01 Ekim 2009

SANA AŞIĞIM, SANA DA, SANA DA...



Ceyda, mutfakta bir yandan bulaşıkları makineye koymakla meşgül, diğer yandan aklındakileri Mehmet'e nasıl söyleyeceğini düşünüyor.. Söze nasıl başlayacağına bir türlü karar veremiyor.. Mehmet'in ona vereceği tepkiyi hesaplamaya çalışıyor.. Sonunda kararını veriyor.. İki bardak çayı alıp, salona götürüyor..

Ceyda ve Mehmet iki yıllık evli bir çift.. Bir birlerine deli gibi aşık olup, bir süre sonra evlenmişler.. Evlenmeleri aşkların da hiç bir azalma meydana getirmediği gibi, daha da fazlalaşmış.. Evlilikleri ile başlayan aktif cinsellik, hayatlarına ayrı bir renk katmış.. Her ne kadar, Mehmet'in Ceyda ile tanışmasından önce cinsel deneyimleri olsa da, Ceyda'nın böyle bir deneyimi olmadığından, bu aktif cinsellik, Ceyda'nın eşine duyduğu aşkı daha da çoğaltmış..

Ceyda, eşinin çayını verdikten sonra, kendi çayınından bir yudum aldıktan sonra,
- Hayatım sana söylemek istediğim bir şey var.. diyor ve çaydan bir yudum daha alıyor..
Mehmet, eşinin vitrinlerde beğendiği bir kıyafetle ilgili bir konunun açılacağı düşüncesiyle,
- Söyle aşkım.. Nedir..? İş mi..? Alış veriş mi..? diye soruyor..
Ceyda, halen emin değil.. "Söylesem mi, söylemesem mi..?" diye düşünüyor.. Sevdiği erkeği tamamen kaybetme korkusu da beynini tırmalıyor.. Mehmet, karısına dönüp ne söyleyecek diye bekiliyor.. Ceyda, sonunda kararını veriyor..
- Aşkım, seni ne kadar sevdiğimi biliyorsun.. Ben de, senin beni beni sevdiğini biliyorum.. diyerek söze başlıyor..
- Evet, tatlım.. Ne var bunda..? Biz bir birimize halen deliler gibi aşığız.. Bunu bilmeyecek ne var.. diyerek, karısına bir öpücük gönderiyor..
- Biliyorum aşkım.. Ama.. diyerek, duruyor, sözlerinin burasında Ceyda.. Kısa bir süre bekledikten sonra eşine,
- Ama.. diyor tekrar.. Sonra, dökülüyor ağzından tüm aklındandan geçenler..
- Sevgilim, sana deli gibi aşığım, biliyorsun bunu.. Ama, ben Esat'a da aşığım.. O'nu da deliler gibi seviyorum.. diyerek, büyük bir yükten kurtulmuş gibi rahatlıyor.. Mehmet ise, duyduklarını tam anlayabilmiş değil.. Beyninin onu yanıltığını düşünüyordu.. Yoksa, duydukları gerçek olamazdı..
- Aşkım, söyledikleri tam duyamadım.. Kimden bahsetiğini anlayamadım.. derken, duyduklarının doğruluğunu Ceyda'nın bakışlarından hissediyor. Ceyda da, eşinin durumunun farkında.. Kocasının şu an bir şok etkisinde olduğunu görüyor.. Ve kocasına,
- Aşkım, şimdi az önceki sözlerimi unut sen.. Ben sana uygun zamanda anlatırım.. diyerek, kocasının bu şoku atlatmasına çalışıyor.. Kocası, Ceyda'nın söylediklerini düşünüyor.. Ve, hafızası onu dört sene öncesine götürüyor..

.....

Necla ile ayrıldığı o günü hatırlıyor.. Bir birlerini o kadar çok severken, eften püften bir nedenle son vermişlerdi.. Bu aşkın sona ermesinde, Mehmet kendini suçluyordu, o günün aksine.. Sonrasında bir kaç defa görüşmüşler ve ayaküstü, öylesine bir kaç sözle geçiştirmişti ikisi de.. En son bir hafta önce rastlamıştı Necla'ya.. Yine ayak üstü bir sohbet yapmışlardı.. Kendi evliğinden bahsetmişti, Mehmet.. Necla da, sonlanan nişanlılık devresinden.. Ayrılırken, her ikisi de, aralarında halen bir şeylerin olduğunu, ateşin tamamen sönmediğini düşünüyordu..

