30 Ocak 2009

İlk sanal aşkım ve depremim...! Bölüm : II

O gece yine Hakan'la msn'de konuşuyoruz. Vakit gece yarısını çoktan geçmiş. Bizimkiler de henüz yatalı bir saat filan olmuştu. Ben bilgisayarın başında, bir taraftan Hakan'la sohbet ediyorum, diğer taraftan da karnım hafiften acıktığı için, annemin yaptığı keki tıkınıyorum. Buz gibi kolayla birlikte.

Bir an, başımın döndüğünü ve oturduğum sandalyenin hafiften sallandığını hissettim. Ne oluyor dememe bile fırsat kalmadı. Birden büyük bir gümleme sesi ve her tarafın kararması ile ayağa fırladım. Çığılık çığlağa "İmdat, imdat" diye bağırıyorum ama sesim sanki duyulmuyor gibi geliyor bana. İlk aklıma, atom bombası mı atıldı? Yoksa, bu genç yaşta gün yüzü görmeden "kıyamet" mi kopuyor diye düşünüyorum. O zifiri karanlıkta, odada bir yerlere tutunmaya çalışırken, kapıya doğru gitmek istiyorum. Fakat, artık kapının hangi yönde olduğunu da şaşırmış durumdayım. Çünkü, bulunduğum odanın içinde bir o duvara bir duvara gidiyorum. Yapabildiğim tek şey, yere düşmemek için çabalamak.

Çığlıklar ve imdat seslenişlerim arasında ne kadar süre geçtiğini bilmiyorum. Bildiğim tek şey ise, bittiğinde sanki aradan yıllar geçmişti. Ve o süre içinde, bir böceğin bir kibrit kutusu içinde çalkalandığı gibi, odamın içinde biri beni çalkalamıştı. Sonraları, o günün ülkemiz açısından ne kadar acı bir gün olduğu, belleklerimizden kazınmayacak bir tarih olduğunu kavrayacaktım. "17 Ağustos 1999" günü yaşadıklarımı sanırım ölünceye kadar unutamam. O zaman korktuğum kadar, hiç bir zaman korkmadım ve bundandan sonra da korkmam sanırım. Allah'a çok şükür ki, ailemizden kimseye bir şey olmadan çıktık evimizden.

Evden çıktık ama, dışarıda evden daha korkunç bir manzara bizi bekliyordu. Böylesine bir yıkımı yaratan deprem nasıl olabilirdi ki? Buralarda böylesine deprem olmadı ki..! Böyle depremler ancak, Endonezya'da filan olabilirdi diye düşünüyordum, o kibrit kutusunun içinde çalkalanırken de.

Tanrı bizi sınamıştı... İnsanlar acaba hangi yönde davranış gösterecekler diye. Bu dediğim benim bir anlık saçmalamam tabii ki. Tanrı insanları böyle bir sınamadan geçirmez ki. Yaşanan bir doğa olayı idi. Fakat, bu olay karşısında bir çok kişinin gerçek yüzünü tanıma fırsatı da bulmuş olduk bu vesileyle. Bu yaşananlara rağmen, ne kadar aç gözlü, ne kadar mal mülk düşkünü olduklarına şahit olduk. Bazı kişilerin, böylesine bir olaydan dahi, kendilerine maddi çıkar sağlama peşine düştüklerini gördük. Dağıtılan yardımların; hiç ihtiyacı olmayanlar tarafından yağmalandığı, dağıtımı yapan kişilerin, gelen yardımları nasıl depoladıklarını gördük. İnsan o zaman üzülüyor işte, ben de bu zümrenin, bu insanlığın bir parçasıyım diye insanlığından utanası geliyor.

.............

Hakan'la uzun süre görüşemedik. Depremin etkisi biraz azalıp, tekrar güncel yaşantımıza dönmek epeyce bir süre aldı. Bu sürede, ne ben Hakan'ı düşünecek haldeydim. Ne de Hakan, beni düşünebilecek durumdaydı. Durum biraz normale döndükten sonra tekrar görüşmeye başladık. Sadece nette görüşüyorduk. Ne ben, onun yüzünü görebilmiş ve sesisini duyabilmiştim, ne de o beni. Bu sanal alemde bir tek biz ve aşkımız vardı. Ben durumdan son derece memnundum ve mutluluğumu kelimelerle ifade edemiyordum. O da, çok mutluydu. Ancak, ara sıra konu, buluşma ve görüşme meselesine de gelmiyor değildi. Ben de, her defasında çeşitli yalan dolanlarla mazeret uydurup duruyordum.

