12 Ekim 2008

KEŞKE, BEN DE GÖREBİLSEYDİM!.. O'NU...



Sevgili okurlar,


İnanın, nasıl başlayacağımı bilmiyorum, bilemiyorum.

Aşağıya bir blogda görüp okuduğum, iki kişi arasında geçen diyaloglardan oluşan, biraz uzunca bir hikayeyi aktarmak istedim.

Hikayenin kimin tarafından yazıldığı blog yazarı tarafından da bilinmiyor.

O da, "hikayede geçen tarih ve kişilerin gerçek olduğu" konusunda benimle aynı şekilde düşünüyor.


Okurken hıçkırıklarıma ve gözyaşlarıma hakim olamadım. Eminim siz de, olamayacaksınız.

İçinde, hem trajedi, hem sevgi, hem alçak gönüllülük, hem duygusallık, hem nezaket, hem yumuşak kalplilik ve daha benim dile getirmediğim bir çok duygu ve düşünceyi bulmanız mümkün.

İnsana hayat dersleri veren, geçmişten günümüze ve günümüzden de geleceğe ışık tutan bir öğreti buldum ben hikayede.


Okumanızı, sonuna kadar okumanızı istiyorum.

Hatta, bir değil, bir kaç kez okumanızı öneriyorum. Her okumanızda farklı bir ders, farklı bir felsefi düşünce ve farklı bir duyguya tanık olacaksınız.

Sizin de, okuduktan sonra, arkadaşlarınıza, eşinize-dostunuza, ailenize ve en önemlisi çocuklarınıza okutmanızı, konu hakkında tartışmanızı, fikirlerinizi paylaşmanızı öneriyorum.

Okuduktan sonra, aşağıya da yorumunuzu yazarsanız, ayrıca beni de sevindirmiş, mutlu etmiş olursunuz.


Şimdiden, hepinize çok teşekkür ediyor, sevgilerimi gönderiyorum...

Arzu




.....kalktı.
Sabah ezanının, insan ruhuna huzur veren sesi, oda içinde yankılanıyordu.
88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle, pencereye doğru yöneldi.
Pencereyi açması ile odaya, ezan sesi ile birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu.
Penceresinden gözüken Kurtuluş Parkına bakarak, yaşlı ciğerlerini, sabahın ılık esintisi ile doldurdu.
Abdestini aldı.
Sabah namazını kıldı.

Mutfağa yöneldi.
Çayla birlikte, bir iki lokma bir şeyler atıştırdı.
Oturma odasına yöneldi.
Eski bir fiskos masasının yanındaki, koltuğuna ilişti.
Masanın üstü, çerçeveler ile doluydu.
Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı.
Çerçevenin içindeki fotoğrafta;
İstiklal madalyalı, kara yağız bir adamla,
makyajsız olmasına rağmen, güzelliği göz alan bir kadın, birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı.

Yaşlı kadın, 'Günaydın Anne, Günaydın Baba' dedi.
Usulca yerine koyduğu çerçeveye, bir bakış daha attıktan sonra, başka bir çerçeveyi eline aldı.
Bu siyah beyaz fotoğrafta da, subay üniformalı bir adamla, bir gelin yan yana duruyorlardı.
Yaşlı kadın, çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü.

'Günaydın Kocacığım' dedi.

Kadın, bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra, üçüncü ve son çerçeveye uzandı.
Gözlerinden yaş damlıyordu.

Fotoğraftaki biri erkek, diğeri kız çocuklara bakıp,
'Günaydın
Evlatlarım' dedi.

Tüm çerçevelere kısaca göz atıp,
'Sizleri, hepinizi çok özledim' dedi.

Gözlerinde biriken yaşları sildi.

Ağlamak için bile, yaşlı hissediyordu kendini.
Yavaşça koltuğundan doğruldu.
Ağır adımlarla, telefona doğru yöneldi.

Titreyen ellerle, numaraları çevirdi.

Karşısına çıkan adama,
'Bir taksi istiyorum' deyip, adresi verdi.

Kapısını kilitleyip, apartman merdivenlerine yöneldi.

Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı ama, şimdi bu merdivenler, hayatının en büyük engeli olmuştu.

Yavaş ve dikkatli bir biçimde iniyordu.
Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna, sokağı inletiyordu.
'Apartmanı ayağa kaldırdı. Ne aceleci adammış' diye,
kendi kendine söylenerek, sokağa indi.

