18 Ağustos 2009

Küçük Papatyanın Büyük Öyküsü..

Bir zamanlar küçük bir papatya varmış. Bu papatyacık, kocaman bir kayanın siperciğinde yaşarmış. Çevresinde ballıbabalar, katırtırnakları, utangaç mavi mine çiçekleri açarmış. Her sabah, gün doğumunda bütün çiçekler uyanırmış. Sabah aydınlığıyla genişleyen gökyüzünü izlerler, mutluluk türkülerini bir ağızdan söylerlermiş. Hepsi birbiriyle dost, hepsi arkadaşmış.

Aradan uzun bir zaman geçmiş. Günlerden bir gün, bizim küçük papatya her zamanki gibi tan atımında uyanmış. Uyanmış uyanmasına ama, eskisi gibi keyfi yerinde değilmiş. İncecik gövdesi kırılıp dökülüyormuş. "Herhalde akşam yağan yağmur yüzünden hastalandım." diye düşünmüş. O sırada gözü, yakın arkadaşı ballıbabaya ilişmiş. Zavallı ballıbaba, ıslak toprağa serilmiş, yatmıyor mu?.. "Ne oldu sana kardeşim." diye seslenmiş ballıbabaya.. Ballıbaba, başını güçlükle papatyaya çevirmiş. Gözlerinden ip gibi yaş akıyormuş. "Bu soruyu yalnız bana sorma papatyacık. Hepimiz perişan durumdayız. Öteki arkadaşlar da benim durumumda. Akşam durmadan yağan yağmur toprağı alıp götürdü, çiçeklerin kökleri dışarda kaldı. Hepimiz yavaş yavaş ölüyoruz." Papatya, duyduklarına inanamamış, çevresine bakınmış, bir düşte karabasan gördüğünü sanmış. "Peki” demiş. “Ben neden hala ayaktayım? Neden benim köklerim sapasağlam toprakta?" Öteden mavi mine sızlanmış. "Çünkü, seni koruyan bir kaya var. Onun siperinde yaşıyorsun. Sonbahar yağmurları başladı. Bizler yağmur selinden kendimizi koruyamayız. Bundan kaçış yok. Elveda güzel yüzlü papatya" demiş.

Papatya dostlarının birer birer yağmur sularıyla gidişini izlemeye dayanamazmış. "Hayır! Tükenişinize dayanamam. Ben gelecek yıl da burada olacaksam, sizler de benimle kalmalısınız." diye isyan etmiş. "Peki, nasıl olacak?.. Bu imkansız!" diye ağlıyormuş küçük çan çiçeği.

Papatya, kolay kolay vazgeçmezmiş. Dirençli ve kararlıymış. "Sizleri bırakamam. demiş. “Hepiniz tohumlarınızı bana verin. Onları gelecek yıla kadar, kendiminkilerle birlikte saklayacağım. Ya birlikte tükeniriz, ya da birlikte yaşarız." Sonunda arkadaşlarını ikna etmiş. Hepsinin tohumlarını bir bir toplamış.

Ondan sonraki zamanını harıl harıl çalışmakla geçirmiş papatyacık. Kökleriyle sımsıkı toprağa sarılmış.Gövdesini genişletmiş. Giden arkadaşlarının tohumlarını göğsüne yapıştırmış. Kış gelmiş. Kötü rüzgarlar önüne gelen ne varsa almış götürmüş. Papatya kayanın kuytusuna saklanmış. Rüzgara, yağmura ve kara karşı direnmiş, dayanmış. Zehir gibi soğuk havada, tohumlar donmasın diye, onlara daha bir sıkı sarılmış. Gözleriyle durmadan güneşi aramış. Bir parça gün ışığı görse yüzünü, gövdesini güneşten yana çevirirmiş.

Ama, o zorlu kışı geçirmek, öyle sanıldığı kadar kolay değilmiş. Toprağa öyle tutunmuş ki, soğuktan tohumları korumak için, kökleri kalınlaşmış. Sonra, yaprakları uzamış, güneşi izleyen yüzü büyümüş, büyümüş, büyümüş...


Sıcak yüzlü ilkbahar, geldiğinde, dimdik ayakta bulmuş, bizim güneş yüzlü çiçeği. Ama, artık o bir Ayçiçeğiymiş. Hiç bir tohum zedelenmeden, onunla yaşıyormuş. Dostluğun ölümsüz öyküsüdür Ayçiçeği. O gün, bugündür güneşi izler, dururmuş. Söylentiye göre, dünyayı ve yürekleri aydınlatan güneş, sevginin ta kendisiymiş.

