18 Aralık 2009

Mustafa Belgeseli üzerinden Atatürk'e karşı psikolojik saldırı..

Reha Muhtar, 17.12.2009 tarihinde Vatan Gazetesindeki köşesinde; "Can Dündar'ı Atatürk Belgeseli'nden hapis mi yatıracaksınız?.." başlığıyla yazyınladığı yazısında, Can Dündar'ı Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi basın Yayın Yüksek Okulu birinci sınıfından itibaren tanıdığını belirterek, onun nasıl biri olduğuna dair bilgiler vermiş.

Bu yazısında, Can Dündar'ın kişilik özelliklerini, mesleki duruşu ve hayata bakışını çok iyi bildiğinden de bahsediyor. Yani, onu 30 yıldan beri tanıdığını söyledikten sonra, Can Dündar'a karşı objektif olabileceğini vurguluyor.

Bu nedenle de, Can Dündar'ın Mustafa belgeselinden dolayı, "Atatürk'ün hatırasına hakaretten.." 7.5 yıla kadar hapsinin istenmesinin haksızlık olduğu, çifte standart olduğunu vurguluyor.

....

Yine Reha Muhtar'ın ertesi günkü, 18.12.2009 tarihli "Mustafa filmi Atatürk'e yönelik psikolojik saldırı mı?.." başlıklı yazısında, bir okurunun "Reha bey bir de Mehmet Kerem'in makalesini okuyun" demiş.. Mehmet beyin makalesini üç defa okuduğunu ve ilginç noktalar bulduğunu belirtiyor yazısında. Yazısının altına Mehmet beyin makalesinin bir özetini de koymuş. Bu makalede, Atatürk'e yönelik saldırıların altında yatan nedenlerle ilgili analizlerin olduğunu söylüyor.

Reha Muhtar bu yazısında, kendisinin Atatürk sevgisini de belirterek, bu sevginin nasıl bir sevgi olduğunu da kısaca anlatıyor. "Atatürk’ün gücü benim gözümde tabu olmasından gelmiyor...
Tartışılmamasından, insani taraflarının ortaya konmamasından, tanrı katına konmasından kaynaklanmıyor Atatürk sevgim..." diyerek..

......

Şimdi gelelim reha Muhtar'ın okuyucusunun okumasını önerdiği ve yazısında özetini yayınladığı, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi psikiyatri Bölümü'nden Profesör Mehmet Kerem'in makalesine.. Bu makalede neler var bir görelim.. Okuduğum özetten benim çıkardığım, bu makaleye göre Can Dündar, Vamık Volkan adlı bir psikiyatristden etkilenmiş. Bunu da, Can Dündar'ın Ayşe Arman'la yaptığı bir röportajda kendisinin itiraf ettiğini belirtiyor.

Bu etkilenmenin kaynağı, Vamık Volkan'ın "Ölümsüz Atatürk" adlı kitabı. Kitap ilk defa "Immortal Atatürk" adıyla 1984'te ABD'de yayınlanıyor. On yıl sonra da, Türkiye'de yayınlanıyor ve yasaklanıyor. Ancak, 1998'de yasak kalkıyor ve serbestçe satılmaya başlanıyor. Bu kitabın temel tezi ise, Atatürk'ün ne kadar sıradan bir insan olduğunu göstermek olduğunu vurguluyor Mehmet beyin makalesinde. Makalede, bu durum, tıpkı Can Dündar'ın Atatürk belgeselinde Atatürk'ün "insani yanlarını vurguladığı benzetmesi yapılıyor. Yani, insani yanları gösterilerek, "büyüklüğü" bu şekilde anlatılmak isteniyor.

Ben en iyisi Reha Muhtarın yayınladığı, Prof. Mehmet Kerem'in makalesinin özetinin tamamını buraya alayım ki, sizler daha iyi anlayabilesiniz.
Makalenin tamamını da, burada "Can Dündar'ın belgeseli.... Prof. Mehmet Kerem"  başlıklı yazıda okuyabilirsiniz..

