28 Kasım 2008

''AN''LAR

“Eğer yeniden başlayabilseydim yaşama


İkincisinde daha çok hata yapardım


Kusursuz olmaya çalışmaz…sırtüstü yatardım


Neşeli olurdum, ilkinde olmadığı kadar çok az şeyi ciddiyetle yapardım

Temizlik sorun bile olmazdı asla

Daha çok riske girerdim

Yolculuk ederdim daha fazla

Daha çok gündoğumu izler, daha çok dağa tırmanırdım

Daha çok nehirde yüzerdim

Görmediğim birçok yere giderdim

Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye

Gerçek sorunlarım olurdu, hayali olanların yerine

Yaşamımın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben

Elbette mutlu anlarım oldu ama

Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu

Farkında mısınız bilmem; yaşam budur zaten

Anlar, sadece anlar. Siz de “an”ı yaşayın

Hiçbir yere yanımda termometre, su, şemsiye ve paraşüt

Almadan gitmeyen insanlardandım ben

Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım

Eğer yeniden başlayabilseydim, ilkbaharda ayakkabılarımı fırlatır atardım

Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla

Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır

Çocuklarla oynardım

Bir şansım olsaydı eğer

Ama işte 85′indeyim ve biliyorum

Ölüyorum”

Jorge Luis Borges

24 Kasım 2008

ÖĞRETMENİM


Öğrenci gözüyle öğretmen adlı yarışmada birincilik ödülü alan yazı.


Ben bir öğretmen çocuğuyum. İlk öğretmenim de annemdir. Öbür çocuklar gibi okula başlarken yabancılık çektiğimi söyleyemem. Yaşamım okulda başlamıştı. Ancak okula başlamamla yeni bir sorun önüme çıktı. Annemi öbür çocuklarla paylaşmak zorunda kalmıştım. Evde benim üzerime kanat geren, bana bir çiçek gibi özen gösteren annem, okulda ve özellikle sınıfımızda bambaşka biri oluyor, tüm çocuklar onunmuş gibi onlara da aynı sevgiyi gösteriyordu. Dahası, onların sorunlarını eve de getiriyor ve hepsiyle ayrı ayrı ilgileniyordu. Bu benim kıskançlığımı arttırıyordu. Özellikle “Ümmü” ile çok ilgileniyordu. Bu siyah saçlı, siyah gözlü, tombul yanaklı köy çocuğu pek konuşkan değildi. Teneffüslerde oyunlara da katılmazdı. İçine kapanık, sessiz bir tipti. Annem teneffüslerde “Ümmü” ile oynardı. Ümmü’nün sorununa çözüm bulabilmek için ailesi ile sıkı bir ilişki kurmuştu. Bu çalışma kısa sürede meyvesini verdi. Ümmü oyunlara bizim çağırmamızı beklemeden katılıyor, çalışmaları ile de kendini gösteriyordu. Annemin sevinci sonsuzdu. Bir ödül almışçasına “Ümmü’yü kazandım” diye seviniyordu. Fakat sevinci uzun sürmedi. Talihsiz bir olay Ümmü’nün yaşantısını alt üst etti. Soğuk bir kış günü evde yalnız kalan Ümmü, sobayı yakmak istemiş fakat yakamamış. Bakmış ki olmuyor, kızgın odunların üzerine gaz dökmüş ve kibriti yakmış. İşte ne oldu ise o zaman olmuş, sobadan fırlayan alevler Ümmü’yü sarmış. Dumanları gören komşular eve koşmuşlar. Ümmü’yü yarı baygın halde kurtarmışlar, yangını da bastırmışlar. Ev kurtuldu. Fakat Ümmü geçirdiği korku nedeniyle konuşamaz oldu. Gösterildiği doktorlar Ümmü’yü ancak bir şokun konuşturabileceğini söylemişler. Annem Ümmü’yü sıkıntılı günlerinde yalnız bırakmadı. Sınıfa getiriyor, onunla yine ilgileniyordu. Aradan iki ay geçti. Annem kalp çarpıntısı geçirerek derste rahatsızlandı. Rengi sararıyor, nefes almakta güçlük çekiyordu. Babam bir taksi getirdi, annemi bir battaniye içinde sarsmadan arabaya yerleştiriyorlardı ki; kekeleyen bir ses işitildi. “Öğretmenim ne olur iyi ol, seni çok seviyorum.” Hepimizden önce annem tanıdı sesin sahibini. Ümmü’ydü bu. Annem kapalı gözlerinin ardından sızan yaşlarla, “Ah ne güzel Tanrım. Ümmü de konuştu.” dedi. Ben de Başöğretmen Atatürk’ümün eğitim ordusunda öğretmen olacağım. Ben de bilgisizliğin karanlığına ışık tutacağım. Yurdumun çocuklarına bilgiden taç öreceğim. Öğrencilerimin gönüllerinde yaşayacağım.
Özlem ÖZTUĞ
BÜTÜN ÖĞRETMELERİN ÖĞRETMELER GÜNÜ KUTLU OLSUN.