*****

Eh.. Böyle bir dayanışmaya, böyle güçlü dostluğa kolay kolay rastlanmaz..Yeter ki kendi küçük de olsa, kocaman yüreğiyle bir papatyanın sevgisini taşıyabilelim.

Şimdi, sizlere bir ev ödevi; Okuduğunuz bu öyküden çıkaracağınız ders nedir? Hadi bakalım! Kolay gelsin.. Bir birinize bakarak, kopya çekmek yok. Kopya çekenin, ben de kulağını çekerim. :)

15 YORUMLAR :

Çınar dedi ki...

Önce, Ayakta kalabilmek için güçlü olmalı,yere sıkı basmalı düşmemek için insan. Bu da yetmez. Sırtı kuvvetli olmalı destek almalı bir yerden ya da birilerinden. Tek başına olmak ayakta kalmak için yeterli olmayabilir.

Sonra; Dostu olmalı insanın,dost olmalı, yüreğinde de herkese yetecek kadar sevgisi.Çevremizde sevdiklerimiz olmadan, güçlü olmak dimdik ayakta kalmak anlamsız olurdu. Hayatta yapayalnız olduğumuzu düşünelim ne kadar mutlu olabilirdik ki?

Mutluluk dostluk tohumları ekelim her yana. Ekelim ki, narin ince papatyalardan sağlam güçlü ayçiçekleri yeşertelim gönlümüzde

sevgiler

Arzu Breda dedi ki...

Teşekkürler Çınarcım,

Çok güzel bir anlatım, dostluk ve sevgi adına.. :)

Evet, aynı senin ismin gibi; Hayatımızda güçlü bir şekilde ayakta kalabilmek için, dostluk köklerini yaygınlaştırmalı. Sonra da, bu köklerden alacağımız sevgiyi de, dallarımız vasıtasıyla yaymalıyız çevremize. Tıpkı bir çınar gibi..

Sevgilerimle..

UykusuZ dedi ki...

Dost Dost Diye Nicesine Sarıldım
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır

Arzu Breda dedi ki...

Aşkolsun UykusuZ..

Dostluğumuzdan ne kötülük gördün?..
Sarıldın da, elimizle mi ittik seni?..

Sen sarıldın, dost diye..
Biz de, karşıladık dost olarak..

Her daim bekleriz, dostum.. :)))

Sevgilerimle..

UykusuZ dedi ki...

aşkolsun Arzu, sözüm meclisten dışarı. Geçmişte çok dost kazığı yemiş biri olarak, ben gene de ipleri elden bırakmayım anlamında şeettim.
Hikaye tabiiki harika herzamanki gibi. Bi de Eliza Doolittle in hikayelerine bayılıyorum.http://pygmalionamsterdam.blogspot.com

Zeugma dedi ki...

Tıpkı senin gibiymiş bu papatya bence Arzucuğum.. İyilikle dolu, dostluk ve sevgi adına elinden gelebilecek ne varsa yapabilen çok güzel bir çiçek.
Ve gittiği her yere sevgi ve barış tohumları ekerek gezen,gördüğü en olumsuz, en mutsuz cümleye bile umutla bakabilip sadece iyilik isteyen, yardımsever..
Gün gelip çook güçlü bir ayçiçeği olacağını biliyorum :)Tıpkı buradaki gibi.
Bu yazıyı çok beğendiğimi, kıssadan hisse çıkarılacak şahane bir kurgulama olduğunu da ekliyorum canım..
Kocaman öptüm seni :)

Arzu Breda dedi ki...

Sevgili UykusuZ,

Şüphesiz herkes, dost bildiği kişilerin birinden, bir defa bile olsa mutlaka bir kazık yemiştir. Dünyada, iyilik ve kötülük, dostluk ve düşmanlık gibi zıt kavram ve duygular kardeş gibi ayrılmaz ikililerdir. Birbirlerinin olmazsa olmaz parçalarıdır. Kötülük ve kötüler olmasa, iyiliğin ve iyilerin değeri anlaşılamaz.

Benim "aşkolsun" sözüm de zaten lafın gelişi yönünde, yani sitem mahiyetinde olmayan bir söz. Senin de öyle anladığını düşündüm zaten. Senin ki de, öyle zaten.

Sevgilerimle.. :)

Arzu Breda dedi ki...

Canım Zeugmacım,

Beni böylesine olumlu ve güzel sözlerle tanımlaman, benim elimi kolumu bağlamış oluyor. Böylesine bir tanımlamadan sonra, bunun aksine bir tavır ve tutum içine nasıl girilebilir.