“PAVLOV’UN KÖPEKLERİ VE MİLLİ REFLEKSİN KIRILMASI”

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü Profesörü Mehmet Kerem Doksat şöyle açıklıyor:

Bilirsiniz, ünlü Rus fizyolog Pavlov, köpeklerine et verirken bir yandan zil çalınca ve bunu defalarca yapınca, bir süre sonra eti görmeden de zil sesini işitince hayvanın salyası akmaya başlar. Bu, şartlı reflekstir: Hayvanın tabiatında olmayan bir uyaran (zil sesi), onu tabiatında olan eti görmüş gibi heyecanlandırmaktadır.

Hiçbirimiz dünyaya Türk, Meksikalı, Sünnî veya Katolik olarak gelmeyiz; bunlar bize öğretilen değerler, yani şartlı reflekslerdir. Eğer pekiştirilmezlerse, zamanla sönerler.

Bir gün Pavlov’un enstitüsünü su basar. Köpeklerin bir kısmı boğulur bir kısmı da günlerce terörize olur çünkü ölümden zor kurtulmuşlardır. Kurtarılabilenler tekrar enstitüye toplanır.

Pavlov zil çalar, köpeklerde tık yok!

Şu müthiş sonuca varır: Ağır travmalar, şartlı refleksleri ortadan kaldırır. İnsanı veya hayvanı en doğal, en ilkel haline geri döndürür.

Her gün 15-20 şehit, ‘kanları yerde kalmayacak’ denip sürekli kanlarının yerde kalması, bir yandan orada burada araba yakarak, polise taş atarak etnik kalkışmalar...

Hepsini toplarsanız, temel güvenlik duygusu ortadan kalkıyor.

Pavlov’un köpeklerindeki gibi, bu kadar ağır travmalarla şartlı reflekslerimiz (millî duygularımız ve tepkilerimiz) kırılıyor.

***

Volkan’a göre Atatürk babasını küçük yaşta kaybedip ilk bunalıma giriyor. Ondan sonra annesi başka bir adamla evleniyor ve eve gelen bu adamla birlikte bunalım kökleşiyor.

Bunun temelinde ise Mustafa’nın annesine olan ‘odipal bağlılığı’ var! Aslında Can’ın belgeselindeki temel ve örtük mesaj da bu.

Atatürk denilen adam sözde bizim atamız, yani bir anlamda hepimizin babası ama aslında onun babası yok!

Ve yine Mustafa’nın annesine darılması anlatılıyor belgeselde, çünkü Atatürk’ün anası, yani bizim o başörtülü gülümseyen fotoğrafından hatırladığımız Zübeyde Hanım, ‘eve başka bir erkek getiriyor’!

Evet, belgeselde anlatılan dil aynen böyle, ortada Zübeyde Hanım’ın ‘yeniden evlenmesi’ne değil ‘eve yeni bir erkek getirmesi’ne vurgu var! Farkındaysanız tez Vamık Volkan’dan aktarılma olduğu gibi.

***

Nitekim belgesel boyunca Atatürk, mutsuz, yalnız, bunalımlı bir tip olarak çizilmiş.

Ancak bunlar anlık ya da dönemsel melankolilikler değil.

Atatürk çocukluğundan ölümüne derin bir melankoli içinde gösteriliyor. Atatürk’ün sürekli içki ve sigaraya olan düşkünlüğü de örtük başka bir mesajı veriyor:

Mustafa sadece annesine karşı odipal bir bağlılık içinde değildir, aynı zamanda oral bir kişiliğe sahiptir!

Şimdi bu iki kavrama bakalım.

Birincisi Freud’un ‘odipus kompleksi’ olarak bilinen ve çocuğun anneye olan bağlılığını cinsel bağlılıkla açıklayan teori.

İkincisi ise yine Freud’un çocukluk evrelerini ayırdığı ilk evre olan ‘oral evre’, yani ağız bağlılığı.

Her iki kavram da Vamık Volkan’ın kitabında Atatürk’ün kişiliği olarak konuluyor.

Şöyle ki:

Atatürk annesine olan aşkının yerine vatanı koyuyor.