Tanıştığımız neredeyse 6-7 ay olmuştu. O hafta sonu kardeşimin Hakan'la olan yazışmalarımızı görmesi, benim ikinci depremimdi. "Keşke 17 Ağustos'da ölüp gitseydim de, şimdiki gibi yerin dibine girecek bir duruma düşmeseydim." diye kendime lanet ediyordum. İçimden, "Allah'ım neden beni böylesine rezil rüsva edecek bir duruma soktun. Depremde alsaydın ya canımı" diye isyan ediyordum. Babama ağzımı açıp, hiç bir kelime dahi söyleyemiyorum. Her ne söylese haklı, çünkü. Kardeşim konuştu, biz dinledik. Sonunda babam, kardeşime dönüp "Bitti mi? Başka bir şey var mı, öğrenmemiz gereken?" diye sordu. Kardeşim, yok anlamında kafasını sallayıp, cılız ve titrek bir sesle de, "Yok, hayır" diyebildi. Ben başım önümde, sessizce bana ne diyecek acaba derken, "Tamam, haydi gidin işinize bakın." diye annemle kardeşime işaret etti. Bana döndü, "Sen de gel şuraya otur bakalım" diyerek yanındaki kanepeyi gösterdi. Sessizce oturdum, gösterdiği yere.

Düşünmeye çalışıyorum, fakat beynim uyuşmuş sanki. "Acaba tepkisi nasıl olacak?" diye düşünüyorum. Babamın huyunu çok iyi biliyorum. Babam, olaylar karşısında ani tepki göstermez, gayet yumuşak ve mantıklı hareket eden bir kişidir. Bir süre öylece ikimiz de hiç konuşmadan oturduk. O sanki, hiç bir olay yokmuşcasına tv'nin kumandası ile kanalları karıştırmakla meşgul. Arada bir de, sigarasını tüttürmekte.

Ben onun ne zaman tepki göstereceğini beklerken, "Yavrucum, kim bu konuştuğun kişi? Kimdir? Nasıl biridir?" diye peş peşe soruları sıraladı. Ben şaşırmış bir vaziyette, "E-fen-dim..!" diye kekeledim..! O devam etti sormaya, "Kızım, sana soruyorum, kaç yaşında bu adam? Onu seviyor musun? Onun sevgisinden emin misin? Bunlara cevap istiyorum senden." Ben düşünecek halde değilim ki, babamın bunları soracağını dahi düşünemiyorum. Boğazımdan ancak çıkarabildiğim bir sesle, "Hayır, baba. Emin değilim, çok özür dilerim." dediğim anda, "Yooo, dur bakalım. Bizden özür dilermiş, küçükhanım." diye gürledi. "Bizden niye özür diliyorsun? Git o adamdan özür dile. Hem de, öylesine özür dile ki, yerin dibine geçecek şekilde özür dileyeceksin. O kişiyi kırmadan incitmeden, özür dileyeceksin. Benim sana söyleyeceklerim bu kadar." dedi ve "Sonucundan da haberim olsun" diye de ekledi.

Hıçkırarak ağlıyordum. Ve gözlerimden yaşlar sicim gibi akarken, geldi elleriyle gözlerimi sildi. Bir yandan "Hadi sil bakalım yaşlarını." derken, diğer yandan da başımı okşayıp, yüzümü gözlerimi dudaklarınla kuruluyordu. "Herkes hata yapar, biricik aşkım. Önemli olan, o hatayı telafi edip, bir daha aynı hataya düşmemektir." diyor canım babacım ama, gözyaşlarım benim sözümü dinlemiyor ki. Kucağına oturdum ve boynuna sarılıp, bir taraftan ağlayıp, diğer yandan babamın yanaklarından öpüyorum, "Canım babacım, seni çok seviyorum." diyerek. Bilmiyordum ki, onun bizlere sevgisinin yanında, benim sevgimin ne kadar sönük kaldığını.

