15 Mart 2009

Çaya Kaç Şeker


Yalnızlığa dayanırım da, bir başınalığa asla,

Yaşlanmak hoş değil, duvarlara baka baka.

Bir dost göz arayışıyla,

Saat tıkırtısıyla....

Korkmam geçinip gideriz biz mutlulukla,

Ama;

''Günün aydın, akşamın iyi olsun'' diyen biri olmalı.

Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.



Yoksa , zor değil, hiç zor değil,

Demli çayı bardakta karıştırıp,

Bir başına yudumlamak doyasıya.

Ama; ''Çaya kaç şeker alırsın?''

Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra........

CAN YÜCEL

Gözler arasındaki ilişkiyi biliyor musun? Onlar birlikte göz kırparlar, birlikte ağlarlar, her şeyi birlikte görürler ve birlikte uyurlar. Buna rağmen asla birbirlerini görmezler. Arkadaşlık bunun gibi olmalı. Arkadaşsız hayat cehennem gibidir….


Birlikte herşeyi yapabileceğiniz sizi siz olduğunuz için seven arkadaşlarınız olsun hep...

12 Mart 2009

Uykunun gül kokulu kolları, sarsın seni.


Kapıdan içeri girer girmez neşeyle bağırdı;

- "Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?"

- "Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum."

Hiç kimsenin, sevdiği şey birbirine benzemiyordu.

Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu.

Herşey erteleniyordu, telefon ve araba söz konusu olduğunda.

Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu.

Nerelere gitsindi?

Annesi kapattı telefonu.

Mutfaktan tencere kaşık sesleri geliyordu.

Koşarak, annesinin yanına gitti.

- "Sana yardım edeyim mi?" dedi en sevimli halini takınarak.

Annesi, manalı manalı baktı.

- "Hayırdır. Bir yaramazlık filan. Bak, bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten."

Yorgunluk nasıl bir şeydi?

Bazen, elinde oyuncağıyla uykuya daldığında; anneannesi, oyuncağı yavaşça elinden alır ve,

- "Nasıl da yorulmuş, yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları, sarsın seni." diyerek, alnına bir öpücük konduruverirdi.

Yorgunluk, gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer;

Ne diye, annesi, kendisiyle böyle, kızgın kızgın konuşuyordu?

- "Anneciğim, yorulduğun zaman, gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor."

- "Uykuya dalayım da, gül kokuları kusur kalsın. Yorgunluktan ölüyorum."

Bu kelimeden nefret ediyordu.

Yorgunum.

Yorgun olduğumdan...

Böyle yorgun...

Yorgunken...

- "Anneciğim sen yorulma diye..."

- "Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım. Hadi sen oyna biraz."

- "Hani siz yoruluyorsunuz ya..."

- "Eeee...."

- "Ben de, oynamaktan yoruluyorum."

- "Ne yapayım?"

- "Bilmem..."

Yapılmaması gerekenleri biliyorlardı, büyükler.

Fakat, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı.

Işıklar söndü birden...

Annesi öfkeyle söylenmeye başladı.

- "Mum da yok" diyerek, karıştırdı dolapları el yordamı.

Çocuk, sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü.

Gaz lambasının ışığında, deli tavşan masalını anlatışını.

Deli tavşanın, duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne.

Anneannesi gibi, iki elini birleştirip, işaret parmaklarını yukarı kaldırarak, tavşan kafası yaptı.

"Bak deli tavşan" diyerek, parmaklarını oynattı.

Yoldan geçen arabaların farları, duvardaki tavşana yol açtı.

Tavşan, alabildiğine hür dolaştı, sağda solda.

Otlarla, kuşlarla konuştu.

Sonra, yorgun düştü.

Duvardaki görüntü, o minik avuçların açılmasıyla kayboldu.

Kolu yavaşça, kanepeden aşağı sarktı.

Bir süre sonra, ışıklar geldi.

Kadın, çocuğun hiç konuşmadığını akıl etti, birden.

Kanepeye koştu.

Küçücük dizlerini, karnına doğru çekerek, uykuya dalmıştı.

Masanın üstündeki dosyalara baktı, iğrenerek.

Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu, içini.

Uyandırmaktan korka korka, küçük alnına, bir öpücük kondurdu.

Çocuk, sanki bu öpücüğü bekliyormuşçasına;

- "Işin bitince, beni sever misin, anne?" dedi.

Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak, sabaha kadar ağladı.


Kaynak : Anonim

08 Mart 2009

Arayı Açmayın Emi...



Sizmi geldiniz canlarımm!!!

Hoş geldiniz hele geçin şöyle,

Evimize benzemez burası,

Çömeşi verin münasip biryere...

İki gözüm üç kuzummm!!!!

Neredeydiniz bunca zaman

Çok bekletmeyin özlemekteyim sizi,

Durun hele şöyle doya,doya bir bakayım.

Suretinizi unuttum nerdeyse.....

Şu bayramlarda olmasa,

Uğramıyacaksınız buralara.

İlk göz ağrımmm!!!!yiğidim.

Bir bilseniz sizleri ne çok özledim.

Hiç değişmemişsin,hala dalğacı

Hala deli dolu,toparlan oğlum,

Bak burası yolun sonu.....

Yürek sızımmm!!!

Dermansız derdim,sen yinemi boy verdin??

Abini yine geçmişsin,

Dön yüzünü birkez daha seyredeyim.

Çok çökmüşsün be evladım,

dünyanın kahrınımı çektin?

Yıpratma kendini, bırak olacağı yere varsın,

Ben bile tüketemedim çekmekle,senmi tüketeceksin???

Minik kuşummmm!!!

Tombişim,hele bir adım daha yaklaş

Otur şöyle sağıma.

Hiç değişmemişsin,hala tombiş hala sevimli.

Kuran'ını hatmettinmi be buraya geleli???

Evdeyken dinlemezdinya beni

Kızma annem ,insan biraz yediklerine dikkat etmeli...

Ne o ağlıyormusunuz yine??

Kıyamam göz yaşınızın bir zerresine,

Hadi bırakın toprağımı koklamayı,

Ben burada rahatım,üzmeyin kendinizi.

Artık ne başımdaki o deli sancı var,

Nede yüreğimdeki ince sızı.

Tek derdim sizlersiniz,

Meleklere anlatıyorum her zaman sizi....

Hadi yavaştan toparlanın kuzularım,olan akşam

Bekletmeyin sevenlerinizi.

Arada bir gelin,çiçeklerimi sulayıp

Mezar taşımı silin,evimizde göz yaşımı sildiğiniz gibi,

Bu bahaneyle seyredeyim sizi,

Bekletmeyin beni, çok özlemekteyim sizi,

Bayramları beklemeyin,

Arayı açmayın emi???


Yazar:Safiye Samyeli

Zeugma dedi ki...
:(((((

Anneannemi getirdin aklıma. Bayılırdım onda kalmaya, beraber sofra hazırlayıp sadece ikimiz oturup yemeye.Dedemle olan anılarını anlattırmaya..

Ama şimdi yok...Bu çok acı..
Yazın çok dokundu..
Sevgiler ...
Arzu Breda dedi ki...
Tılsımcım,

Bir yakınımı kaybettiğim gün sonrasında, yayınladığın bu şiiri ve çocukluğundan bir kesitini okurken, öyle duygular hissettim ki, anlatmaya kelimeler yetmez.

Bir yakınımı çok yeni kaybetmenin verdiği üzüntünün de bunda büyük etkisi var. Ancak, kaybettiğimiz diğer tüm yakınlarımızı hatırlatmaya vesile olan bu şiir bana çok iyi geldi. Tekrar, onları hatırlayıp doya doya ağlayarak, onları yadetmemi ve onlara dua etmemi sağladı.

Çok teşekkürler caım arkadaşım, bu duygulu şiir ve hayatından bir kesiti bizlerle paylaştığın için.

05 Mart 2009

KIRMIZI ŞEMSİYE; Hayatsız Kadınlar...

3 Mart'ın sizin için anlamı nedir? diye sorsalar, çoğumuz hatta hepimiz, bir an düşünür ve "Acaba bugün ne olmuştu? Önemli bir gün müydü?" diye kafa yorarız. Hiç birimizin aklına gelmez, bugünün ne ifade ettiği. "Dünya Seks İşçileri Günü" diye bir tarih duydunuz mu, bugüne kadar? Şahsen ben duymamıştım. Ama varmış demek ki.

Şimdi, ülkemizdeki hayat kadınları da örgütlenip, bir sendika kuracaklarmış. Kuracakları sendikanın adını da, Kırmızı Şemsiye Sendikası olarak belirlemişler. Hayat kadınları, kuracakları bu sendika ile, uğradıkları haksızlıkları, gördükleri şiddet eylemlerini ve diğer sorunlarını, yasal yollardan çözüme kavuşturulması için mücadele edeceklerini açıklıyorlar.

Hayat kadınlarının neler yaşadıkları, hangimizin aklına gelir? Eminim hiç birimizin aklına gelmeyecektir. Bu kadınların, bu işi yapmalarının altında yatan nedenleri hiç birimiz düşünmemiştir. Düşündüklerimiz, sadece yaptıkları işin ahlaksal olmadığı olmaktadır. Halbuki bu düşüncemiz doğru mu, yanlış mıdır? Bunu hiç irdeleme gereği bile duymayız.

Ünlü düşünür Nietzsche'nin şöyle bir sözü vardır. "Ahlaksal olay yoktur. Olayların ahlaksal yorumu vardır." demiş ünlü düşünür. Yani, olaylar ve eylemler değildir ahlaksal olan, bizim yaptığımız yorumlardır. Çeşitli olay ve eylemler karşısında, hepimizin yorumları da, farklı farklı olmaktadır.

Hayatları çalınmış bu kadınlara, bu hayatsız kadınlara yılda bir günü çok görmemeliyiz. Onların bu haklı mücadelelerine, onların da bizlerden farklı olmadıklarını ve bir gün bizim de veya bizim çocuklarımızın da bu şekilde hayatlarının çalınıp aynı duruma düşebileceğimizi düşünerek, bu kadınlara destek olmalıyız. Destek olmasak bile, hiç olmadı köstek olmamalıyız. Onların da bizler gibi bir insan oldukları ve insanca yaşama hakları bulunduğu fikri toplumda yer etmelidir. Düşüncesi ve davranışı ne olursa olsun her insan, bu toplumun bir parçasıdır. Onu, toplumun benimsemediği yollara iten davranışlara da, yine toplumumuzun yol açtığını unutmamalıyız ve hiç kimseyi dışlamamalıyız.

Adları hayat kadınını olan, ancak hayatları bulunmayan, hayatları çalınmış bu kadınların, kendilerini savunabilmelerine, onların haklarını koruyabilmelerine bir nebze de olsa yardımcı olmak, bizlerin de insan olarak vazifemizdir diye düşünüyorum. Bu hayatsız kadınlara destek olmak için, bu yazıyı yazmaya karar vermek için hiç düşünmedim. Ancak, bir yakınımı kaybettiğim için, bir kaç gündür yoktum. O nedenle, bir kaç gün gecikmeli de olsa, yazıyı yayınlamak istedim.

Yeryüzünde yaşayan ve ayırım gözetmeden tüm insanların, insanca yaşayabildikleri bir dünya dileklerimle,

Sevgiyle kalın...



02 Mart 2009

ABONEYİM ABONE, PEÇETESİ CEBİMDE...

Ülkemiz insanının, karşılaştığı sorunlara çözüm üretmedeki başarısı, diğer ülke insanları ile kıyaslanamayacak derecede üstün olduğu bilinmekte.

Küresel ekonomik kriz, her ne kadar ülkemize uğramadan, teğet geçecek diye iddia edildiyse de, bu iddiayı ileri sürenlerin, iddiayı kaybettikleri, artık gün gibi aşikar.

Krizin etkileri gün geçtikçe, bilhassa yoksul halk kesimleri ve orta sınıf üzerinde, artan bir şekilde hissediliyor. Krizden etkilen kesimler de, kendilerine göre bazı önlemler ve çözümler bulmaya uğraşıyor.

Küresel krizin vurgununa uğrayan, Şanlıurfa'da tuvalet işletmeciliği yapan İbrahim Akdağ isimli bir vatandaşımız, işlettiği tuvalete Abonelik sistemi uygulamaya başlamış. Ekonomik kriz nedeniyle, esnafın daha az tuvalete geldiğini belirten İbrahim Akdağ, 50 kuruş olan tuvalet kullanım ücretini, abonelik sistemi ile haftalık 1,50 TL yaptı.

Tuvalet işletmecisi İbrahim Akdağ, "Daha önce insanlar günde 5-6 defa ihtiyaç için tuvalete geliyorlardı. Ekonomik kriz nedeniyle günde 2,50-3,00 TL vermemek için tuvalete gelmemeye başladılar. Ben de sınırsız fiyat indirimine gittim. Bir insan günde kaç defa tuvalete gelirse gelsin, haftalık tuvalet ücretini 1,50 TL'ye düşürdüm." diye konuşan, İbrahim Akdağ, "Ancak, bu kampanyaya karşın, haftalık 1,50 TL'yi bile çok bulan kişiler var." dedi.

Kaynak : HABERTURK