorularımıza cevap bulabileceğimiz bir yer biliyorum.. Bu yer sizin de çok işinize yarayacaktır.. Buna eminim.. Kadın erkek ilişkilerinin her türlüsünü, (Flört, Aşk, Cinsellik, Ayrılık, Kişilik, Sağlık, Moda ve Diğer başlık isimleri altında) bulabileceğiniz bir yer.. Burada hem siz soru sorup cevap arayabileceğiniz gibi, hem de o yerin Güzin Ablalarından biri olabilirsiniz.. Tabii ki yeterli birikim ve tecrübeye sahip olup, kendinize güveniyorsanız.. Ama, belki de sizin bir cevabınızla bir arkadaşınızın sorununu çözmüş olacaksınız.. Bir tek kişinin sorununu çözmek bile tek başına insana huzur verecek bir mutluluk kaynağı..

Burası neresi ki, diye fısıltılarınızı duyuyorum.. Açıklayacağım elbette.. ABD'de okuyan Türk gençlerinin de ortaklaşa 4 yıl önce ABD'de kurdukları GirlsAskGuys.com adlı sosyal paylaşım sitesini belkide duymuş olanınız vardır.. Şu anda 4 milyonu aşan kullanıcı sayısına sahip bulunan bu sitenin kurucuları bu defa Türkiye'de bunun aynısını Türkçe olarak kurmuşlar.. Henüz çok yeni olan sosyal paylaşım sitesi, kurucularının açıklamalarına göre, yıl sonuna kadar 1 milyon kullanıcı sayısına ulaşmayı hedefliyorlar..

Şimdi üzerinde bu kadar laf ettiğim bu site neresi, onu da söyleyip bitireyim sözlerimi.. KizlarSoruyor.com adlı bu site, kullanıcılarına interaktif olarak hizmet sunan bir platform. İhtiyacınız olan cevapları anında bulabileceğiniz bu platform sizi bekliyor sevgili gençler.. Sorunları olan kadın ve erkekler.. Ayrıca, bu site üyelerine sordukları soru veya cevaplarının popülaritesine göre Xper puanı kazanıyorlar.. Kazandıkları bu puanları biriktirerek hediye kazanıyorlar. Bu hediyeleri ise bazı firmaların (Firma ismi vermeyim, reklam olmasın) sitelerinde kazandıkları puanları kullanarak alma imkanına sahipler..

Umarım ve dilerim, herkes kendi aradığı cevabı bularak mutlu olur.. Hatta, başkalarının aradıkları cevap da sizde olabilir ve onların mutluluğu sizin elinizdedir belkide..

Hepinize sevgiler sunuyorum..

resim : picfor.me/tr

21 Aralık 2009

Bitti diye üzülme.. Yaşandı diye sevin..


Gerçekten de, bir daha hiç aramadı, sormadı beni.. Bense, ondan haberleri kuzenim vasıtasıyla almaya devam ediyordum. Onun her yaptığından haberim oluyor. Her gittiği yeri öğreniyordum. Kimlerle birlikte, kiminle nerelere gidip geliyor. Kuzenim onun tüm haberlerini uçuruyordu bana. Fiilen ve fiziksel olarak ayrılmıştık. Fakat, ruhum ve kalbim halen onunlaydı sanki. Onu bir türlü aklımdan çıkaramıyordum.

Selim’le ayrılmamız ben de çok büyük etki yapmıştı. Büyük bir yıkıma uğradığımı düşünüyordum. Bir boşlukta gibiydim. Hiçbir şey beni tatmin etmiyor, nereye gidersem gideyim, gittiğim yerler tat vermiyordu. Kuzenimle daha sık beraber oluyordum. Onun varlığı beni bir nebze teselli ediyordu. O da olmasaydı ben ne yapardım, hiç bilemiyordum. Sinem ile de daha sık görüşmeye başlamıştım tekrardan. Ama, büyük bir bunalım yaşıyordum. Evde huzursuzdum, ailemle yok yere sık sık tartışıyordum. Neyse ki, ailem benim durumumu anlayışla karşılayıp, beni teskin etmeye çabalıyorlardı. Onları öylesine çileden çıkarıp, hırpalıyor ve bezdiriyordum ki, onların gözyaşı dökmesine sebep oluyordum. Halbuki, onların gözyaşı dökmelerini görmeyi asla istemeyen biriydim. İşyerinde de, çeşitli sorunlar çıkarıyordum. Eğer ben oranın patronu olsam, benim gibi davranan birini asla bir gün dahi tutmaz, tekmeyi basardım. Ama, patronlarım biraz da bana ihtiyaç duyduklarından olsa gerek, birazda şirketin ortaklarından birinin akrabası olmam nedeniyle bana katlanıyorlardı.