Arzu'nun Notu : Çok sevgili Google'a da, bu anlamlı gün için hazırladığı logo için teşekkür ederiz.

21 Kasım 2008

Global ekonomik fıkra(!..) Pardon kriz(!..)


Aslında, bu konuda yazmayı, hiç istemiyordum. Fakat, okuduğum bir fıkradan sonra, hiç olmazsa espirili bir yaklaşımla bir şeyler karalayayım dedim.

Global ekonomik kriz!..

Hamdolsun!.. Bize uğramıyacak olan, yahut da teğet geçecek olan "kriz." Artık değip mi geçer?.. Yoksa, delip mi?.. Hayatta kalıp görebilirsek, anlarız bakalım.
Yine, hamdolsun ki; Bankalarımız sapa sağlam, taş gibi. Maşallah!.. Yahu, bankamız mı kaldı ki?.. Taş gibi olmasa da farketmez. Elalemin bankalarından bize ne. Kala kala bir Merkez Bankamız kalmış, bari onu da verin birilerine de, tepe tepe kullansınlar.

Ve de, hamdolsun ki; Biz, daha önceki krizlerden ders aldık. Ödevlerimizi tam yaptık. Hem biz alışıkız böyle şeylere. Bize bişe olmaz. He ya, bişe olmaz dimi?!.. Onlar kendi krizlerine baksın. Bize karışmasınlar bakim. Hem bizim avrupada aslanlarımız, anadoluda kaplanlarımız var. İkisini bir araya getirirsek dünyaya meydan okuruz. Var mı bundan haberiniz?

....
Aaa!.. Bu yaptığınız ayıp ama sizin. Ne o! Niye benim girişimci esnafıma kredi vermiyorsunuz? Niye kredi musluklarını kısıyorsunuz? Niçin, geçen yıl kazandığınız karları, ortaklarınıza dağıtıyorsunuz da, semayenize eklemiyorsunuz? Bir de, benim emekçi kardeşlerimi işten çıkarıyorsunuz? Diyeceğim ama... Durun şuraya gidiyorum, dönünce daha söyleyeceklerim var size. Yahut da, gittiğim yerden söylemesi daha güzel oluyor. Oradan, söylerim en iyisi.
....

Bu konuda bu kadar geyik, yeter sanırım. Şimdi, okuduğum fıkrayı anlatayım mı, sizlere?.. Ben okurken, sonuna gelene kadar başka olaylar bekliyordum. Ne bileyim işte. Issız bir adaya iniyorlar. Orada yaşanacak, ilginç olaylar, daha doğrusu cinsellik içeren bir son bekliyordum. Tabii ki, bu beklenti benden kaynaklanıyordur, muhakkak.

Adamın biri... Adamın biri ne demek ya. Fıkra böyle mi anlatılır?... En iyisi ben fıkrayı aşağıya copy-paste yapayım da, fıkrayı da, fıkracıyı da çileden çıkarmayayım.
.....

Yaşlı çift evliliklerinin kırkıncı yıl dönümünde paraya kıymışlar, Avusturalya''da tatil yapmaya karar vermişlerdi.Uçağın penceresinden saatlerdir okyanusu seyrediyorlardı.

Sessizliği pilotun anonsu bozdu:
"Sayın yolcularımız! Korkarım size kötü bir haberim var. Motorlarımızdan biri sustu, diğeri de susmak üzere. Acil iniş yapmak zorundayız."
"Neyse ki altımızda haritada görülmeyen bir ada var ve sahiline inmeye çalışacağız."
"Bunu başarabilirsek tek sorunumuz bizi bulabilmeleri için dua etmek olacak."