Nihayet taksiye binebildi.
'Teyze hoş geldin' dedi,
25-30 yaşlarındaki şoför.

'Nereye gidiyoruz?'
Kadın, kısa bir sessizliğin sonunda,
Tüm bir gün beni taşırmısın?'
diye sordu.
'Sana 500 lira veririm.'
Adam küçümser bir gülümseme ile,
'Mal sahibi benden, her gün 500 lira
istiyor teyze' dedi.
Kadın gülümsedi,
'O zaman sana 650 lira vereceğim ne dersin?'

'Kurtarmaz ama, senin güzel hatırını kırmayayım. İlk önce nereye gideceğiz?'
'Anıtkabir'e'
'Anıtkabir'e mi?
'Evet'
'Tamam teyzeciğim'
Taksi hareket etti.
Şöför, bir yandan yola bakıyor, aynadan da, arkadaki yaşlı yolcusunu inceliyordu.
'Yaş kaç teyzeciğim?'
'Seksen sekiz'
'Maşallah, Allah uzun ömür versin teyzeciğim'
'Allah, sağlıklı ve mutlu ömür versin oğlum'
'Haklısın teyzecim'
Taksi Anıtkabir'in kapısına gelmişti.
Şoför, 'Teyzeciğim geldik' dedi.
Dalgın görünen kadın,
'Evladım, burada yardımına ihtiyacım var. Benimle gel.' dedi.

Adam şaşırmıştı.
'Tabii teyze'
dedi.

Kuşkulu gözlerle,
'Bizi buraya alırlar mı?'
diye sordu.

O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda dikildi.
Gözlerinden ateş fışkırarak,
'Ne demek
almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?' dedi

'Hayır'
'Kaç yıldır Ankara'da yaşıyorsun?'
'Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme'
'Ee o zaman'
'Ne bileyim, bir kez okulla gelmiştik, bayramda. Bayram olmayınca, burası kapalı sanıyordum ben.'
Kadın, sinirli bir şekilde kafa salladı.
Şoför utanmıştı.
Mozoleye çıkan, mermer merdivenlere kadar konuşmadılar.
Merdivenlere geldiklerinde, şoför kuşkulu bir şekilde,
'Nasıl çıkacaksın Teyze?'
diye sordu.

'Her ay nasıl çıkıyorsam öyle'
'Her ay geliyormusun? '
'Evet'
Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar.
Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler.
İçerisi çok serindi.
Şoför, büyük bir azimle yürümeye çalışan kadının,
koluna girmişti.

Kadının nefes alışları sıklaşmıştı.
Nihayet mozolenin önüne geldiler.
Kadın, şoförün kolundan ani bir hareketle kurtuldu.
Çantasını açtı.
Tek bir karanfil çıkardı.
Mozoleye doğru ilerledi.
Çiçeği mozoleye koydu.
Şoför, şaşkınlıkla olayı seyrederken, kadının ağzından, şu sözlerin döküldüğünü fark etti.
'Hayatım boyunca, sana
verdiğim sözü tutmak için çalıştım.'
Ağır ağır geriye çekilen kadın, ellerini açıp Fatiha okumaya başladı.
Şoför, kısa bir şaşkınlığın ardından, ona katıldı.
Kadın, bir anlık suskunluktan sonra,
'Hadi
gidelim.' dedi.

Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde, arabaya
döndüler.