Bir şeyler yapmam, kendimi toparlamam lazımdı. Ayrıldığımız iki ay olmasına rağmen Selim’i unutamıyordum. Unutmak istememe rağmen unutamıyordum. Bu boşluğu bir şekilde doldurmam gerekiyordu. Bir şeylerle uğraşıp, kendimi ona vererek, aklımı meşgul etmem gerekiyordu. Ama, bunun ne olabileceği hakkında hiçbir şey aklıma gelmiyordu. Bana önerilen şeyler ise, bana hiç mantıklı gelmiyordu. Başka sosyal ortamlara girmemi tavsiye ediyorlardı. Çeşitli etkinliklerden söz edip, bazı aktivitelere katılmamı söyleyenler vardı. Bağlama ve gitar kursuna gitmemi söyleyenler, bazı müzik kurslarına gidip ders almamı salık verenler oluyordu. Hatta, dans dersleri almamı söyleyen arkadaşlarım vardı. Tango öğrenmemin bana iyi geleceğini, bu sıkıntılarımı sona erdireceğini söyleyen arkadaşlar da cabası..

İşte böyle sıkıntılı bir gün, işten de sıkılmış bir haldeyken, patron gelip belediyede halledilmesi gereken bir konudan bahsedip, bunu benim yapmamı istedi. Benim orada çalışan bir arkadaşım olduğunu öğrendiğini ve bu arkadaşımın belki bu konuda yardımı olabileceğini söyledi. Ben, o arkadaşın bu konu ile ilgili olmadığını ama, belki diğer arkadaşlarına söyleyip çözülmesine uğraşabileceğini söyleyip, halletmeye çalışacağımı bildirdim. Giderken yanına uğramamı ve gerekli evrakları vereceğini söyleyip odamdan çıktı. Ben de, biraz sonra çantamı alıp, önce tuvalette biraz makyajımı filan düzeltip, patronun yanına girdim. Evraklar masanın üstündeydi ve bana bazı gerekli işlemleri izah edip, nelerin yapılması gerektiğini tarif etti. Ben de, tamam diyerek odadan çıktım.

Arkadaşım Ahmet, emlak servisinde kontrol mühendisi olarak çalışıyordu. Kapısı açıktı ve bilgisayarda bir şeylerle uğraşıyordu. Yanına gidinceye kadar beni fark etmedi. Daha doğrusu, yanına birinin geldiğinden habersiz, yaptığı işe o kadar dalmıştı ki, beni fark etmesiyle birlikte, aniden ayağa kalkıp beni karşıladı ve el sıkıştık. O arada bir gözü de bilgisayarda olduğunu fark ediyordum. Daha ayakta iken yaptığı işi kapatmaya çalışıyordu, benim yandaki koltuğa oturmamı söylerken. Ben oturduktan sonra, ne içeceğimi sordu. Varsa bir neskafe içerim dedim. Telefonla neskafeleri ısmarladı ve az sonra da neskafeler geldi, beraber içmeye başladık.

Ahmet’in ailesi, çok önceleri bizim oturduğumuz semtte oturmuşlardı. Yakın komşu idik. Daha sonra Ahmet evlenince başka yere taşındı, ailesi de bir süre sonra bizim oradan ayrıldılar başka bir semte taşındılar. Beş altı yıldır burada çalışan Ahmet, okuldan mezun olduktan sonra, iki yıl kadar bir süre birkaç özel şirkette çalışmıştı. Ahmet ile biraz eskilerden filan konuştuk. Eşini sordum, evliliğin nasıl gittiğini ve çocuğu olup olmadığını filan konuştuk. O da benim neler yaptığımı, Selim’le halen birlikte olup olmadığımızı konuştuktan  sonra, kendisine patronun ricasını ilettim. Eğer yardımcı olabilecek bir arkadaşı varsa, çok memnun kalacağımızı güzel bir dille anlattım. Fakat bunun için biraz fazla dil dökmem gerekmişti. Hiç bu kadar kimseye dil döktüğümü hatırlamıyordum. O sırada, müdürü bir dosya için, Ahmet’i çağırdı. Ahmet de benden izin isteyip, dosyayı alıp müdürün yanına gitti.