O esnada da; annem, gözleri gözleri buğulanmış, bir eli kardeşimin omuzunda, kapı aralığından bizi izlediklerinin farkında değildik.

...........

Devam edecek...


29 YORUMLAR :

TAZE NANE dedi ki...

İyi hafta sonları.
Sevgiler.

Siminya dedi ki...

ah o depremi hiç hatırlatmasaydın :( benim sevdiklerim öldü ya hemde 6 tane :(

Arzu Breda dedi ki...

Munucum, teşekkürler canım... Sana da iyi haftasonları dilerim.

Sevgiyle kal... :))

Arzu Breda dedi ki...

Canım Simincim,

Nasıl hatırlamam o depremi veya nasıl unuturum..? O yaşadığım aşk olayının bir parçası, o depremden hemen sonra da devam etti. Ve bahsettiğim iki deprem de, benim hayatımın dönüm noktalarını teşkil ediyor.

Hayatım, o depremde bir çok kişi yakınlarından ve sevdiklerinden birilerini kaybetti. Benim de kaybettiğim sevdiklerim var elbette. Fakat, yazıda o konulara girmek istemedim. Onların hepsi deprem şehidimiz. Allah hepsine gani gani rahmet eylesin.

TILSIM dedi ki...

''Tanrı bizi sınamıştı... İnsanlar acaba hangi yönde davranış gösterecekler diye. Bu dediğim benim bir anlık saçmalamam tabii ki. Tanrı insanları böyle bir sınamadan geçirmez ki. Yaşanan bir doğa olayı idi.''
Bu görüşe katılmıyorum.Hikaye buraya kadar sürükleyiciydi.Her insanın bakış açısı farklıdır.Keşke bu yazılmasaydı.Gereksiz bir ayrıntı olmuş. :(

Bekriya dedi ki...

ay devamını çok merak ettim :))

Savaş Çocuğu dedi ki...

Arzucum. Sevgiler
Biliyorsundur ki bende Adapazarlıyım. Ve depremi birinci derecede yaşayanlardan biriyim. O geceyı yasamayanlara anlatmak cumlelerle o kadar zorki. Cok acık konusuyorum "BUNU ANCAK YASAYAN BİLİR" o yasıma kadar elimde olan herseyı yıtırdıgım gece dıyebılırım. Çok fazla sevdıgımı toprak altına gomdum. Allah sanada banada ve hıc bır insanoğluna boyle acılar ve doğal afetler yasatmasın.

Arzu Breda dedi ki...

Tılsımcım,

Yazdıklarıma ve görüşlerime katılmayabilirsin. Kimse kimsenin görüşlerine katılmaya zorlanamaz.

Yazıyı daha önceden yazdığım notlarımdan derleyerek içimden geçenleri paylaştım sizinle.

Herkesin beğenisine göre yazacağım diye bir şey söz konusu olamaz. Bunu sen de biliyorsun. Beni tanıdıysan tanıdın artık.

Yine de, görüşlerini bildirdiğin için, teşekkür ederim. :))

Arzu Breda dedi ki...

Bekriya,

Devamı gelecek tabii ki, ancak araya bir süre koymak istiyorum.

Beğendiğiniz için teşekkürler... :)))

Arzu Breda dedi ki...

Halimcim,

Dediğin gibi, yaşamayan bilemez ve Allah hiç bir insanoğluna yaşatmasın o acıları.

Sana da, kaybettiğin yakınların ve sevgiklerin için başsağlığı diliyorum. Ölenlerin tümünün mekanı cennet olur, inşallah.

Amin.

Sevgiyle ve sevdiklerinle kal...

babegazelle dedi ki...

allah yaşatmasın bi daha ilkini değil ama ikincisini yaşayanlardanım ben de yakın çevrede olduumdan bişi olmadı ama gene de korkunç bişi bu nası sonlancak acaip meraktayım :D

rahat yazar dedi ki...

yazının devamını merak ettim,beklicem..o günü de yaşatmasın allah kimseye bir daha..

kozmonot dedi ki...

fazla bekletme devamını reklam filan koyma sakın araya

Arzu Breda dedi ki...