Şoför, kadının durumundan endişelenmeye başlamıştı.
'Teyze, Yoruldun mu?' dedi.
Kadın susmuştu.
Bir süre suskunluktan sonra,
'Evet, hem de
çok yoruldum' diye cevapladı.
'Nereye gidiyoruz?'
'Bankaya'
Şoför, arabasındaki kadının, herhangi biri olmadığını anlamıştı.
Bu yaşlı kadının, Atatürk'e verdiği söz ne olabilirdi?
En sonunda dayanamadı.
'Teyzeciğim bir şey sorabilirmiyim?'
'Sor bakalım evladım'
'Anıtkabir'de, Atatürk'e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?'
'Uzun hikaye evladım'
'Olsun be teyze, anlat ne olur'
'Ben lisedeyken, bizim okulumuza gelmişti, Atatürk. Beni de, ona çiçek vermek için seçmişlerdi. Çiçeği verdiğimde, bana ismimi sordu. Bende 'Adalet' dedim. Bunun üzerine 'Ne güzel ismin varmış' dedi. 'Okulu bitirince ne olacaksın' dedi bana. 'Hemşire' dedim. O da, 'Güzel meslek ama, bence sen Hakim ol. İsmine çok yakışır' dedi. Ben, 'Kadından hakim olmaz ki' dedim. Kaşlarını çattı, 'Sen istedikten sonra olur. Senden söz istiyorum. Hakim olacaksın' dedi.
'Sen ne dedin peki?'
'Mustafa Kemal emretmiş. Ne denir? Söz verdim.'
'Peki, olabildin mi Adalet Teyze?'
'Evet, ben Cumhuriyetin ilk kadın hakimlerindenim.'
'Vay be! Sende ne hikaye varmış, Adalet Teyze'
'Herkesin bir hikayesi vardır, evladım. Herkesin hikayesi de, kendine göre değerlidir. Eğer, insanların hikayelerini bilip anlayabilirsen, insanlara daha anlayışlı davranabilirsin'
'Haklısın, Adalet Teyze. Bu banka mı gelmek istediğin?'
'Evet.'
'Yardım edeyim mi? Bende geleyim mi?'
'Hayır. Sen burada bekle lütfen. Bu arada, adın neydi, evladım?'
'Osman, teyzeciğim.'
'Tamam, Osman. Beni 45 dakika kadar sonra, buradan al. Olur mu?'
'Tamam teyzeciğim'
Adalet hanım, bankadan içeri girdi.
Osman, öğlen saatinin geldiğini fark edip, yemeğe gitti.
Yemek boyunca, Adalet hanımı düşündü. 'Kim bilir, neler yaşamış, neler görmüştür?' diye düşündü.
Tam vaktinde bankanın önündeydi.
Adalet hanım, 15 dakikalık gecikme ile geldi.
'Hoş geldin, Hakim Teyze'
'Çok uzun zamandır bana, Hakim denmemişti.'
'Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim?'
'Yok, aksine hoşuma gitti. Sağol.'
'Nereye gidiyoruz?'
'Seyranbağlarına'
'Tabii'! Hakim Teyze, çok yer gezmişsindir sen.'
'Tüm Anadolu'yu karış karış gezdik, rahmetli kocamla.'
'Ne iş yapardı amca?'
'Subaydı.'
'Ne zaman vefat etti?'
'1952 de'
'Çok olmuş. Gençmiş.'
'Kore savaşında şehit oldu.'
'Allah rahmet eylesin, Hakim teyze'
'Sağol.'
'Seyranbağları'na geldik. Nereye gideceğiz?'
'Sağa sap. İkinci binanın önünde dur.'
'Tamam. Buyur, Hakim Teyze. Geleyim mi ben.'
'Yok! Bekle burada.'
Osman, beklemeye başladı.
Bir ara merak etti.
Binanın, uzaktan görünen levhasına baktı.
"Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu" yazısını okudu.
Anlam veremedi.
'Bu kadın burada ne yapar ki?' diye düşündü.
Yarım saat sonra, Adalet hanım göründü.
Yanında orta yaşlı kibar bir hanım vardı.
Adalet hanımı, arabaya ağır ağır bindirdi.
Kadın, 'Adalet Hanım, size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlarda, sizi çok seviyor. Ne olur, arayı çok uzatmayın. Yine gelin.' dedi.
Adalet hanım, buğulu gözlerle, 'İnşallah. Kızlara selamımı söyleyin. Bende onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın.' dedi.
Araba hareket etti.
'Nereye, Hakim Teyze?'
Hemen iki sokak öteye.'
Osman, iki sokak ötede, bu sefer başka bir binanın önüne park etti.
Bu binada da, "Ankara Seyranbağları Huzurevi" yazıyordu.
'Bekle beni.'
'Tabii, Hakim Teyze.'
Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda, bu sefer etrafında bir çok yaşlı kadın ve adamla
çıkageldi, Adalet Hanım.
Sarılıp, öpüştükten sonra, oradan ayrıldılar.
Osman, dikiz aynasından, Adalet Hanım'ın gözlerinden akan yaşları fark etti.
'İyi misin, Hakim Teyze?'
'İyiyim, Osman. Eski dostları görünce, insan bir hoş oluyor.'
'Nereye gidiyoruz?'
'Cebeci Asri Mezarlığına'
'Tamam. Teyze nerelisin sen?'