Uçak minik adanın kumsalına başarılı bir iniş yaptı, kimsenin burnu kanamadı.

Uzun bir rahatlama sessizliğinden sonra adam karısının ellerini tuttu, gözlerine endişeyle baktı;
"Mona, bu ayki kredi kartı borcunu ödemiş miydin?"
"Hayır sevgilim, unutmuşum. Kızdın mı?"

Adam endişeyle yine sordu:
"Araba kredisinin taksitini ödemiş miydin?"
"Özür dilerim canım, onu da ödememiştim."

Yaşlı adam karısının ellerini bıraktı ve kırk yıldır yapmadığı şekilde ona sıkı sıkıya sarıldı.
"Aferin"

Karısı şaşkın, korkarak sordu.
"İyi misin tatlım?"

"Hiç olmadığım kadar. Çünkü, bankacılar bizi kesin bulur!"

Google'ın sanal dünyası kararmak üzere...


Google'ın, seks tartışmalarıyla gündemden düşmeyen sanal dünyası Lively'den kötü haber geldi.

Google'ın Haziran ayında başlatmış olduğu Lively adlı projesi henüz beta sürümü mertebesinden çıkamadan iptal edildi. Kullanıcıların üç boyutlu avatarlar yaratabilecekleri, yine 3 boyutlu sanal mekanlarını kurabilecekleri ve döşeyebilecekleri bir sosyal iletişim platformu olan Lively, arkasında Google olmasına rağmen sadece 6 ay dayanabildi.

Hayata geçtiği andan beri pek çok kişinin Second Life'a benzerliğinden bahsettiği ve seks tartışmalarıyla hiç gündemden düşmeyen Lively'nin "hayat dolu" sitesi Aralık sonunda kapatılacak. Bu kararda Sony'nin PS3 kullanıcıları için piyasaya süreceği "Home" adlı
yeni iletişim platformunun yaratacağı rekabetin de etkili olduğu düşünülüyor.
Kaynak

15 Kasım 2008

AVATARIUM - Bir Tüketici Paradoksu


İstanbul Dijital Kültür ve Sanat Vakfı’nın ev sahipliğinde, 12-16 Kasım 2008 tarihleri arasında City’s Nişantaşı’nda, İngiliz sanatçı Paul Sermon tarafından gerçekleştirilecek, etkileşimli video yerleştirmesinin izleyenlerde yaratacağı tek reaksiyon, ‘şaşkınlık’ olacak!

City’s Nişantaşı’na alışverişe gittiğinizi düşünün. Koridorları gezerken bir ekran ile karşılaşıyorsunuz ve ekranda kendinizi görüyorsunuz. Hemen yanınızda ise hoş bir delikanlı veya çok güzel genç bir kadın duruyor. Şaşkınlıkla sağınıza solunuza bakıyorsunuz, ancak kimse yok. Bu bir göz yanılması değil. O yanınızda gördüğünüz kişi, “İkinci Hayat” dediğimiz, sanal bir dünya olan “Second Life”’ta yaşayan bir avatar. Sizin gibi o da alışveriş yapıyor. Şaşkınlığı bırakın ve 12-16 Kasım tarihleri arasında, sanal dünyanın sakinleri ile kol kola girip, alışverişin keyfini çıkartın. Sanal ile gerçeğin bir araya geldiği, bir etkileşimli video yerleştirmesi olan bu yapıt, İngiliz sanatçı Paul Sermon’un son çalışması.

City’s Nişantaşı alışveriş merkezinde sergilenen yapıt, çalışmalarında bilişim teknolojilerini yoğun biçimde kullanan tanınmış İngiliz sanatçı ve akademisyen Paul Sermon’a ait. Sanatçının gerçek ve sanal dünyayı biraraya getirdiği “AVATARIUM – Bir Tüketici Paradoksu” isimli çalışması, dünyada ilk defa İstanbul’da sergilenerek, izleyicisiyle buluşuyor. City’s Nişantaşı ziyaretçileri, kendileriyle birlikte alışveriş merkezinin koridorlarını arşınlayan “Second Life” dünyasının avatar’larıyla tanışıyorlar.