Nitekim ‘büyük validemiz’ diye söz ettiği vatana olan aşkı aslında anasına olan aşkıdır!

Yine ana memesine olan hasretini de rakı kadehi ve sigara ile gidermektedir!

***

Bir ulusun ulusal bilincini, ulusal duygusunu ve refleksini nasıl yok edersiniz?

Bunun denenmiş, sınanmış bir yöntemi vardır, o ulusun tarihsel varlığını sorgulamaya açarsınız.

Yani o ulusun tarihini yeniden tartışırsınız.

Mesela Türkler kendilerini kahraman bir ulus olarak mı görüyorlar?

O zaman onlara ne kadar korkak bir ulus olduklarını göstermek gerekmektedir!

Ya da Türkler atalarını, yani Atatürk’ü çok mu yüceltiyorlar?

O zaman onlara Atatürk’ün ne kadar sıradan biri olduğunu gösterin.

Farkındaysanız son on yıldır tam da böylesi bir dönemden geçiyoruz.

Sözde demokratlık, tartışma kültürü adına neyi tartışıyoruz ve bizden neyi kabul etmemiz isteniyor?

Sıra Atatürk’e geldi.

Çünkü önemli olan ulusal önderi yok etmektir. O halde tüm önderlere yapılanı Atatürk’e de yapalım. Onun ne kadar zalim bir diktatör olduğunu tartışalım.

Onun aslında zaafları olduğunu tartışalım. Hatta onun anasını bile tartışalım.

Evet, emperyalistlerin gündeminde bu vardır. Tartışın diyorlar, biz sizin atanızın anasını tartışmak istiyoruz!

Ondan sonra Can Dündar çıkıyor ağlamaklı, diyor ki tamam tartışın benim belgeselimi ama biraz insaflı olun, önce izleyin sonra eleştirin!

Acıyacaksınız neredeyse adama.

Sonra dört bir koldan saldırıyorlar; korkacak ne var ki, izleyin önce, inanmazsanız inanmazsınız!

İsterseniz eleştirin!

İşte asıl psikolojik harp cephesi de burada kuruluyor!

Mesela Atatürk’ü sevmek, bayrağı sevmek, İstiklal Marşı’nda duygulanmak, şartlı reflekslerdir ve bunlar tartışma konusu değildir.

Çocukluktan öğrenilir ve ölene kadar da korunur.

Ama bazı haller vardır ki o şartlı refleksleri kaybedersiniz.

İşte Can’ın belgeseli tam da bu iş için yapılmış.

Prof. Mehmet Kerem

........... 


Değerli okuyucularım, benim bu yazıların tümünden anladığım ve vardığım sonuç; Can Dündar'ın bu belgeseli yaparken bazı kişilerden etkilendiği yönünde şüphelerim var. Her ne kadar, Reha Muhtar, onu çok iyi tanıdığını ve böyle bir düşünce ile yapmasının düşünülemeyeceğini ifade etse de, belgeseldeki anlatım tarzı bu şüpheleri doğrular nitelikte.

Sizler okuyunca ne karar verirsiniz bilemem ama, benim düşüncem bu yöndedir. Bilerek olmasa bile etkilendiği yönünde kesin şüphelerim var.

4 YORUMLAR :

mr_lonely dedi ki...

Filmi izlemedim, izlemeyi de düşünmüyorum. Onun için hakkında konuşmam gözü kapalı eleştirmektir, saçma olur biraz. Ama yazıya bakıyorum da, Pavlov'dan girmiş, Freud'dan çıkmış. Eminim ki Can Dündar bu kadar düşünmemiştir bile.
Bir de birilerinden etkilenme meselesi var. Bu ülkede yabancı kökenli birilerinden etkilenmeyen insanlar, belirli seviyelere gelemiyorlar. Mutlaka birilerinden etkilenmiştir. Ya da birileriyle bir yerlerle belki bağı da vardır. Bunu bilemeyiz.
Ya çok saçma, bir deli kuyuya taş attı, bir sürü akıllı çıkartamıyor. O kadar çok tartışıldı, konuşuldu ki, sırf bu tartışmalar yüzünden merak edip gidip izleyenler olmuştur. Hem eleştirip hem ekmeğine yağ sürmek olayı.
Bir de şu var, Atatürk'ün annesi başka birisiyle evlenmiş olabilir, sigara, alkol bağımlısı olabilir. Ben hala Atatürkçüyüm. Var mı itirazı olan?