Ahmet’in müdürün yanına gittiği on dakika olunca, benim canım sıkıldı. Kalktım Ahmet’in masasına doğru gittim. Bilgisayarına baksam acaba ayıp olur mu, filan diye düşünüyordum. Ayrıca, Ahmet’in ben içeriye girdiğim esnada ne yaptığını merak etmiştim. Beni görünce de, nasıl kapatacağını şaşırmış hali beni daha da meraklandırmıştı. Onun koltuğuna oturmadan ayakta bilgisayara bir göz atayım dedim ve tamamen kapatılmamış olan pencerenin ne olduğunu baktım. Araç çubuğunda “Second Life” yazısını gördüm. Şimdiye kadar hiç duymadığım bir oyun olabileceğini düşündüm. Bilgisayar oyunları ile başım hiç hoş değildi. Pencereyi tıklayarak açtım.. Açtım ama.. Ne göreyim?.. Gözlerime inanamadım. Hemen  pencereyi tekrar minimize ettim. Ekranda gördüğüm, tamamen bir pornografik bir animasyondu. Açtığımda durmadan hareketlerine devam ediyorlardı. Bir an gördüğüm kadarıyla, animasyondu ama, gerçeğinden farksız grafiklerle hazırlanmış bir oyun olduğunu anladım. Oyunda, bir kadın ve bir erkek yatakta, tamamen çıplak ve o vaziyette ne yapılırsa onu  yapıyordu. Her ikisinin de tepelerinde  isimleri yazılıydı. Hemen tekrar eski oturduğum yere oturdum ve Ahmet’i beklemeye başladım.

Yirmi dakika bekledikten sonra, Ahmet geldi. Masasına geçip oturdu ve benim bilgisayara bakıp bakmadığımı düşündüğünü, bana bakışlarından hissettim. “Ahmet, müdürle işiniz baya uzun sürdü. Her zaman böyle uzun mu sürüyor..?” diyerek Ahmet’in nabzını kontrol etmeye çalışıyordum. “Yok ya, her zaman olmuyor. Bu defa ki, biraz gıcık bir iş de onun için, uzun sürdü. Seni de beklettim, kusura bakma” diye bana karşı mahcubiyetini anlatmaya çalışıyordu. Ben de, onu biraz daha mor etmenin bana iyi geleceğini hesaplayıp, “Yok yaa.. canım filan sıkılmadı. Biraz senin bilgisayarda oyalandım.” derken, bir yandan da onu süzüyordum. Bir anda Ahmet’in suratı gök kuşağı gibi oluvermişti. Renkten renge giriyordu. “Cidden baktın mı yoksa..? Yok ya, beni kandırıyorsun. Sen benim ne tepki göstereceğimi sınamak için öyle söyledin.” Ben hiç bozuntuya vermeden, “Yoo, neden seni kandırayım. Bilgisayarda oyalandım biraz. Sonra ne var ki, neden o kadar şaşırdın benim bakmama.. Yasak mı benim bakmam, yoksa sen yasak şeyler mi yapıyorsun..?” dememle, benim gördüğümü anladı. “Yaa Arzu, çok özür dilerim. Senin o sahneleri görmene çok üzüldüm. Hele benim bilgisayarımda görmen beni çok mahcup etti. Çok çok özür dilerim. Lütfen, o gördüklerini unut.” diyerek neredeyse benim ayaklarıma kapanacak vaziyete geldi. Bense, gördüğüm manzaradan mutlu bir şekilde onu izliyordum. Evli bir adam ve o benim önümde diz çökmüş bana yalvarıyor. Bu durum benim tüm sıkıntılarımın bir anda uçup gitmesini sağlamıştı.