AVATARIUM, 12-16 Kasım 2008 tarihleri süresince, saat 11.00-19.00 saatleri arasında herkesin ziyaretine ve katılımına açık olacak. Ayrıca uygulama, eş zamanlı olarak bütün dünyadaki Second Life üyeleri tarafından da internet üzerinden takip edilebiliyor.

Sanal ve gerçek dünyada alışveriş...

İzleyicilerin içine girerek kendi deneyimlerini yaşadıkları, etkileşimli bir video yerleştirmesi olan yapıt, İnternet’in Second Life isimli popüler sanal dünyasını, gerçek dünya ortamıyla buluşturuyor. Sanatçının Second Life’ın sanal dünyasında kurguladığı bir alışveriş merkezinin koridorlarını aşındıran avatarlarla, gerçek dünyadaki cıvıl cıvıl City’s Nişantaşı’nı gezen ziyaretçiler, her iki tarafta da yer alan dev video ekranlarda bir araya geliyorlar.

İkinci Hayat

Second Life, kullanıma açıldığı 2003 yılından itibaren hızla büyüyerek bugünlerdeki üye sayısı on beş milyonu geçen, İnternet tabanlı 3-Boyutlu bir sanal dünya (http://secondlife.com). Üye kullanıcılar, bu sanal dünyadaki varlıklarını kendi yarattıkları ve “avatar” adı verilen canlandırma karakterler aracılığı ile sürdürüyorlar. Sadece avatarlar değil Second Life’taki her şey, yine sanal dünyanın sakinleri tarafından tasarlanıp yaratılıyor. Second Life dünyasının üyeleri avatarlarını kullanarak, her türlü sosyal ve ekonomik ilişkileri ve yaşam alanları ile kendilerine sanal bir hayat kurabiliyorlar. Avatarlar, gerçek kazançlar elde ettikleri işler kurabiliyor, özel mekânlar, araç ve gereçler tasarlayıp inşa edebiliyor, dijital ürünler tasarlayıp üreterek bunların ticaretini yapabiliyor, dostlar ve sevgililer edinip sanal dünyanın alışveriş ve eğlence merkezlerinde zaman geçirebiliyorlar. Second Life, aylık hacmi milyonlarca dolara ulaşan bir pazar ekonomisine sahip ve ticaret, bu dünyanın özel para birimi olan “Linden Doları” kullanılarak yapılıyor. Linden Doları, sanal dünyanın sayıları hızla artan döviz bürolarında, yine sanal dünya piyasasında dinamik olarak oluşan kur üzerinden, gerçek Amerikan Dolarına çevrilebiliyor.

Kaynak : Milliyet/teknoloji

Not : Bu konu ile ilgili diğer haber linkleri.
İkinci hayat sanal, ya birincisi?
Paul Sermon’un 'Avatarium'u Gerçek ve Sanal Dünyayı Biraraya Getiriyor



14 Kasım 2008

İhanet Sanal, Boşanma Gerçek...


Bilgisayarda İkinci Hayat (Second Life) oyunu oynarken, kadın bir karakterle uygunsuz vaziyette yakaladığı kocasına boşanma davası açtı.


LONDRA - Evli çiftin hayatına giren “sanal sevgili” boşanmalarına neden oluyor. İhanetin gerçekleştiği alan, internette oynanan ve bir hayli popüler olan, İkinci Hayat (Second Life) adlı oyun.

Yaşadığımız gerçek dünyaya paralel bilgisayarda ikinci bir hayat kurmanıza olanak tanıyan İkinci Hayat (Second Life) adlı oyunda işininizi, görünüşünüzü, ya da cinsiyetinizi istediğiniz gibi seçip, diğer karakterlerle temasa geçiyorsunuz.

Amy Pollard, kocası David Pollard’ı bilgisayar ekranında İkinci Hayat (Second Life) oyunu oynarken kadın bir karakterle uygunsuz vaziyette yakaladığını söyleyerek boşanma başvurusunu yapıyor.

Üstelik, İkinci Hayat’ta ilk defa aldatılışı değil. Daily Telegraph’a göre kocasını sanal dünyada daha önce telekız rolünde bir karakterle birlikte gördüğünü de söylüyor.

10 MİLYON OYUNCU
Dünya çapında 10 milyonu aşkın kişinin oynadığı İkinci Hayat, Amy ve David Pollar çiftinin şakaya vurduğu bir oyun değil. Çünkü çift de bu oyunda tanışıp sonra gerçek hayatta evlenmeye karar vermiş.

Reuters haber ajansının da bir büro açtığı oyunda muhabirler sanal dünyadan haber geçiyor.

İKİNCİ HAYAT
Second Life, kullanıma açıldığı 2003 yılından itibaren hızla büyüyerek bugünlerdeki üye sayısı on milyonu geçen, İnternet tabanlı 3-Boyutlu bir sanal dünya (http://secondlife.com). Üye kullanıcılar, bu sanal dünyadaki varlıklarını kendi yarattıkları ve “avatar” adı verilen canlandırma karakterler aracılığı ile sürdürüyorlar. Sadece avatarlar değil Second Life’taki her şey, yine sanal dünyanın sakinleri tarafından tasarlanıp yaratılıyor. Second Life dünyasının üyeleri avatarlarını kullanarak, her türlü sosyal ve ekonomik ilişkileri ve yaşam alanları ile kendilerine sanal bir hayat kurabiliyorlar. Avatarlar, gerçek kazançlar elde ettikleri işler kurabiliyor, özel mekânlar, araç ve gereçler tasarlayıp inşa edebiliyor, dijital ürünler tasarlayıp üreterek bunların ticaretini yapabiliyor, dostlar ve sevgililer edinip sanal dünyanın alışveriş ve eğlence merkezlerinde zaman geçirebiliyorlar. Second Life, aylık hacmi milyonlarca dolara ulaşan bir pazar ekonomisine sahip ve ticaret, bu dünyanın özel para birimi olan “Linden Doları” kullanılarak yapılıyor. Linden Doları, sanal dünyanın sayıları hızla artan döviz bürolarında, yine sanal dünya piyasasında dinamik olarak oluşan kur üzerinden, gerçek Amerikan Dolarına çevrilebiliyor.

Kaynak : ntvmsnbc.com

10 Kasım 2008

1881 - Ebediyen Kalbimizde


Bugün Yüce Önder Atatürk'ü, aramızdan ayrılışının 70. yılında, bir kez daha özlemle anıyoruz.

Sen rahat uyu, Atam!

Bizlere emanet ettiğin Cumhuriyet ve onun eşsiz değerlerinin, yılmaz savunucusu ve koruyucusu olmaya var gücümüzle devam edeceğiz.

Aşağıya beğendiğim yazılardan birkaç alıntı koydum.
Beğeniyle ve ibretle okuyacağınızı sanıyorum.



ŞİMDİLERDE SENİ SEVMEYE "TABU" DİYORLAR...

“Memleket mutlaka çağdaş, uygar ve yenilikçi olacaktır. Bizim için bu, hayat davasıdır. Bütün fedakârlığımızın semere vermesi buna bağlıdır. Türkiye ya yeni düşünceyle donanmış, namuslu bir yönetim olacaktır ya da olamayacaktır.
İcraatımızda engel hiçbir zaman halktan, bu yoğun tabakadan gelmeyecektir. Halk refah içinde, bağımsız, zengin olmak istiyor; komşularının refahını gördüğü durumda fakir olmak pek ağırdır. Gerici düşünceleri besleyenler belirli bir sınıfa yaslanabileceklerini zannediyorlar. Bu kesinlikle bir kuruntudur. Gelişme yolumuzun önüne dikilmek isteyenleri ezip geçeceğiz. Yenilik yolunda duracak değiliz. Dünya müthiş bir akıntıyla ilerliyor. Biz bu ahengin dışında kalabilir miyiz?” (Mustafa Kemal, Aralık 1923)
Sevgili Atatürk,
Şimdilerde senin 1923’te verdiğin bu çağdaşlık dersini görmezden gelip, senin düşüncelerini izleyenlere “tutucu” diyorlar.
Sevgili Atatürk,
Şimdilerde seni sevmeye “tabu”, seni sevenlere “çağdışı” diyorlar.
Onlar sana yabancı değil, onları iyi tanırsın. Yaşamını işgalci ordularla mücadele etmekten daha çok onlarla mücadele etmeye harcadın. Onlar o gün varlardı, bugün de varlar.
Biz sana, senin düşüncelerine itiraz edenlere alışkınız, çekinmeyiz.
Seni izleyenlerin mücadele ruhu sendendir, rahat uyu ATATÜRK…

Kaynak : Nuran Yıldız / haberturk.com


SEN BİZİM GÖZÜMÜZÜ AÇTIN

Atatürk, sık sık memleketi dolaşan bir liderdi. Çiftçi ile, işçiyle, esnafla konuşur; dertlerini dinlerdi..İşte böyle gezilerinden birinde Orta Anadolu’da tarlasını süren bir çiftçi ile karşılaştı.
- Kolay gele, bereketli ola ağa, hayrola, öküzün teki ne oldu?
- Devlete borcumuz vardı bey, icra kapımızı çalınca öküzü satıp borcumuzu ödedik.

Atatürk kaşlarını çatarak dedi ki..
-Arkadaşlar, biz İstiklal Savaşı’nı Halil Ağa’nın öküzünü icra yoluyla satalım diye yapmadık. Köylünün çift sürdüğü öküzü elinden alınmaz.

Halil Ağa “Sen Atatürk Paşamsın galiba, beni bağışla, kusur ettim” diye yalvaracak oldu ki, Ata cevap verdi..“Sana güle güle Halil Ağa, sen bizim gözümüzü açtın”...

GÖZLERDEKİ SIR

70 yaşındaki Hacer Nine kimsesizlikten bunalmıştı yine.. Kocasını Yemen’de kaybetmişti. Bir oğlu Balkanlarda, ikisi de çöllerde kalmıştı. Torunlarının biri Büyük Muharebede şehit düşmüştü diğeri İkinci İnönü’den dönmemişti. Her bunalışında çarıklarını çeker, değneğini alır, Ankara’nın yolunu tutardı. Saatlerce yürüdükten sonra ikindin Ankara’ya geldi, Büyük Millet Meclisi’nin kapısı önünde durup çömeldi. Görevliler onu farketti, ‘neden burada duruyorsun’ diye sordular..
- Onun gözlerini görmek için çıkmasını bekliyorum. İşte böyle, ara sıra çok bunaldıkça buraya gelirim. O, Millet Meclisi’nden çıkarken gözlerine bakarım. Mavi gözbebeklerinde bütün şehitlerimin gözlerini görür gibi olurum. Son içime bir ferahlık dolar, kalkar köyüme giderim.

UŞAKLIĞI ÖĞRETEMEDİM

İngiliz Kralı VIII. Edward İstanbul’a Atatürk’ü ziyarete geldiği zaman, Atatürk kendisine bir akşam ziyafeti verir. Ziyafetten önce İngiltere Sarayı’nda verilen ziyaretlerle ilgili araştırma yaptırır.. Sonunda sofra İngiliz usulu donatılır...Kral sofraya bayılır, kendini sarayda hissettiğini söyler Ata’ya ve teşekkür eder...
Sofraya hep Türk garsonlar hizmet etmektedir. Bunlardan biri heyecanlanarak, elindeki tabakla birdenbire yere yuvarlanır. Misafirler utançlarından kıpkırmızı kesilirler. Atatürk Kral’a eğilerek şöyle der....Bu millete her şeyi öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim..

İKİNCİ ŞANGIRTI

Atatürk, Boğaziçi’nde bir gazinoda meşhur konuşmalarından birini yapmaktadır..Herkes, kulak kesilmiş, sessizçe onu dinlerken, biri elindeki bardağı büyük bir şangırtı ile yere düşürür. Herkesin yerici bakışları, üzerinde toplanır. Adam utançtan ölmek üzereyken ikinci bir şangırtı bakışların yönünü değiştirir.. Eli henüz havada duran Atatürk’ün gülen yüzü ve hoşgörülük taşıyan gözleridir bu...

DİKTATÖRLÜK

Bir halk toplantısında, bir genç Ata’ya ‘Paşam, size diktatör diyorlar, ne dersiniz?’ diye sordu... Ata’nın cevabı hemen geldi..
- Ben, diktatör olsaydım, sen bana şimdi bu soruyu soramazdın..

Resim: www.meb.gov.tr