'Aydın, Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra, Kurtuluş Savaşı oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara kaçtık annemle.Saklandık dağ köylerinde. Savaş bitince, Söke'ye döndük. Allah'a Şükür, Babam'da sağ salim döndü savaştan.'
'Sonra ne oldu?'
'Liseye, Aydın'a gönderdi babam. Orada, Atatürk'le karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul'a gittim. Hukuk fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye'de okuyordu o zaman. Mezun olunca evlendik..'
'Çocuğunuz var mı?'
'Bir kızım bir oğlum vardı.'
'Neredeler şimdi?'
'Oğlum dışişlerinde çalışıyordu.'
'Ne güzel!'
'1978'de Fransa'da Ermeniler öldürdüler.'
'Üzüldüm, Hakim Teyze. Başın sağ olsun. O da, babası gibi şehit oldu yani.'
'Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah, kimseye evlat acısı vermesin.'
'Amin. Ya kızın?'
'O, eşi ve çocukları ile İzmit'te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999'da depremde hepsi vefat ettiler.'
'Allah, rahmet eylesin. Boş boğazlığımla, üzdüm seni Hakim Teyze, kusura bakma.'
'Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım. Sen üzülme, sağol.'
'Geldik, Teyze'
'Tamam evladım. Al işte paran artık gidebilirsin.'
'Hakim teyze, buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim, eve bırakayım.'
'Yok beni alacaklar buradan'
'Hakim Teyze, bu para fazla. Kusura bakma, ben sana yalan söyledim. Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350 'yi ona veririm. Gerisi kalsın. Bende para
istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten.'
'Çocukların var mı?'
'İki tane ellerinden öperler.'
Taksinin güneşliğinden çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi.
'Adları nedir?'
'Kemal ve Ayşe'
'Oğlumun adı da Kemal'di.'
Sessizliğin ardından Osman'ın elindeki parayı ittirdi, Adalet Hanım..
'Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama, yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokma ile büyüt ve okut. Atatürk'ün bana yaptığı gibi, içlerindeki gücü fark etmelerini sağla. Bir de vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara.'
Osman, Adalet Hanımın ellerine sarılıp öptü.
Ona iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi.
Adalet hanım, mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken;
Osman, yaşlı gözlerle onu izliyordu.
Hayatının en büyük dersini, kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen, kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı.
Osman, arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi.
Bu gün daha fazla çalışamazdı.
Ertesi gün, Ankara'da garip bir yağmur yağıyordu.
Sanki gök delinmişti.
Osman, taksiyi mal sahibinden almış, durağa gelmişti.
Çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı.
İlk sayfadaki haberlere göz gezdirdi.
Siyaset doluydu gazete.
Hiç anlamazdı.
Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı.
Taksiciler arkadaşları ile ilgili kötü haberleri, genellikle oradan alırlardı.
Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti.
"Dün gece geç saatlerde, Cebeci Asri mezarlığında bulunan cesedin, Cumhuriyet tarihinin ilk Kadın Hakimlerinden, Adalet YILMAZ'a ait olduğu belirlendi. Adalet YILMAZ'ın bulunduğu yerdeki mezarların, eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi. YILMAZ, vefat ettiği
gün, bankadaki tüm parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek, Seyranbağları'ndaki bir kız yetiştirme yurdu ile bir huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis, Adalet YILMAZ'ın mezarlığa, ölmek için gittiğini düşünüyor."
Osman, bir anda sarsıldı.
Gözyaşlarına engel olamıyordu.
Taksici arkadaşları hiçbir şey anlamadılar.
Bir daha da, hiç anlatmadı, Osman bu yaşadıklarını.
Herkesin tek bildiği, Osman'ın bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında;
'Gökler bile sana ağlıyor' diyerek ağladığı...