“Tamam Ahmet, önemli değil. Bu kadar özür dileyecek ne var ki..? Herkes seyrediyor bu tür şeyleri. Seyretmeyen, oynamayan mı var ki..?” diyerek adamı biraz sakinleştirdim. Ahmet ise, bana halen, söyle olmuştu da, böyle gitmişti de, diyerek bu oyunu tavsiye etmişlerdi de, çok iyi bir oyunmuş da, ama böyle durumların olduğunu bilmediğini, aniden başına geldiğini filan anlatıp durdu. Oyunda kız onu esir almış da, kız onu soyup yatağa atmış mış mış, falan da filan bir sürü hikaye anlatıp durdu. Neredeyse kadının ona tecavüz ettiğini iddia edecekti. Ben de, kafamı sallayıp onu tasdik ediyordum. Evet, doğrudur, şimdiki oyunların içeriğinde her şeyi bulmak mümkündür filan diyerek, sanki oyun üstadıymışım gibi teselli etmeye çalışıyordum.

İkimiz de, benim oraya ne iş için gittiğimi unutmuş ve bilgisayar oyunlarından muhabbete başlamıştık. Ben bu güne kadar hiç bilgisayar oyunu oynamadığımı, oyunlardan hiç hoşlanmadığımı anlattıkça, o ise bu oyunun diğer oyunlardan farklı olduğunu, gerçek hayatta her ne varsa bu oyunda olabileceğini, hatta bu oyun içinde oyun oynayarak binlerce dolar para kazananlar olduğunu, birkaç kişinin ismini de verip bu kişilerin bu oyunu oynayarak, milyon dolarlar kazandığını anlatıp duruyordu. Sonunda ben de dayanamadım ve “Ahmet, mademki bu oyun bu kadar eğlenceli ve para da kazanma imkanı var. Nasıl bir oyundur bu göstersene biraz bana..” dedim. Kalktım hemen yanına gittim dikildim. O ise minimize olmuş pencereye dokunmaya korkuyor, pencerede çıkacak sahnenin nasıl bir sahne olduğunu bildiğinden, bunu benim onun yanındayken görmemi istemiyordu. “Tamam, bu pencereyi tamamen kapat. Oyunu yeniden başlatırsın.” demem üzerine, üzerine sağ tıklayarak “kapat” komutunu verip programı kapattı.

Oyunu yeniden başlatırken bana, oyunun özelliklerini, nasıl oynanması gerektiğini, önce bir kayıt olma ve isim belirleme gibi bir çok şeyi anlatmaya uğraştı. Sonra oyun açıldı. Açıldı ama, yine aynı yer, aynı sahne ve üstünde hiçbir şey yok. Sadece, kadın gitmiş, sahnede Ahmet –oradaki ismi tabii ki Ahmet değil.- çıplak ve yalnız başına. Bana dönerek, biraz uzaklaşmamı ve giyinmesi gerektiğini söyledi. Ben de, çaresiz ve ben de o sahneyi görmek istemediğimden, onun dediğini yaptım ve masadan uzaklaştım. Kısa bir süre sonra beni yanına çağırdı ve oyunun nasıl işlediği konusunda etraflıca bilgi verdi. Ve, böylece Second Life denilen, benim de Selim’i birazcık aklımdan çıkarmamı sağlayan “İkinci Hayat”la tanışmış oldum.


Devamı : Arzu Breda’nın doğuşu..

11 Kasım 2009

Aldatmanın tek gerekçesi var; Sahip olma duygusu..



