30 Ağustos 2008

DÜŞÜNCELERDE, ÖLÜM VE YAŞAM...

Ne kadar da neşeli başlamıştım, yeni güne. Tatil yaramıştı; bedenim zinde, ruhum huzurlu, kalbim kıpır kıpır. O tatil dönüşü mahmurluğundan da eser kalmamıştı. Keyifli ve neşeli bir şekilde işe geldim. Her sabah olduğu gibi, akşamdan hazırladığım yapılacak işleri gözden geçirip, yine her gün olduğu gibi SLTurkey'e "Merhaba" dedim.

SLTurkey'de de, yine neşeli bir şekilde yeni tanıştığım, siteye yeni üye arkadaşlarla sohbete başladık. Bazen felsefi, bazen havadan sudan konularla sohbet ediyoruz. Bir ara, "hezarfen" isimli arkadaş, "... akşam çok üzücü bir olay oldu ... çok üzüldük" dedi. "arya" isimli arkadaş, "hayırdır?" diye sorunca, şöyle diyaloglar geçti.

hezarfen - dün türk adalarında helperlik yapmış bir arkadaşımız vefat etmiş. hastalığına yenik düşmüş. herkes yastaydı. çok üzüldük
Arzu - hezarfen, kim vefat eden? tanıyormusun?
arya - başınız sağolsun..
Arzu - Sağol aryacım, fakat benim bilgim yok kimin vefat ettiğine dair.
hezarfen - Arzucum İsmi Lidya ben tanışmamıştım sadece birkaç defa gördüm
Arzu - Lidya ile ben de tanışmadım. Ama, genç birinin bu haberine çok üzüldüm. İçim bir hoş oldu şu an....
hezarfen - Arzu bu akşam 21:00 evinde tören yapacaklar. Erkek arkadaşı Alper akşam taziyeye gittik.
arya - büyüdükçe ne çok duyar olduk ölümü .. sen de ölmedikçe kaybettim sayma yinede. iyi anılarıyla yaşatın içinizde ki ruhu huzura ersin..
hezarfen - Kansermiş yavrum ya. Daha gencecik yaşında gerçekten bende çok etkilendim. hele akşam oradaki atmosfer çok fenaydı
Arzu - Ailesi, arkadaşları ve dostları için, ne kadar acı bir gün. Hepsine Allah sabırlık versin.
hezarfen - amin amin


Arya'nın dediği gibi, büyüdükçe ne çok duyar olduk ölümü. Hayatımızın bir gerçeği, doğumumuzla başlayan bir süreç olduğunu bilmemize rağmen, kabullenmekte zorlanıyoruz. Biliyoruz ki, bu süreç kaçınılmaz. Bu olgudan, kurtulmak, kaçmak olanaksız. Fakat, yine de kaçabileceğimizi sanıyoruz ve korkuyoruz ölümden.

Peki, ölümden, yaşamın bu gerçeğinden korkmamalı mıyız?... İşte, buna da olanak yok. Çünkü, korkma duygusu da, insanlara özgü, çok insani bir olgu. Bu olguyu değiştirmeye çalışmak, korkmamaya çalışmak da, insan ruhunda değişimlere ve bozulmalara yol açabilir. Ünlü bir söz vardır, "Zaman, her şeyin ilacıdır." diye. Her yaraya, her acıya iyi gelen zaman, korku duygusunu da törpüleyerek, unutma duygusunu da kullanarak, bizi bu gerçeklere yavaş yavaş alıştırır.

Belki de kendisi ile aynı yaşlarda olduğumuz, gencecik bir genç kız, Lidya. Onunla reel yaşamı bırak, SL'deki avatarı ile dahi tanışmadım. Ama, içimi öyle tarifi güç bir acı ve sıkıntı sardı ki, anlatılması imkansız.

Bu olayın beni bu derece sarsmasının nedenini, biraz olsun tahmin edebiliyorum. Benim gibi yaşının genç olmasının ötesinde, yazımın başında belirttiğim, tatilde yaşamış olduklarımın da bir payı var diye düşünüyorum. Çünkü, tatilde bedenim ve ruhum dinlendi, huzur buldu. Kalbim ise, kırgınlığın yerine aşkla doldu yeniden. Bu aşk ve sevgi ile dolan kalbim, bu tür acı bir olay karşısında, olağandan fazla sarsılması elbette gayet normal ve doğal bir olgu. Kırgınlığın verdiği sertlik, yerini aşkın sağladığı bir yumuşaklığa bıraktı.

Bu yazıyı o andaki duygularla yazamazdım. Çünkü, o anlarda beynim dahi uyuşmuş gibiydi. Şimdi, daha kendimi toparlamış gibiyim, beynim, mantığım işliyor. Kalbim yine de kıpır kıpır...

Sevgiyle kalın, hepiniz...