.....

Ceyda, kocasının suspus oturmasından, en ufak bir tepki vermemesinden bir anlam çıkarmaya çalışıyor.. Ancak, aklına olumlu veya olumsuz hiç bir şey getiremiyor.. Bir şeyler söylese, söylediklerinden ne düşündüğünü çıkarabilecekti.. Mehmet, nihayet oturduğu koltukta doğruldu, arkasına yaslandı ve karısına dönüp,
- Sevgilim, şu an söylediklerini düşünüyor ve onları yorumluyordum.. Senin beni ne kadar çok sevdiğini, aşık olduğunu biliyorum.. Ben de seni çok, hem de çok seviyorum, sana öylesine aşığım ki.. Bu aşkım, senin başka birine de aşık olmanla azalmıyor.. diyerek hafiften biraz nefes alıyor.. Birazdan söyleyeceklerini söylemek için.. Ceyda ise duyduklarından rahatlamış vaziyette, kocasının yanına sokulup ona,
- Ahh, biricik aşkım, demek beni anlıyorsun.. diyerek kocasının yanağına kocaman bir öpücük konduruyor.. Kocası ise,
- Bir dakika tatlım, daha sözlerimi bitirmedim.. diyerek devam ediyor sözlerine,
- Bak dediklerimi duydun, sana olan aşkım, senin başkasına da aşık olmanla azalmıyor.. Seni ne kadar sevdiğimi biliyorsun aşkım.. Ama, ben de seni sevdiğim kadar, Necla'yı da seviyorum.. Necla'ya da aşığım..

.....

Sevgili okuyucularım, yukarıdaki kurgulama hikaye burada sona erdi.. Bu kurgulama da nereden çıktı, böyle şey mi olur, bizim toplumuzun yapısına uyar mı..? gibi sorularınızı ve eleştirilerinizi tahmin edebiliyorum..

Elbette olmaz.. Olamaz.. Bizim toplumuzda bir kadının birden fazla erkeğe aşık olması, bir arada yaşaması diye bir kavram yoktur.. Olamaz, olması bile düşünülemez.. Böylesi kavramlar sadece erkelere özgü kavramlardır.. Erkek birden fazla kadınla birlikte olabilir.. Evli ise, karısının üstüne birden fazla kuma getirebilir.. Beraber olduğu her kadına da aşıktır, onların herbirini sevebilir.. Ama, kadınların böylesi bir hakkı yoktur.. Aklından bile geçiremezler.. Buna bile hakları yoktur..

Ama, dikkat edin sevgili karşı cinslerimiz.. Batıda yaygınlaşan "poliamori" yada diğer bir deyişle "polyamory", her salgın gibi canım ülkemizi de sarabilir.. Buna hazırlıklı olsanız iyi olur.. Önlemlerinizi şimdiden alırsanız, belki ülkemizi "teğet" geçerek gidebilir.. Ne önlem alabileceksiniz bilemem.. Orası sizin muhteşem o beyninize kalmış bir şey..





Sevgiler gönderiyorum hepinize, ayırım gözetmeksizin.. 

16 YORUMLAR :

Hich dedi ki...

çok ilginç şu an için yani bana kem küm.

Oğuz dedi ki...

Erkeklerin birlikte oldukları her kadına aşık olduğunu da nerden çıkardınız? Aşk bir kelimeden daha fazla bir şeydir, bir kişiyle bile yaşanması sık yaşanan bir olay değilken aynı anda birden fazla kişiyle nasıl yaşanabilir? Ayrıca bunu neden sadece erkeklere mal ederler hep?
Kurgu, yazı, uyarılar güzel, onlara sözüm yok ama erkeklere haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Saygılar..

Arzu Breda dedi ki...

