02 Aralık 2008

Yüreğine iğne saplanan kadınlar...

Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya... En az erkekler kadar yani!

Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!



İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır.

Gözleri buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte...

Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır... Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın...

İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli... Ve kadın ağlar; hem de çok!

Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa
bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar.

Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü.

Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. İçlerindeki zehirdir onları öldüren!

Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları.
Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar.

Zaman geçer sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı...

Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında...

Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları ASK gerçeği onların gözünde küçülür.. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden.
Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan...

İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar...

Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar...

Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. Eee o zaman niye sarılsınlar ki? Niye sarılalım ki?
Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur.
Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır. Bilin ki, artık aşkın
olmadığına inanmıştır. Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır.

O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!

Alıntıdır.

Arzu'nun Notu : Hiç bir kadının yüreğine iğne saplamayan, TILSIM'a teşekkürler...


11 YORUMLAR :

Üfürükten Prenses dedi ki...

çok güzel bir yazı olmuş..
eline sağlık..
dün ağladım,aralıklarla saatlerce ağladım..
canım çok yandı,boğuluyorum sandım..
dün herşey düzelsin diye dualar ediyordum,şimdi dünya yansa umrumda değil..
öyle canım yandı ki,şimdi de güçlendim..
bende ağlayarak güçlenenlerdenim..
acizlik olarak görmüyorum..
ama şunu da biliyorum,seven bir erkek sevdiği kadını ağlatmaz..
ağlatıyorsa kim ne derse desin o ilişki de bir problem var demektir..
benimkinde olduğu gibi..

rebelon dedi ki...

kadını ağlatan erkek,erkek değildir bence .ne olursa olsun bi ilişki yaşıyorsan ağlatmadan sürdür.sürdüremiyorsan hiç bulaşma bu aşk olaylarına kadınlara da erkekleri rezil etme.ağlayan kadınlar tavsiyem herkesi adam sanıp sevmeye kalkmasınlar.yüreğine sağlık çok güzel anlatmışsın aşksız ilşkileri.

Arzu Breda dedi ki...

Prensesciğim, sevgili arkadaşım TILSIM adına çok teşekkür ederim. :))

Senin durumun için "üzüldüm" yorumu yaparsam, çok beylik bir şey çıkacak ortaya. Biz kadınlar bu gibi durumlardan daha da güçlenerek çıkmalıyız ve çıkıyoruz da.

Seven erkek, sevdiğini ağlatmaz sözü, matematik formülü gibi, iki kere iki eşittir dört sonucu gibi düşünülecek bir olgu değil. Çünkü, kadın ve erkeğin her yönden yapıları farklı. Bu farklı yapı dolayısıyla, her iki cins bir birini anlamakta zorlanıyor.

Sevdikleri halde, kalbimizi acıtıyorlar. Bizi ağlatıyorlar. Benim erkeklerde tesbit ettiğim, "bir erkek sevmediği kadını ağlatmaz" kuralıdır.

Seninki de, seni seviyor eminim. Aslında bunu sen de biliyorsun.

Arzu Breda dedi ki...

Sevgili rebelon,

Ağlatmayanı çok az bulunuyor bunların. Ne yapalım, kaderimiz!..

TAZE NANE dedi ki...

Çok güzel bir yazı olmuş.
İlk önce görünce ay nasıl okucam dedim. Ama okumaya başladıkça dalıp gittim.
Sevgiler.

LoLa dedi ki...

çok güzel bi yazı çok doğru tespitler...

Arzu Breda dedi ki...

Sevgili Lola,

Çok teşekkürler canım, değerli yorumun için...

glgn dedi ki...

doğru tespitler Arzu..samimiyetine güvenerek bir şey eklemek isterim..çok ağlayan kadınlar,gün gelir ağlayamaz olurlar.ağlayamamak kötü bir durumdur.değil mi?bende takipteyim..

Arzu Breda dedi ki...

Sevgili Gülgün, tabii ki düşüncelerini belirteceksin. Bu yorum kısmı niçin var?.. Blog sahibi olmanın en güzel tarafı da bu değil mi zaten?!.. Bir birimizin blogunda düşüncelerimizi paylaşarak, bilginin yaygınlaşmasına ve yararlanılmasına vesile oluyoruz.

Ziyaretin ve değerli yorumun için teşekkür ederim.

Görüşmek üzere, sevgiyle kal...

CHAOTIC dedi ki...

Ben de kendi incimi dökmek istedim bu konuda... :)

"Ağlatan erkekler sevmiyorlar ya da aşık değiller" diye bir şey söz konusu olamaz bence. Çoğu zaman olmayacağını bile bile körü körüne aşık olmak ağlatıyor insanı ve insanlar o aşka rağmen kişiliklerini değiştiremiyorlar. Kişilik değişmesi zaten olmasın çünkü o zaman bu sahte bir insan haline dönüşmek anlamına da gelir. Sadece kadın ve erkek bir ilişkide birbirlerinin dilini öğrenirlerse ağlamadan, ağlatmadan anlaşmayı da öğrenebilirler. Evliliklerin, beraberliklerin uzun veya kısa ömürlü olup olmaması da tamamen buna bağlı. Her şeyde olduğu gibi bu da emek, özveri ve sabır istiyor.

Çok güzel bir yazıydı. Emeğinize, yüreğinize sağlık.

Arzu Breda dedi ki...

Sevgili CHAOTIC,

Gerçekten çok önemli noktalara, çok doğru yaklaşımlarda bulundun. Seninle hemen hemen aynı düşünceleri paylaşıyorum.

Bir kişinin -kadın veya erkek- birine aşık olduğunda ve sonucunda birlikteliğe karar verirken, çoğu insan şöyle düşünüyor veya öyle düşünmeye yönlendiriliyor.

Şimdi ben bununla evleneyim veya birlikte olayım, zamanla ben onun beğenmediğim şu yönünü değiştiririm. Ya da, onun bana uymasının, nasıl olsa bir şekilde yolunu bulurum, gibi düşüncelere girdikleri her zaman rastladığımız birer olgudur. Bu düşünce yapısı her iki cinste de mevcut olduğuna göre, sonuçta bir zaman sonra ortaya bir kişilik çatışması ve anlaşmazlıklar yumağının çıkması kaçınılmaz olacaktır.

Aslında çatışmaların, kişilerin bibirini tanımaları sürecinde olması, flört sürecinde yaşanması; ileride evliliğe karar verilmesi aşamasında olsun, karar verip evlenmeleri neticesinde olabilecek anlaşmazlıkları engelleyici birer etken olacaktır.

Ancak, her ne denirse densin, bir kadın erkek berlikteliğinde her iki tarafında karşılıklı bir birine saygılarını korumaları esas olmalıdır.

Değerli yorummun için çok teşekkürler.

Sevgiyle ve sevdiklerinle kal...