@ babegazelle, deprem konusu, bu aşkın yaşandığı dönemde yer alan ve beni derinden etkileyen bir olay olduğu için, bahsetme gereği duydum.

Nasıl sonlanacağı konusunda ise, şimdilik bir ipucu veremeyeceğim.

rahat yazar, çok fazla beklemeyeceksin... :))

kozmonot, reklam koymadan olmaz. Biraz da para kazanmamız lazım.... :))

Zeugma dedi ki...

Aaaa !! Devamı buradaymış..Ben alttan başlamış sonra da şaşırmışım:)

Ama Arzucuğum ailenin tepkisi süpermiş..
Çok ama çok beğendim.
Hem baban hem annen harikaymışlar.

Depremin korkunçluğu olaya kötü bir boyut katmış:( İnşallah o günleri bir daha yaşamayız.Çok çabuk unutuluyor..

Arzu Breda dedi ki...

Sevgili Zeugma,

Çok teşekkür ederim hayatım. Annem ve babam, benim idolüm. Hatta daha da öte... :)

şirinem dedi ki...

canım benim ya deprem herkes için üzücüydü ama diğer yazıların süper güzel bende merakla devamını bekliyenlerin yanındayımmm :=)

Arzu Breda dedi ki...

Şirinem,

Teşekkür ederim hayatım. Devamını tabii ki bekleyin... :)))

Can Talaylı dedi ki...

1999'da depremin ne olduğunu bilmiyordum desem güler misiniz? Gerçekten korku dolu günlerdi birde GEBZE'de olunca...3 gün korkudan uyuyamamıştım zaten devamlı artçılar geliyordu.Her depremde nedense bizim bura sallanıyor.Biran önce Ankara yada İzmir'e kaçmam lazım :)

ANAHTAR dedi ki...

birinci bölümü de okudum. hikaye baya eğlenceli gidiyo bakalım nolcak merak ediyorm. reader a ekledim hemen:-)

Arzu Breda dedi ki...

@ Can Talaylı, gülmem tabii ki... Neden güleyim..? Ayrıca, o kadar fazla korkuya da gerek yok. Nasıl olsa hepimiz öleceğiz bir gün... :)))

@ ANAHTAR, teşekkür ederim beğendiğin ve readera eklediğin için. Devamı gelecek elbette... :)))

Burak dedi ki...

Allahtan ailenden kimseye zarar gelmemiş.Yoksa en büyük depremlerden birini yaşayabilirdin.Bu arada hikayenin devamını merakla bekliyorum :)

Cursed dedi ki...

1999 yılında,bu ülkede msn kullanabiliyor olduğunuza eminmisiniz icq olmasın o :)

Arzu Breda dedi ki...

@ Burak, teşekkür ederim. Yakınlarım ve sevdiklerimden kaybettiğim kimseler oldu tabii ki, ama çok yakınlarımdan kimseyi kaybetmedim. Bu da bir teselli benim için.

Devamı yakında gelecek... :)))

Arzu Breda dedi ki...

@ Cursed, o yıllarda elbette MSN Messenger henüz yoktu. Bu ayrıntıyı iyi yakalamışsın, ancak hikayede herhangi bir yanlışlık yok. O tarihlerde, MSN Explorer kullanıyorduk. Bir kelebek şeklinde iconu vardı. Hem IE gibi tarayıcı görevi yapıyordu, hem de maillerini okuyabiliyordun. Ayrıca, chat yapmak için, bir messenger eklentisi mevcuttu.

Cursed dedi ki...

aydınlattığınız için teşekkürler (:

Adsız dedi ki...

Devamını bekliyoruz... Gelecek mi?

klavyedostlugu dedi ki...

İçimde ki inciyi dökeyim :))gerçekten insanı , sıkmadan,yormadan bir anlatım olmuş yazınız hatta merak uyandıran..Ben de sanal ve yalanla ..gerçek ve insanın kendisi olması konularını işliyorum sitemde genellikle ..Yazınızın devamını merak ediyorum gerçekten...Saygılarımla

Adsız dedi ki...

Devamını yazmadınız mı? Özür dilediniz mi? Sonuç ne oldu?