Buradan çıkardığım ve herkesin çıkarması gereken ders ise, insanları nasıl tanımlarsanız, onlara nasıl bir kişilk yüklerseniz, zamanla onların da o yüklediğiniz kişiliği kabul edip, o şekilde bir davranışa yönelecekleri gibi bir durum ortaya çıkmaktadır.

Bu nedenle sana çok çok teşekkür ederim. Umarım ve dilerim, hayatımda her zaman senin gibi kişilerle tanışır, beni daha da iyiye ve doğruya yönlendirirler.

Sevgiyle kucaklıyor ve öpüyorum, canımın içi.. :)

Eliza Doolittle dedi ki...

Ne guzel bir oyku bu...
Tatli dostluk ve destek icerigi yeterince konusulmus ama, ben olaydaki fedakarlik boyutunun ufaktan bencilce kismini da sevdim. Gercekligi biraz da orada...Ne diyor papatya, siz yoksaniz ben tek basima ne yaparim? Yani sadece yasasinlar diye degil, onunla birlikte kalsinlar diye de topluyor dost tohumlarini...cok guzel...

Arzu Breda dedi ki...

Merhaba, sevgili eliza,

Hoşgeldin, sefalar getirdin.. :) Çok nazik ve zarifsin canım.. Blogunu ziyaretimin ardından, iade-i ziyarette bulunman büyük incelik doğrusu. Çok teşekkürler canım. :)

Blogunun adresini, UykusuZ arkadaşımız verince, bu sabah bir ziyarette bulundum. Rastgele birkaç yazını okudum. Malesef bir yorum bırakamadan, sadece izlediğim bloglara ekleyerek çıkmak zorunda kaldım. Malum, işyerinden bağlanarak giriyorum ve her an çıkmak zorunda da kalabiliyorum. Bundan sonraki ziyaretimde mutlaka yazılarına yorum da yapma imkanım olur umarım.

Öyküdeki, yapılan fedakarlığın, bencillik boyutu yönünü gerçekten hiç farketmemişim. Hiç dikkatimi çekmemiş. Çok dikkatli bir okuyucu olduğunu söylemem gerekir.

Ama, papatyanın sözlerinde, bencillik denecek veya öyle yorumlanacak bir şey de, pek yok sayılır. Çünkü, "Ya birlikte tükeniriz, ya da birlikte yaşarız." diyor. Bu söz, daha çok fedakarlığı ifade eden bir cümle. Çok fazla irdelenirse, azıcık bencillik belki bulmak mümkündür elbette. Ama, o kadar kusur kadı kızında da olur demiş, büyüklerimiz.

Canım, tekrar teşekkür eder, tekrar beklerim..

Sevgilerimle.. :)

NoEngel dedi ki...

Merhaba Arzucum,
Hikayeyi ilgiyle okudum ama bir papatyanın nasıl ayçiceği olabileceğini anlamadım.Hikaye bu yönüyle ufak tefek mantıksızlıklar içermekte.Hikaye bu herşey olurda diyebilirsin; Ya da Papatyanın konuştuğuna inanıyorsunda, ayçiçeği olabileceğine mi inanmıyorsun? :)

Ne ise hikayenin anlatmak istediği dostluk kavramını,fedakarlık,vefa unsurlarını sınırları zorlayacak derecede güzel işlenmiş.Önemli olanda dostumuza ne kadar fedakar,içten,samimi olabildiğimizdir.Örneğin bizim dostluğumuz papatya misali sağlam köklere dayanıyor,kış,yaz farketmez herzaman yanyanayız, birbirimize elimizden geldiğince desteğiz. Ne mutlu bize,bizim gibi olanlara.Sevgiyle ve sağlıcakla kal canım arkadaşım.

Arzu Breda dedi ki...

Sevgili NoEngel,

Ne yani şimdi sen Papatyaların, ballıbabaların, daha doğrusu bütün çiçeklerin konuştuklarına inanmıyor musun?.. Ben de sana, inanamıyorum!!..

N'apabilirim, hikayeyi yazan öyle yazmış, öyle olmasaymış zaten hikaye ortaya çıkmazmış.. Hikaye olmayınca da, anafikir olmaz.. Bak sen hemen bulmuşsun anafikri..

İlgine ve alakana çok teşekkürler canım..

Sevgilerimle

NoEngel dedi ki...

Düzeltme: Ben papatyaların konuştuğuna inanıyorum da ayçiçiceği olduğunu inanmıyorum. :) Arzucum. :)

Adsız dedi ki...

GECEMİDİR İNSANI HÜZÜNLENDİREN,YOKSA İNSANMIDIR HÜZÜNLENMEK İÇİN GECEYİ BEKLEYEN,

Adsız dedi ki...

Arzu Breda harikasın ya :)