"Farkettiniz mi bilmem, (..)" diyerek başlıyor, Sevgili Hocam Nuran YILDIZ "Seni Aldatıyorum Çünkü..." başlıklı yazısına..
Farketmemizi sorduğu şey, gazete, köşe yazıları, kitap ve tv dizilerinde çok sıkça yer alan aldatma öyküleri..
Magazin sayfalarında zaten, aldatma haberi dışında hiç bir şey bulamazsınız..
Tv dizilerinin de aynı şekilde olduğunu ve "bu dizilerin konusundan aldatma çıkarıldığında, geriye anlamsız bir oyuncu yığını kalır" gibi çok önemli ve doğru bir tespit yapıyor, Nuran Hocam..
Burada şunu da, belirtmem gerekir ki; Hocamızın bu tespiti  yapmasının nedeni, tespitteki olgunun doğru veya yanlış, halka yararlı veya zararlı olmasından ziyade, bir iletişimcinin yapması gerekeni yapıp, sonucu ortaya koymak.
Nuran Hocam, bir de kitaptan bahsetmiş bu yazısında..
”Aldatmanın kitabı” diye bahsettiği kitabın adını vermemiş ve bu kadarla yetinmiş..
Kitabı henüz okumadığını, sadece basında yer alan haberlerini okuduğundan bahisle, yazarın kitapla ilgili görüşlerini belirtmiş yazısında..

Kitabın yazarı, aldatmanın nedenlerini anlattığı kitaptaki görüşlerini, özetle şöyle anlatmış, basında çıkan haberde;
Erkekler, nedenlerinden biri olarak, "özsaygılarının azalması" sonucunda aldatırlarmış. (Acaba, özsaygıları aldattıktan sonra zirveye mi çıkmış..? Bunu nasıl ölçmüşler..? Çok merak ettim, doğrusu..)
Eğer, erkeğin özsaygısı yerinde fakat yine aldatıyorsa, "yeni limanlara açılmak, geçici bir güven duygusu verdiği için" gibi bir nedene sığınabiliyor. (Aldatmak, nasıl bir güven duygusu veriyor acaba..? Bunu da çok merak ediyorum..)
Bunların hiç birisi, o erkek için gerekçe değilse, kesin olarak "ailesininin geçmişinde olduğundan" dolayı aldatıyormuş..
Yani, aldatan atalarının genleri taşınıp geldiği için aldatabiliyormuş.. (Buna ben de inanabilirim.. Ama, artık çözümü var..! Gen mühendisleri..!! Ne duruyorsunuz, temizleyin şu aldatma genlerini de, kurtulsun herkes..)

Kadınların nedenlerini de anlatıyor, kitabın yazarı, basında yer alan haberinde;
Kadınların, daha sıradan nedenlerle aldattıklarını savunuyor ve kadınların özsaygısını onarmak için, ya eşinden intikam almak için aldatırlarmış kadınlar.. Yahut da babaları sorunlu ise aldatırlarmış.. (Şimdi burada ne demek lazım bilemedim, ama “Portakal, orda kal” demek istiyorum. Yazarın burada, erkeklerin aldatmalarının “önemli” nedenlere dayandığını, kadınların ise sıradan nedenlerle aldattığını savunuyor. Bu durum çok önemli bir tespit. Bu görüşe ben katılmasam da..)

Nuran Hocam ise bu görüşleri derinlemesine sorguluyor ve bu sorgulamadan şöyle soru ve sonuç çıkarımları yapıyor yazısında..
"Peki o zaman yalnızca oyun için, canı istediği için, keyif için, yan yollara öylesine sapmak için aldatmalara ne diyeceksiniz?" diye soruyor yazara ve kendi okurlarına..
Bu sorgulamayı da, yazarın tüm gerekçelerinin geçerli olduğunu ve bunları kabul edilir bulunduğunu varsayarak yapıyor..
Ayrıca, bu gerekçelerin modasının geçmiş olduğunu farzederek ve aynı zamanda, kendisinin yeni çıkaracağı "Aşk Yüzyılı Bitti" kitabı için yaptığı onca araştırma, analiz ve gözlemlerini bir kenara bırakıp soruyor bu soruyu..

Lafı fazla dolandırmadan da, kendi gerekçesini sunuyor, Nuran Hocam..
Aldatma gerekçelerinin en önemlisinin, her koşulda güdülendirilen "sahip olma" duygusunun olduğunu belirtiyor..
Bu gerekçenin, diğer tüm gerekçelere baskın olduğunu söylüyor..
Ve buna da çok anlaşılır bir örnek veriyor..
Diğer tüm kokuları bastıran "sarımsak kokusu" gibi..