Şunu da unutmamak gerek, Orhan Pamuk, ülkeyi itin bilmem neresine sokarak Nobel ödülü aldı. Ermeni Soykırımı yapılmıştır demişti. Öyle bir şeyin peşinde de olabilir. Bu yönden de incelemek gerek. Ki bildiğim kadarıyla Nobel ödülünün tarihi hep böyle. Yani nerede ülkesini, ülkesinin en önemli liderini eleştiren, hakkında atıp tutan sanatçı var ona Nobel ödülü veriyorlar.

Hatta ben böyle bir öykü yazarken Pavlov'un itleriyle falan uğraştığını sanmıyorum. :D

Zeugma dedi ki...

Sevgili Arzucuğum,
Verdiğin linkleri tıklayarak bahsettiğin yazıları dikkatle okudum. sonra kendi görüşlerini aktardığın yazını da..
Reha Muhtar'ı eskiden izlediğim TV muhabbetlerinden hatırladığım kadarıyla pek de önemsediğim söylenemez. Hani meşhur replikleri dilden dile dolaşmaktadır hala.. ''Acı var mı acı?'' vb. şekillerde alay konusu olan.

Ama açıkyüreklilikle söyleyeyim ki Reha Muhtar'ın az önce okuduğum her iki yazısındaki görüşlerin tamamına katılıyorum. Yazdığı makaleleri son derece güzel buldum ve şaşırdım.
Bana kalırsa söylediği şekilde son derece ''objektif'' bir şekilde aktarmış fikirlerini.

Atatürk'e sevgimiz saygımız sonsuz. Tüm dünyanın kabul ettiği eşsiz bir önderdir o bize bu güzel vatanı bahşeden.
Ama Can Dündar'ın bahsettiği şeyler abartılmış. Atamızın içki ve sigara içtiğini hepimiz biliyoruz. Bu bile örtbas etmeye çalışılırsa bu kez ters tepki yapar ve gerçekten de Atatürk ile ilgili her şeyin tabulaştırıldığına yönelik şüphelere neden olur. Yani kaş yaparken göz çıkarmak gibi bir şey olur..

Görüşlerim ve yorumum budur sevgili Arzucuğum..
Bu önemli konu ile ilgili hazırladığın detaylı postun için çok teşekkür ediyorum..

Sevgilerimle..

HÜSEYİN USTA dedi ki...

Sevgili arzu
Biz osmanlının dört kıtada at koşturmasından övünmüyoruz Biz türkiye halklarının emperyalizme
karşı verdiği mücadeleden gurur duyuyoruz.Kahramanları halk yaratır .Bir ulusun gözünde kahraman güçlüdür,korkusuzdur hatta tanrıdır ona inanirlar ve onu izlerler.Bu flimler,kitaplar,nöbel ödülleri cumhuriyetimize yapılan planlı saldırıların bir parçasıdır.Bunlar hatayla yapılan şeyler değıldir.onuniçin can dündar gibi isimleri tartışma konusu dahı yapmayın.can dündar gitsin
cesur yürek filmini seyretsin bir kahraman nasıl
onurlandırılır görsün.

estergonyesil dedi ki...

Can Dündar Bahsi yapılacak biri değil Reha Muhtar da aynı şekilde. AtaTürk'ü eleştirmek tartışmak kelimelerine katılmıyorum ve asla tartışılabilir bulmuyorum. AtaTürk sayensinde Türkiye Cumhuriyetin de ve hala Türk'üm benim için önemli olan budur. Birileri tartışmaya açmak isterse gitsinler şu an için ülkenin başında ki belaları tartışsınlar. Belgesel yapsınlar. Türkiye de ne yaparlarsa yapsınlar asla insanların yüreklerinden silemeyecekleri şeyler vardır. İlk AtaTürk gelir.