NOT : Yaptığım kısa bir araştırma sonucunda, Türkiye'nin ilk kadın Hakimi Suat Hilmi Berk hanım olduğunu öğrendim. Bu hikayenin, Suat hanıma ait olup olmadığı hakkında bir bilgi edinemedim. Hikaye Suat hanıma ait olmasa bile, kurgu olarak, tarihlerle uyuşmaktadır. Bu nedenle, ben hikayeyi gerçek yaşanmış bir olay olarak değerlendiriyorum.

Sevgiyle kalın...

Arzu / 13.10.2008 10:05

11 YORUMLAR :

TILSIM dedi ki...

Sevgili Arzucum,

Ne yalan söyleyeyim bu kadar uzun yazıyı şimdi nasıl okuycam diye düşünüyordum içimden kurnazca hem ilkbaşını begenmezsem okumam zaten dedim.Hikayeye bir başladım okumaya nasıl bittiğini anlamadım.Bu kadar güzel bir hikayeye hayatımda rastlamadım her satırı duygu dolu,her satırında kalbi okşayan alınması,uygulanması gereken derslerle dolu.Tüylerim diken diken oldu inan.Bu hikayede ki adı geçen aramızda olmayan tüm güzel insanların Ruhu şad olsun.Ayrıca bizimle bu hikayeyi paylaştığın için sana ne kadar teşekkür etsek azdır.İyi ki varsın..
Sevgiyle kal...

Arzu Breda dedi ki...

Sevgili Tılsımcım,

Hikayeyi beğenmene çok memnun oldum. Ayrıca, güzel dileklerin ve iltifatın için çok teşekkür ederim.

Canım arkadaşım, sevgiyle kal...

Üfürükten Prenses dedi ki...

ilk defa okudum bu yazıyı..
oldukça etkileyici niye bilmiyorum ama gerçek olduğuna inanıyorum..
çok güzelmiş.. maille çoğaltacağım arkadaşlarıma yollayacağım arzucum..
teşekkür ederim ayrıca..

Arzu Breda dedi ki...

Sevgili Prenses,

Önce, bloguma hoş geldin. Ayrıca, bu nazik yorumun için, çok teşekkürler canım. :)

Tabii ki, çoğaltıp yollayabilisin. Ne kadar kişi okursa ve ruhunda küçük bir kıvılcım doğarsa, ne mutlu bizlere...

Tekrar beklerim. Beğendiğin yazılara yorumunu bırakırsan çok sevinirim.

Sevgiyle kal...

TAZENANE dedi ki...

Sevgili Arzu.
Yazıyı ilk önce görünce bu ne böyle dedim.
Ama okudukça içine girdim çok beğendim.
Çok güzel bir paylaşım.
Sevgiler.

Arzu Breda dedi ki...

Munucuğum,

Naçizane sayfama hoş geldin, hoşlar getirdin. Beni çok sevindirdin. Teşekkür ederim, canım. :)

Beğendiğin yazı ise, benim de çok beğenip, okurlarla paylaşmak istediğim bir blogdan alıntı yazısı. Bu beğenini, yazının ilk sahibi adına teşekkürlerimle kabul ediyorum.

Yazı artık "anonim" olarak adlandırılabilecek hale gelmiş bulunuyor. İnsanlar bu yazıyı mail yoluyla tüm sevdiklerine yolluyorlar.

Teşekkürler, yazının ilk yazarına...

Sevgiyle kal...

Boogie dedi ki...

Sevgili Arzu, bu hikayeyi daha önce okumuştum ama yüz kere de okusam bana yaşattığı hisler asla değişmeyecek. Bu arada 29 ekim'de vizyona girecek olan "Mustafa" isimli film/belgesel herkesin özellikle de gençlerin ve çocukların izlemesi gereken bir film. Mustafa'yı yani Atamızı daha da sevmek, daha da saygı duymak ve hiç unutmamak için...

Arzu Breda dedi ki...

Sevgili Boogie,

Ziyaretin ve yorumun için çok teşekkürler... :)

Hikaye dediğin gibi, mail yoluyla elden ele dolaşan bir hikaye. Bu kadar yaygın dolaşmasının nedeni de zaten insanı duygulandırması. Bu yönüyle güzel...

"Mustafa" filmi söylediğin gibi "mutlaka ama mutlaka" görülmesi gereken bir şaheser, anlatılanlara göre... Atamızın farklı bir yönünü ele alan bir yapım.

Görüşmek üzere... Sevgiyle kal...

emi dedi ki...

tuhaf bir şekilde gerçek olduğunu hissettiriyor insana yada dramatik ruhumuz bunun gerçek olmasını istiyor ...etkileyici

Arzu Breda dedi ki...

Sevgili emi,

Evet, çok haklısın ve ben de bu nedenle olayı gerçek olarak kabul ettiğimi belirttim. Olmayacak bir şey de değil zaten.

Atatürk'e bu derece sevgiyle bağlı kişiler yok değildir. Bilhassa, onun dönemini görüp yaşamış kişiler daha da bağlı oluyorlar.

Çok teşekkürler, değerli yorumların için... :)

Neslihan dedi ki...

farkettin mi bu güzel yazı dolaştı durdu yaklaşık 16 ay sonra yine sana geldi.