Kadın erkek ilişkilerini de, ekonomik ilişkilere benzeterek, ekonomistlerin savundukları; "Bugünkü ekonomik krizin temel nedeni, üretim ile tüketim arasındaki ‘rasyonel bağ’ın kopmasıdır" görüşüne, ithafta bulunuyor..
Ekonomistlerin söylediği "rasyonel bağın kopması" ise, gerekçelerin ortadan kalkması olduğu ve sadece "eylem"in ortada kalması ve önem kazanması olarak ilişkilendirmiş oluyor, konuları birbirine.
Yani, aynen ekonomide olduğu gibi "sadece tüketmeye koşullandırılmış kadınlar ve erkekler için, aldatma ahlaki bir sorun olmaktan çıkıyor."
Ve sadece bir “eylem” olarak kalıyor.

İlişkilerdeki benzetmeler de çarpıcı  ve şak diye çarpıyor yüzümüze..
Örneğin, gardırobunda bir elbiseye sahipken, bir tane daha elbise almak gibi olduğunu söylüyor, başka bir kadına veya erkeğe gitmenin..
Sadece, içimizdeki ses "al" dediği için, elbise aldığımız gibi, içimizdeki ses "başka bir kadın veya erkek" istediği için, aldatıyormuşuz.

Yazıda, aldatılan kişinin uğradığı haksızlık ve ahlaksızlık karşısında aldığı tavır ve o andaki şaşkınlığın nedeni olarak da, bu yaşadığı sadakat kavramının yok oluşuyla karşılamanın verdiği şaşkınlık olarak, vurgu yapılıyor..
Aldatılan kişinin yaptığı bu sorgulamaya, gerekçe olarak verilen yanıt ise, sonucu kesin olarak ortaya çıkarıyor..

"Seni aldatıyorum çünkü (..)"
"Çünkü, içimdeki sesi dinliyorum. İçimdeki ses, dışımdaki seslerin "al" talimatına uyuyor."
Bu yanıtın anlattığı durum ise, dışımızdaki tüm sesler süreksizlik, bağlantısızlık ve güvensizlik ürettiğinden, bu seslere uymaktan başka çarenin kalmadığını vurguluyor..
"Seni aldatıyorum çünkü (...)  Çünküsü falan yok." diyerek sonucu açıklıyor..
"Sonuç, aldatılmayı göze almadan, hiçbir sadakat ilişkisine girilemez artık, üzgünüm." diyerek de son noktayı koymuş oluyor..

Şimdi durumu böylece kavradıktan sonra, yani kadın erkek ilişkisinde gelinen son durumu ortaya çıkardıktan sonra, sıra geldi ne yapılabilirin cevabını bulmaya..
Sevgili Nuran Hocam, bundan böyle bir ilişkiye girecekseniz, aldatılmayı göze almalısınız, diyor..
Yani, aldatmazsa ne ala, şanslısınız demek istiyor, anladığım kadarıyla..
Fakat benim, bu konuda bir çözüm önerim var.
Bu çözümü, 12 Mayıs 2009 tarihli ve "Eşinizin sizi aldatmasını önlemenin tek yolu." başlıklı yazımda anlatmıştım..
Kendi çapında epey bir tartışma yaratan ve ses getiren bu yazımda, tek çözümün yasalarımızı değiştirmek olduğunu vurgulamıştım...
Bu yasa değişikliğinde, kadınlar ile erkekler arasındaki eşitsiliğin kaldırılması ve "Aldatılan eşe de, yasal olarak aldatma hakkı." diye özetleyebileceğim bir madde konması..
Böylece, aldatmaya meyilli olan eşin bu düşüncesini bastırma ve frenlemesi sağlanabilir.
Böyle bir yasal değişiklik yapılana kadar da, kadın ve erkek arasında bir sözleşme ile yasalarda yapılmasını önerdiğimiz "aldatma hakkı"nın sözleşmeye yazılarak elde edilmesi ve eşlerin bir birine sadakatleri için bir güvenceye kavuşabileceklerini önermiştim..


Bu görüş ve önerilerim halen geçerliliğini korumaktadır.
Çözüm olarak ya benim önerdiğim yol denenecek, veya kader kısmet deyip, şansınızı deneyeceksiniz.
Tercih sizin..!

Sevgilerimle..

Resim: aldatmıyorum ki..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu