25 Kasım 2010

İnternet, Sosyal Medya ve İnsan Kaynakları Üzerine..








İnternet, artık öyle bir seviyeye geldi ki; Bundan böyle bırakın ondan vazgeçmeyi, hayatınızdan çıkarmayı, aksine günden güne girdap gibi bizi içine çekmekte. İlk başlarda sadece bir oyun, eğlence, yerine göre bilgi veya haber alma, arkadaşlarımızla iletişim kurma, kimi zaman da içimizdeki şeytanın dürtülerine uyarak gizlice toplumun genel ahlak kuralları dışında saydığı sitelere göz atma amaçlı başlamıştır. Bu durum toplumun çoğu kesimi için söylenebilecek bir değerlendirmedir. İnterneti bu sayılanlar dışında elbette işinde ve işinin genel amaçları için kullanmayı düşünerek başlayanların olduğunu da kabul etmek gerekir.

İnternet hayatımız her ne şekil ve amaçla başlamış olursa olsun, sonraları internetin kendi yapısı gereği onun bizi çekmiş olduğu yöne doğru gitmek zorunda kalıyoruz. Bu gitme eylemi ise, normal bir gidiş olmamakta, başta da söylediğim gibi biz “savrularak” onun girdabına sürükleniyoruz.

İnternet, artık o saydığımız işlevlerin dışında genel Medyanın da önemli bir parçası, hatta bilinen genel medyayı da içine alarak kendisi bir Medya durumuna gelmiş bulunuyor. Önceden medya diye adlandırılan öğeler de artık internetin içinde bir öğe durumuna düşmekten kurtulamadılar.

Yukarıda bahsedilen bu durumlar elbette iş dünyasının gözünden kaçmamakta. Aklı başında işyeri yönetici ve patronları da internetin bu gelişimini görmezden gelemezdi. Hatta internetin bu duruma gelmesi ve insanları içine çekip hapsetmesinin ardında da aklı başında işyeri yönetici ve patronlarının interneti kendi işlerine yönlendirmeleri ve amaçları için kullanmalarının da payı daha fazla olmuştur.

Şirketlerin internet üzerinde bu kadar etkin olmalarının başlıca gayesi, Reklam İşverenlerinin yardımıyla reklam pastasından kendilerine en büyük payı kapmak olduğu gün gibi aşikar. Bu pasta ise bildiğimiz pastalardan çok farklı olarak günden güne büyüyen bir pasta. Çünkü, internet insanları öylesine içine çekiyor ki, insanların bundan kurtulabilmeleri artık olanaksız hale gelmiş bulunuyor.

Peki, o zaman bir soru soralım kendimize. Bu Reklam işverenleri bizi nerede bulup kendi reklamlarını izlememizi sağlayacaklar? Bize nereden ulaşma imkanı bulacaklar, yerimizi-yurdumuzu, yaşadığımız yeri nereden tespit edebilirler? Aslında bu soruların cevabı önceden verilmiş durumda. Biraz ekonomi bilgisi olan, hayatın içinde olan kişiler bunun yolunu çok iyi bilmektedirler. En basit anlatımla, insanların toplu olarak bulunduğu yerler reklam için en elverişli alanlar olduğunu bilmeyen yoktur. O halde internette toplu olarak insanların bulunduğu alanlar neresidir? Elbette, internetin Sosyal Paylaşım alanları olacaktır.

İnsanların bir birleriyle iletişim içinde oldukları ve kendi aralarında bir çok şeyi paylaştıkları ve bu arada da yeni yeni arkadaşlıklar kurarak çoğaldıkları bu ortamları bu işverenlerin boş bırakmayacağı da bilinen bir gerçek. Böylece iş dünyası için devamlı genişleyen bir reklam alanı açılmış olmakta ve onlar da bu alanı çıkarları için kullanmaları kadar doğal bir durum olmasa gerekir.

Şirketler açısından bu Sosyal Medya alanı iştah kabartan koskoca büyük bir pasta olduğuna göre, bu alanda bulunan insanları da tanımak isteyecektir. Bu tanımak istemenin genel amacı, orada bulunan insanların her türlü alışkanlıkları, yaşantıları, kültürleri, nelerden hoşlandıkları ve bunlara benzer bir çok özelliklerini bilmek istemeleri. Bu alanlarda bulunan insanların bu özelliklerini bildikten sonra da bundan faydalanmak onlar için çok kolaylaşmış olmaktadır.

Şirketlerin sosyal medya alanlarında bulunan kişileri tanımalarından sonra kendi reklamları ve ürünlerinin tanıtımını ne şekilde yapacakları konusunu onlara bırakalım. Onlar -kendileri veya aracıları- zaten bu konuda uzmanlaşmış olduklarını kabul etmek durumundayız. Onlar açısından durumun bu şekilde olduğunu belirledikten sonra, biz biraz da kendi durumumuzu ele alıp, gözden geçirmeliyiz.

Şirketler bunları yaparken bizler ne durumdayız? İnternette ve sosyal medya ortamında bizler aç kurtların sofrasında bir kuzu gibi “yapayalnız” bir durumda, her türlü saldırıya açık “çıplak” bir vaziyette miyiz? Bu soruya hem Evet, hem de Hayır diye cevap vermek mümkün.

Tamam, eğer interneti ve sosyal medyayı “adabınca” (Bulunduğumuz ülke şartlarına uygun, fazla zıpırlıklarla uğraşmadan, etliye-sütlüye bulaşmadan) kullanıyorsak “belkiEvet diyebiliriz. Fakat, böyle yapmayıp, kafamıza estiği gibi davranıp, her türlü “zıpırlığı” yaparsak bu soruya Evet cevabı vermek biraz güçleşmekte.

Peki bu Evet veya Hayır cevabı hangi durumlarda önem kazanmakta? Bu sorunun yanıtı özellikle kamu veya özel işyerlerinde çalışanlar ile bunlardan daha da önemlisi, henüz herhangi bir iş yaşamına sahip olmayıp, kamu veya özel iş yerlerine “iş başvurusunda” bulunan kişileri çok ilgilendirmekte. Kendi işini kurmak isteyenler bu soruların kapsamı dışında olsalar da, onlar da bulundukları toplumun karakteristik özelliklerine uygun olmayan davranışlarının internet ortamında görülmesinden mutlaka etkilenecekler ve bu özel alanlarında bile rahat davranamayacaklardır.

Günümüzde artık kamu veya özel fark etmeksizin büyük kuruluşlar ve bunların İnsan Kaynakları departman veya büroları, iş başvurusunda bulunan kişilerin başvuru sırasında verecekleri CV’leri dışında da, onların internet ortamındaki hallerini araştırarak yaptıkları  kendi bakış açılarına göre” her türlü olumsuz davranışı, işe alınmama sebebi olarak dosyalamaktadırlar. Aynı uygulamayı zaman içinde halen çalışmaya devam edenlere de işten çıkarma sebebi olarak bir “silah” gibi kullanma alışkanlığının arttığı görülmektedir.

Bu tür bir uygulamaya maruz kalmamak, iş başvurumuzun bu tür nedenlerle geri çevrilmesini istemiyorsak, bu departmanların genelde kaynak olarak gördükleri bazı sosyal medya ortamlarında özellikle de “Facebook” ortamında kendimize çok dikkat etmeliyiz. Çünkü, İnsan Kaynakları departmanlarının kaynak olarak en çok başvurdukları yer Facebook veya Google olmaktadır. Zira insanların en fazla rağbet ettikleri sosyal medya Facebook olduğu artık herkes tarafından bilinmektedir. Ve bu rağbet günden güne de müthiş bir artışla güncelliğini korumaktadır.

Bu sosyal medya ortamında hem rahatça hareket edip, hem de kendimizi korumanın yolu-yordamı, çaresi yok mudur? Çaresiz der olur mu hiç?! Her derdin, sorunun bir çaresi, çözümü mutlaka bulunur. Bunun da çözümü, (laf aramızda kalsın) benim de yaptığım ve benim gibi bir çok kişinin yaptığını yapmak. Yani, gerçek adınızla aldığınız bir hesabın yanında bir de “Fake” (başka isimle) hesap açmak olmalı. Ancak bunu yaptığınızda, çok dikkatli davranıp, gerçek hesabınızla bu fake hesabınızı ilişkilendirmemeye özen göstermelisiniz. Yani, siz artık internet ortamında iki kişisiniz. İnternette bu çift kişiliği sürdürmek zorundasınız. Bu sahte kişiliğinizi o kişilik altında belirtseniz bile, gerçek kişiliğinizin olduğu hesabınızda ve/veya gerçek hayatınızda bunu hiç kimsenin bilmemesi gerekmektedir. En yakın dostunuz, hatta anne-babanız, eşiniz veya çocuğunuz bu durumunuzu bildiğinde, onların da bir başka yakınlarına ağızlarından kaçırabilme ihtimalini unutmamanız gerekir.

Uykunuzun kaçmamasını istiyorsanız bu kişiliği sadece “SİZ” bilmelisiniz.

Bir şeye daha “dikkat” etmenizi öneririm. O da, internet ve sosyal medya alanında fake kişiliğinizle çok fazla “ÜNLÜ” olmamanız gerekir. O takdirde sizi çok merak edenler bir yolunu bulup, mail adresinizin şifresini kırmaya kalkışabilir.

Bunlara dikkat ederseniz, internette istediğiniz gibi cirit atıp, at oynatabilirsiniz. Son defa söylüyorum. Her şeye rağmen “gözaltında” olduğunuzu aklınızdan çıkarmayın.


Çok değerli dost ve arkadaşlarım, bilhassa bu blog aracılığıyla iletişimde bulunduğum sizlerden uzun bir süredir ayrı kaldık. Bu yazının ardından yine hemen yazmaya başlayacağımı sanmıyorum. Ama, merak etmeyin her şey yolunda gidiyor.

Ben daha çok Sosyal Medya alanını tercih ettim. Kendimi o aç kurtların sofralarına amade bir kuzu olarak saldım o ortama. Ben oradayım. Gelen beni hemen bulabilir. Sizleri de o kurtlar sofrasına bekliyorum. Belki taze kuzular, iştahları daha da kabartır.

Herkese çok teşekkür ediyorum, bu uzunca makaleyi okuma zahmetine girdiğiniz için. Görüşmek dileğiyle hoş kalın, sevdikleriniz ve sevenlerinizle beraber..

Sevgilerimle..

Arzu BREDA

Görsel:deviantART

15 YORUMLAR :

Pilli Petro dedi ki...

Arzucum seni görmek ne güzel :) daha sabah internetin bağımlılık yaptığından konuştuk ofiste bırakabilmeyi çok isterdim.

reklam konusuna gelince yakn bir zamana kadar yazılı basın tamamen bitecek açıkhava ve de internet reklamcılığı doruklara çıkacak. sektörün içinden biri olarak para kazanabilmek ve de iş devamını sağlayabilmek için bu değişimin yaşandığını, yaşanmak zorunda kaldığını söyleyebilirim.

ben bile bazen kendimi internet bağımlısı olarak tanımlıyorum. bi çocuğum olsa yanına bile yaklaştırmazdım.

sevgiler

alizafersapci dedi ki...

Hoş geldiniz, hoş geldiniz, hoş geldiniz!

Hasan Sabri Kayaoğlu dedi ki...

Tebrikler Sayın Breda,
Yazınız akıcı ve kolay anlaşılır.
Yararlandım...
Bir noktada fikrimi sunacağım.
"Gözaltındasınız" ifadesi:
- Bazıları için dikkat,daha fazla kaliteli içerik sunmaya motiflenme tetiklemesi,özetle olumlu doping,
- Bazılarına ise,ayağını denk al,seni gözetliyorlar,açık verme yanarsın,vs.uyarısını algılamayı gündeme geteirebilir-korkuyu tetikler-bu da kişiyi daha fazla içe kapanmaya yöneltebilir,yani olumsuz anti-doping,ters algı,
oluşturabilir.
Bununla ilgili olarak;üniversitelerde yıllarca araştırma ve sınavlarda bu teknik "bir amaca,hedefe yönelik" olarak uygulanmıştır.
Halen bir çok akademik ortamdaki uygulamalarda etkin olarak kullanılmaktadır.
Şayet yazınızda "böyle bir hedefe" yönelik olarak ve bu tekniği bilerek, "gözaltındasınız" ifadesini kullandıysanız,tebrik ediyorum,zira amacına ulaşmış...
Bilmiyorsanız da,özetle yine amacına ulaşmış,zira sunduğum her iki etkiyi de vurgulamakta...
Teşkkür ederim.
Sevgi ve Saygılarımla

Arzu Breda dedi ki...

Sevgili Pilli;

"Arzucum seni görmek ne güzel :)"
Canım arkadaşım, bu sözü duymak ne hoş bir duyguymuş anlatamam. Bir insanın özlendiğini ve sevilidiğini hissetiren bu güzel ve duygulu sözlerin için sonsuz teşekkürler.. Uzun bir aradan sonra, bloguma yazdığım ilk yazıya yapılan yorumda senin adını görmek de ayrıca çok hoş. Çok teşekkürler canım. :)

İnternet bağımlılığı ve bundan vazgeçmek konusu üzerinde çok konuşulup, sayfalarca yazılacak bir alan. Ancak, kısaca belirtmem gerekirse, bağımlı olmanın kriteri bana göre; Eğer, seni işinden ve sevdiğin insanlara ayırman zamanı çalıyorsa, bu durum tedaviyi bile gerektirecek bir bağımlılık olarak tarif edilebilir. Bu durumun sadece bir tek istisnası olabilir ki, o da yine bana göre; Çok ulvi ve insanlık için önemli bir durum için interneti kullanıyor olmaktır. Bunun dışındaki bağımlılık kişinin kendisine ve çevresine zarardan başka bir şey getirmez. Her şeyde olduğu gibi, interneti de dozunda kullanmak gerekir.

İnternetten vazgeçmeyi ise, "yemekten, içmekten, seksten" vazgeçmek gibi görüyorum. Günümüzde böylesine iyi bir imkanı kullanmamayı da akıl dışı olarak görüyorum. Hele, çocuğunu yanına nasıl yaklaştırmazsın? Bir defa bu artık senin elinde olan bir şey olmaktan çıkmıştır. Sen ancak, onu iyi insan davranışlarını öğreterek, yönlendirip internetin de iyi ve faydalı yönlerine doğru motive etmelisin ki, çocuğuna faydalı olabilesin. Bunun aksi ise, çocuğuna ters tepkime olarak senin istemediğin zararlı yöne doğru eğilimini arttıracaktır. Bu konuyu salim kafayla bir daha düşünmeni bir dostun olarak önerebilirim.

Canım, yazıma yapmtığın katkı için çok teşekkür ediyorum. Görüşmek dileğiyle hoşça kal..

Sevgilerimle..

Arzu Breda dedi ki...

Sevgili Ali Zafer;

Ben de sizi aynı hoşlukla karşılamak istiyorum.. Hoş buldum, hoş buldum, hoş buldum..

Bu "Hoş geldiniz" sözlerinin üç defa tekrarı, özleminizin coşkulu ifadesinden başka bir şey olamaz.
Bunun için, çok çok çok teşekkürler sevgili dostum ve arkadaşım..

Sevgileimle..

Arzu Breda dedi ki...

Sayın Kayaoğlu Hocam;

Yazımı beğenmeniz ve bundan dolayı beni Tebriğinizle onurlandırmanızdan büyük bir gurur duydum. Bunun için size müteşekkirim.

Ancak, sizin "Yararlandım.." sözünüzün beni ne kadar gururlandırp, onurlandırdığını burada tarif etmem mümkün değil. Böyle bir onurlu bir iltifatın sizin gibi çok değerli bir hocamızdan gelmesi benim için ayrı bir onur. Size en içten duygularla çok teşekkür ediyorum.

Sevgili Hocam; Yorumunuzda değindiğiniz, benim, "Gözaltındasınız" sözümle ilgili olarak söylediklerinizde sizinle tamamen aynı fikirdeyim. Yazımda sizin de farkedeğiniz gibi, bazı vurgulamalar yapıyorum. Bunu yapmamın nedeni ifade etmek istediklerimin daha dikkat çekmesi ve varmak istediğim noktaya yönlendirmek gayesi taşımaktadır.

Bu hedefe yönlendirme tekniğini tam olarak bildiğimi söyleyemem. Ancak, yine de okuduğum bölümde pazarlama ve reklamcılık tekniklerinde, bu tür psikolojik yönlendirmelerin kullanıldığı ve sonuçlarının çok etkili olduğu belirtilmekte. Ayrıca, okumuş olduğum farklı kitaplarda da bu tekniklerin bir çok alanda başarıyla kullanıldığı anlatılmaktadır. Benim de çalışma hayatımda ve diğer başka alanlardaki gözlemlerimde de bu tekniğin hayatın bir çok alanında kullanıldığına şahit oluyorum.

Değerli Hocam, sizin de belirttiğiniz gibi, bu tür "hedefe yönelik" ve "dikkat çekici" ifadeleri kullanırken elbette dikkat edilmesi gereken hususlar bulunmalıdır. Amacınızı aşmadan, amacınızı gerçekleştirecek şekilde kullanılmalıdır, bu tür psikolojik teknikler. Aksi takdirde, belirttiğiniz üzere "olumsuz doping" etkisi yapabilir. Bu ayrıma çok dikkat ve özen gösterilmesi kanaatimi sizinle paylaşıyorum.

Sevgili Hocam, yazıma gösterdiğiniz bu ilgi-alaka, bununla ilgili olarak şahsıma gösterdiğiniz tebrik ve iltifatınız için sonsuz teşekkürlerimi kabul ediniz.

Ziyaretiniz beni fazlasıyla memnun etti.. Bundan sonraki farklı konulardaki yazılarımda görüşmek dileklerimle..

Çok teşekkür ediyorum.

Sevgi ve Saygılarımı iletiyorum..

Profösör dedi ki...

Yazın ve profiline hayran kaldım. Bu arada;

Mehmet Akif Bebeğin ziyaretçisi yine geldi.
Fakat pencere camı kapalı olduğu için, camda nöbet bekledi. Bebek ile kedi arasındaki garip iletişim onların arasında derin bir arkadaşlığı simgeliyordu.
(Resmi tıklayarak gerçek boyutunda görebilirsiniz.)

http://mefkuremiz.blogspot.com/

Gerçek öyküyü okumak için bir önceki kayıttaki "Bir anne, bir bebek, bir de kedicik" adlı yazıyı da okumalısınız.

Profösör dedi ki...

Gazetecilik konumunu yine düşünebilirsiniz. En azından yazar olarak. Bu konuda senin katkıların olmalıdır.

berna mutlu aytekin dedi ki...

Geç de olsa güzel bir blogu keşfetmenin mutluluğunu yaşıyorum. Elinizi dilinize sağlık sosyal medya içindeki ikilemde kalan insanların durumunu çok güzel özetlemişsiniz. Fake kişilik ile ilgili durumu ben de hayatımda uygulamak zorunda kaldım. Hayatıma biraz zarar verecek şekilde bir sıkıntı yaşadım. Dayım paylaştığım Zaytung haberlerini gerçek sanıp yorum yapmaya başladı :) asıl fake hesaba geçmemin sebebi budur. Böylece paylaşımlarımı anlayan kitle facebook içinde beni takip ediyor. İsmimi kullandığım facebook hesabını okul arkadaşlarım ve uzakta kalan akrabaların değişen hayatlarını takip etmek için kullanıyorum.

Arzu Breda dedi ki...

Sevgili Profösör;

Bu güzel iltifatlar için size nasıl teşekkür etsem acaba.!! Çok naziksiniz efendim..

Gazetecilik, benim için artık beynimin sakin kıvrımlarında bir yerlerde kaldı. Şu an yaptığım işten çok memnunum ve yaptığım işi de en iyi şekilde yapmak gibi bir huyum vardır. Bu nedenle sanırım, gazetecilik benim hayatımdan çıktı sayılır. Yazarlık konusu ise her zaman yapabileceğim bir şeydir. Bazı denemelerim yok değil. Ancak, onların ne zaman tamam olacağı ve ne zaman yayınlanacağı hususu şu an için gündemimde değil. Bir de, yayınlansa bile benim olduğunu bilemeyeceksiniz. Bir de öyle bir durum var yani..

Blogumu ziyaretiniz ve güzel sözleriniz için bir kez daha teşekkürler..

Sevgilerimle..

Arzu Breda dedi ki...

Sevgili Berna;

Blogumu ve sosyal medya konusundaki yazımı beğenmenize çok memnun oldum. Bunun için çok teşekkür ederim.

Fake kişilik konusunda benim gibi siz de muzdaripsiniz anladığım kadarıyla.. Daha doğrusu, gerçek kişilikle yaptığımız bazı şeylerin yanlış anlaşılmasından, demek istedim. Bu durumdan bir çok kişi şikayet etmekte ve fake hesaplarla yeni bir kişilik altında görüş ve düşüncelerini ifade etmekteler. Elbette bunun da kendine göre zorlukları ve problemlere yol açtığı gibi bir açmazı olduğunu siz de kabul edersiniz.

Bu problemlerden birincisi, sizin fake hesap kullandığınızı bilen veya anlayan kişilerin size bakış açıları olmakta. Size hiç bir zaman güven duymamakta ve görüş ve duygularınızın gerçek olmadığını, bunlarda abartıya kaçmakta tereddüt etmediğinizi savunabilmekteler. Bu fake kişiliğin size rahatlık ve özgürlük sağladığından, reel kişiliğinizle yapadıklarınızı bu kişiliğin ardına gizlenip yaptığınızı söylemekteler. Aslında bu söylenenlerde doğruluk payı yok değil elbette, zira fake kişilik ardında rahat ve özgür davranıldığı gibi, reel kişilikte bu şekilde davranılamadığı da bir gerçek.

Ancak, bana göre reel kişilik ardında yaptığımız davranışlarda yalan, riya ve kısıtlama olduğunu ve asıl bunun yanlış olduğu görüşünü savunuyorum. Çünkü, bir çok insan reel yaşamında gerçek duygu ve düşüncelerini gizleme gereği duymakta. Bu duygu ve düşüncelerini ifade etmesinin toplumun genel görüşüne aykırı duracağını bildiğinden saklama gereği duymakta, çoğu insan.

Bernacım, ziyaretin ve gerçek duygularınla yazımı değerlendirdiğin bu yorum için çok teşekkür ederim.

Sevgilerimle..

Hazar dedi ki...

Bu paylaşımınız için teşekürler.Bu yazınız kısmende olsa, bana Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in verdiği mesajı hatırlattı. Mehmet Görmez'in Diyanet Dergisi’nden verdiği mesaj şöyle:
SOSYAL SİTELER
Bugün her zamankinden daha fazla şefkat ve merhamete muhtaç bir dünyada yaşıyoruz. Daha çok maddi refah, daha ölümcül silahlar, daha çok gürültü, aşırı bilgi kirliliği; başta aile olmak üzere çocuk, kadın, gençlik ve toplumun diğer kesimlerini tahrip eden zehirli aygıtlar, ahlaki değerleri çürüten etkili ağlar ve acımasız menfaat savaşları günümüz insanını birbirine düşman ediyor, güçsüzleştiriyor ve yalnızlaştırıyor.

senemcabuk dedi ki...

Geleceği oluşturacak her yeni günün bir önceki günden daha güzel, isteklerinize uygun ve sizi daha da mutlu etmesi dileğiyle. Mutlu Yıllar!

alizafersapci dedi ki...

İyi yıllar dilerim.

Burak YALÇIN dedi ki...

Yazını zevkle okudum. Hemen hemen katılmadığım yer yok gibi.
Sektörün içinde olan birisi olarak internet ve sosyal medyanın zararlarından ziyade, sahte hesap kullanımına kafam takıldı.

Bu zor bir olay bence. Baktığın zaman alt tarafı sadece bir hesap açıp, kullanıyorsun. Fakat dediğin gibi bunu kendi hesabınla ilişkilendirmemen önemli. Bu sahte hesabının bilinmemesi üzerinde baskı yaratacaktır. HEp tetiktesin ve dikkat etmek zorundasın. Bunun sıkıntısına girmeye ne kadar değiyor doğrusu bilemiyorum. Sonuçta sosyal medya dediğimiz kavramın amacıda bir yerde tanıdığımız insanlarla iletişimimizi güçlendirmek.

Bu noktada sosyal medyayı ne amaçla kullanıyoruz onu düşünmeliyiz. Veya böyle bir hesap kullanmak ne kadar tatmin edici olacaktır.

Sonuçta bir blog yazıp bu blogun okunması ve ilgi görmesi elbetteki tatmin olmak açısından yeterlidir. Hatta blog söz konusu olduğu zaman gerçek ismi kullanmamak en sağlıklısı. İşinizle ilgili veya genel konulardan yazmıyorsanız!

Fakat facebook hesabının fake olması bana anlamsız geliyor, eğer ünlü olmak istemiyorsan. Yazındada bundan bahsetmişsin. Bana göre blogun ile facebook hesabını ilişkilendirmek de daha çok ünlü olma çabasından kaynaklanmıyor mu?

Bilinçli bir internet kullanıcısı zaten sosyal medya hesaplarında bilgi verirken telefon, adres vs.. gibi bölümleri yayınlamıyorsa o kişiye ulaşılması oldukça zor. Hal böyle olunca ikinci bir sahte facebook hesabı açarak diğer profillerin ile desteklediğin zaman bir nevi kendi ağını kurmuş oluyorsun. Buda daha çok tanınman, daha çok göz önünde olman anlamına geliyor. Pimi çekilmiş el bombası misali. Bir yerden patlak verdiğin anda başına açılacak işler tahmin ettiğinden de büyük olabilir. Bu bakımdan da bu şekilde bir mantık bana pek anlamlı gelmiyor doğrusu. Evet, "fake hesap" olmalı ama bence bunlar da birbiriyle ilişkilendirilmemeli ve farklı isimlerde olmalı herbiri, olacaksa eğer. Aksi takdirde risk daha büyük.