Sevgili Hich;

Hoş geldin canım..
Evet, şu an bizlere ilginç gelen bir durum..

İlginç olduğu kadar, düşündürücü..
Düşündürücü ama, hayatın içinde..

Sevgilerimle..

Arzu Breda dedi ki...

Sevgili Oğuz;

Hoş geldin, sefalar bıraktın.. :)

Önce, güzel sözlerin için teşekkürlerimi ifade ederek başlıyorum..
Yaptığın değerlendirme ve eleştiriler için ise, sadece karşı fikrimi söylemek istiyorum..
Herkesin benim fikrime katılmasını beklemediğim gibi, katılmasam bile herkesin fikrine saygılıyım..

Aşk için söylediklerine eklenecek çok fazla söz var, şu an için buna gerek yok..
Erkeklere haksızlık yapıldığını düşünüyorsun sanırım sen de, diğer bir çok erkek gibi..
Ben ise bazı erkeklere haksızlık yapıldığı, çoğu erkeğin ise bunu hakettiği kanaatindeyim..

Tekrar teşekkür ediyorum, değerlendirmelerin ve fikirlerinle katkıda bulunduğun için..

Sevgilerimle..

Deran E. dedi ki...

Arzucum, insan beyni bana göre çok tuhaf çalışıyor.Biriyle beraberken başkasına aşık olmayı doğru bulmasam da bu konularda kesin konuşmayı sevmiyorum. Çünkü insan kendini tanımaya başladığı ölçüde kendine dürüst olmaya ve yalan söylememeye başlıyor.Kendinden kaçtığı sürece de sürekli kendine yalanlar söylüyor.İnsanoğlunun gelişim süreci incelenirse insan ''tek eşli'' değil. İnsanı tek eşliliğe iten şey toplumsal kurallar. Yazında kadınları tek eşli, erkekleri ise çok eşli olarak kabul ettiğimizi gösteren bölümlere katılmıyorum.Böyle bir gerçeklik yok.Bu da bize öğretilen ve dayatılan bir şey. Kabul etmek zorunda değiliz. Bana göre asıl mesele şu olmalı; Bir erkek ve bir kadın kaç yıl boyunca birbirlerine aynı aşkla bağlı kalabilirler? Kalabilirler mi? Kaç kişi bunu başarabilir? Bu o kadar kolay bir şey mi?Bu soruların yanıtlarından korkmaz ve özgürce düşünürsek daha sağlıklı çıkarımlara ulaşırız diye düşünüyorum.Bize öğretilen şeylerin dışına çıkalım ve yozlaşalım demiyorum. Ama bence kendimizi kandırmayalım. Bir insan birini çok ama çok severken bile bir başkasına ilgi duyabilir. Gidip beraber olacak diye birşey yok, ama en azından bu düşünce beyninden geçebilir.Beyninden geçti diye de cadı avına çıkmamız , taş yağmuruna tutmamız,tuuhh bilmem ne dememiz gerekmiyor. Kimse ama kimse kendini kandırmasın:)) Sevgiler.

Arzu Breda dedi ki...

Elifciğim;

Hoş geldin canım.. :) Nasılsın görüşmeyeli..? Umarım iyisinizdir..

Gelelim yaptığın katkı ve eleştirilere.. İnsanlığın gelişim sürecinin tek eşli olarak başlamadığı fikrine elbette katılıyorum.Bu durum zaman içinde, insanların gelişimi ve oluşturdukları toplumlarda, bazı kurallara ihtiyaç duymaları sonucunda gelinen bir durum.

Burada bahsettiğim "poliamori" ise, batıda ortaya çıkan, sanırım daha çok her türlü serbestliği savunan ve bu serbestliğin kadın ve erkek arasındaki dengesizliğine karşı ortaya çıkan bir akım diye düşünüyorum. Ayrıca, bu akıma katılanların da uydukları bazı kurallar olduğunu ve bunlardan birincisinin açıklık olduğu vurgulanmaktadır. Yani, kişi birlikte olduğu kişiye yalan söylemediğini ve onu aldatmadığını düşünüyor.

Ancak, her ne kadar bu akıma katılan ve destekleyenler, bunun yalansız ve eşitlikçi bir çözüm olduğunu savunsalar da, arada kıskançlık gibi sorunların yaşandığı ve bu nedenlerle ayrılmaların olduğu gözlenmekte imiş.

Fakat, bir gerçek var ki, senin de bahsettiğin şekliyle, Düşüncelere gem vurmak ve düşünmeyi dahi engellemk gibi olgular da bizim ülkemizde görülen bozukluklar. Batılılar hiç değilse bunu aşmış ve daha eşit, demokrat, özgür ve saygılı bir seviyeye gelmiş bulunuyorlar. Gelmeseler bile buna gayret ediyorlar.

Elifcim, yaptığın değerli eleştiri ve değerlendirmelerin için, çok teşekkürler canım.. Bana katılıp katılmaman hiç önemli değil, benim için buraya katkıda bulunduğun her bir sözcüğün önemi var.

Seni ve yavrunun yanaklarından öperim.. :))

Sevgilerimle..

NoEngel dedi ki...

Merhaba canım arkadaşım,
İlginç bir hikaye olmuş.
Bence aşık olmak demek ondan başkasını gözü görmemek,tek onu sevmek demektir.Eğer bir erkek veya kadın başkasına da aşığım diyorsa aldatmayı meslek edinmiş hepimizin bildiği hemen aşık oldum diyen,daldan dala konan tiplerdir.Bunlara zaten toplumuzda iyi gözle bakılmaz.

Konuya erkek kuma getirebiliyorda, kadın neden getiremiyor diye bir bakış açısıyla düşündüğümüzde, dünyamızda tabu olan erkek egemen toplumlarda asla bu tür olaylar kabullenilmez.Ayrıca kadın-erkek ilişkisinde ki ruha tamamen aykırı bir durumdur.

Bahsettiğine göre bazı batı ülkelerinde bu durum oluyormuş ama her batılının yaptığı iyi olacak değilya.O yüzden batının bu kötü ve türk aile yapısını bozucu olaylarını asla kabullenmeyeceğiz inşallah.

Bu ilginç hikaye ve değişik bakış açısını çok güzel anlatmışsın Arzucum.Teşekkürler.Sevgiyle ve sağlıcakla kal...

Arzu Breda dedi ki...

Sevgili NoEngel;

Canım arkadaşım, hoş geldin.. :)

Burada anlatılanlar benim kabul ettiğim, benimsediğim fikirler şeklinde anlaşılmamalı zaten..
Ben sadece, okuduğum haberden bir kendime göre bir bakış açısıyla bir kurgu hikaye oluşturdum..
Burada bahsettiğim "polyamory" kavramının içinde aşkın olup olmadığını bilemem..
Çünkü, aşk apayrı, kendine özgü bir kavram..

Ancak, kuma mevzuuna girersek senin fikrine pek katılmayacağımı söylemeliyim..
Fakat şimdi burada bu konuya girmek istemiyorum..
Çünkü, konuyu açtığına pişman olmanı istemiyorum..

Beğeni iltifatların içöinb çok teşekkürler.. :)
Sevgiyle kal, daima..

UykusuZ dedi ki...

Arzu, burası kültürüyle, geçmişiyle övünen ancak bir türlü kültürlenememiş ve gittikçe cahilleşen insanların ülkesi. Bu ülkede kız çozuğu olursun boynun koparılır, üstüne üstlük bir de orospu damgası yersin,( bkz. Gariboğlu olayı ). Oğlan ise, delikanlıdır yapmıştır bi yanlış.
Şimdi hikayeye dönersek, 2 kişiye aşık olma benim için absürd. Hiç böyle birşey yaşamadım, yaşanabileceğini de sanmıyorum , aşk ayrı sevgi ayrı sex apayrı bişeydir. Aşk insanın başına 1-2 kere gelir hayatta. Peki bazı yıllanmış veya yıpranmış evliliklerde insanlar çeşitli şeylere başvurmuyorlar mı (biraz tuz biber katmak icin), tabiiki basvuruyorlar, üstelik bu ülkenin anadolusunda pek yaygın. Batıya ahlaksız derler, ben de halt etmişiniz diyorum. Bu tuz biber olayı makul seviyeler içinde kaldığında bana gore hava hoş, ilgilendirmez de. BU ulkede erkeklere haksızlık yapılıyor dendi mi koyveresim geliyor kahkahayı. Ben uzayda yaşıyorum sanırım.

Arzu Breda dedi ki...

Sevgili UykusuZ;

Son söylediklerinden başlayarak yukarıya doğru yorumunu cevaplamaya çalışayım.. :)

Sen bu dünyada veya daha doğru bir söyleyişle, bu diyarlarda yaşayan "erkek(!)" sınıfına girmiyorsun, yukarıda söylediğin sözlerin nedeniyle..
Çok özür dilerim, erkek değilsin anlamında değil elbette sözlerim..
Sadece, toplumumuzda çoğunlukta olan veya egemen olan, toplumca da böyle oldukları benimsenip, kanıksanmış bir erkek modeli var..
Buna uymuyorsun..

Başta söylediğin, geçmiş ve kültürüyle övünen bir toplum olduğumuzdan dem vurulmasına karşın, henüz kültürün ne olduğunu bile bilmeyen bir toplum olduğumuz gerçeğini çoğu kesim kabullenmek istemiyor..
Kültür denince, akıllarına sadece halk oyunları, türkülerimiz, eğlenclerimizi anlıyorlar..
Hani nerede dünya çapında sanat eserlerimiz, dünyada ses getirecek edebi eserlerimiz, sinama filmleri, tiyatro eserleri, mimari yapılarımız (Mimar Sinan'ın ölümünden sonrasına ait bir tane gösteremeyiz), hangi ressamımızın resimleri dünya çapında, müzik alanında dünyayla yarışabilen bir sanatçımız var mı..?

Aşk mevzuuna hiç girmeyelim zaten.. Çıkamayıp kalırız içinden.. :)
Fakat, diğer absürd konuya gelince; Biliyorum toplum buna hazır değil ama, batı da olan her şey ülkemizi de etkisi altına aldığına göre, hazırlıklı olmalıyız diye düşünüyorum..
Çok mu kötü bir şeydir..? Buna karar veremedim..
Eskiden çok kötü olarak görülen bir çok olgu, bugün ise gayet normal olarak karşılanabiliyor..

Değerli yorumunla yaptığın katkı için, çok teşekkür ederim.. :)

Sevgilerimle..

UykusuZ dedi ki...

Arzucum , öncelikle ne demek istediğim adrese teslim olmuş teşekkür ederim. Batıdaki 2 insana aşık olmak konusuna gelince, havada kalmış tam olarak açıklayayım. Bu aşk değil, cinsellik üzerine kurulu bir paylaşımdır. Batıda buna Swinging veyahut swingering de denir. Yani, eşlerin birbirleriyle veya tekil olarak cinsel aktivitelere katılmasıdır. Polyamory , diğer tarafların da bilgisi ve kabülü dahilinde uzun dönem, sevgiye dayalı ve sadık ilişki anlamında kullanılır(bak sen).
Ben bunu kabul etmiyorum, 2 tarafada aşık olunabileceğine inanmıyorum, ki temelini araştırdığımız zaman seksuel aktiviteler yatmaktadır. Ben swinging der geçerim.
Türkiyede yok mu? O kadar çok var ki, üstelik tukaka yapılan batıda değil sadece, çoğunlukla Anadoluda.
Uykusuz nasıl bu kadar kesin konuşabiliyosun, e biliyoz demek ki bişiler.

Arzu Breda dedi ki...

Sevgili UykusuZ;

Ne demek istediğin, neredeyse havada başka adrese gitmek üzereydi ki, birden yakaladım.. :DD

Şimdi bak, ben batıdaki aşk, doğudaki aşk diye bir şey bilmiyorum..
Aşk, aşktır..
Bu aşkın içinde, sevgi de vardır, hayranlık da vardır, cinsellik de..
Şimdi ben 5-6 tane adam sevemez miyim..?
Onların yanında 1-2 kadına da aşık olamaz mıyım..?
Benim kalbime bu kilidi kim vurabilir..?
Onlara veya hiç kimseye açıklamasam dahi, kalbimin içinde yer veremez miyim..?
Bunu kim ve nasıl engelleyebilir..?
Benim ruhuma, düşüncelerime, kalbime kim gem vurabilir ki..?

Ama..
Bu dedikleriminin tümüne tanrının yerine karar veren insanlar engel olabiliyor..
Toplum bunlara gem vurabiliyor..
Tanrı benim düşünmemi yasaklamadığı, beni özgür bıraktığı halde, hatta düşünmemi, aklımı kullanmamı gönderdiği kitapta emrettiği halde, insanlar kendi çıkarları doğrultusunda, bunu engelliyorlar..
Ben bu söylediklerimle, kendimin böyle bir ikili veya üçlü bir birlikteliğe razı olduğumu veya kabul ettiğimi asla ifade veya ima etmiyorum..
Ancak bunu düşünen ve uygulayan insanları da eleştirme hakkına sahip olduğumu düşünmüyorum..

Senin bu tür bir birlektileğe vereceğin isim swinging veya başka bir şey olabilir..
Fakat, böylesi bir birliktelik yaşayan kişiler buna farklı bir isim veriyorsa, onaların verdikleri isme de saygı duymamız gerekir..

Türkiyede de olduğunu ve Anadoluda bu tür uygulamaların bulunduğunu söylüyorsun..
Anadoluda birden çok kadınla bir arada yaşama olgusu yanında, bazı yörelerde bir kadının bir çok genç erkeğe cinsel öğretmenlik yaptığını bir çok yerde okudum..
Ailelerin, erkek çocuklarına cinselliği öğretmesi için, daha yaşlı dul kadınları evlerine aldıkları bilinmeyen bir şey değil..

Neyse, şimdilik bu konuyu fazla uzatmayayım..
Her şeyi bilen duruma düşmek istemiyorum.. :DD

Sevgilerimi gönderiyorum..

UykusuZ dedi ki...

rica ederim, benzer düşünüyoruz, tek bir konu hariç, o da "Onların yanında 1-2 kadına da aşık olamaz mıyım..?
Benim kalbime bu kilidi kim vurabilir..?
Onlara veya hiç kimseye açıklamasam dahi, kalbimin içinde yer veremez miyim..?"

bana göre bu mümkün değil, Ekek veya toplum hegamonyası yüzünden değil, gönül yüzünden. Ben aynı anda 2 insana aşık olunabileceğini teorik ve pratikte imkansız görüyorum.

Zeugma dedi ki...

"Polyamory" salgını ülkemize gelmez Arzucuğum, emin olabilirsin. Gelse bile uygulayacak insan sayısı bir elin parmak sayısını geçmez..Onlar da macera tutkunu ve uçlarda yaşamayı seven tipler olabilir. Hatta şu an böyle bir uygulama içindedirler zaten..
Bak iyi niyetin burada da kendini göstermiş.. Eleştirme hakkımız elbette ki yok. Kimse kimsenin özeline karışamaz, böyle bir hakkımız yok.
Yalnız ben buradaki olayın aşk olduğuna inanmıyorum. Olsa olsa bir heyecan ya da hoşlanma duygusudur.
Aşk iki kişi arasında yaşanır. Tarihteki ünlü aşklara bakalım.Ya da ünlü aşk romanlarına. Hiç orada 3 kişi arasında aşk yaşandığına şahit olmuş muyuzdur? biri biter diğer başlayabilir olsa olsa.İlla ki 2 kişi arasındadır bence. Ya da karşılıksız ve tek başına yaşanan bir aşk da oluşabilir ama bu günümüzde pek mümkün değil, eskidenmiş.
Yazındaki Mehmet ve Ceyda 2 yıl içinde bazı heyecanlarını kaybetmiş olabilirler. İkinci bir kişiye aşık olunduğunu her iki tarafın birden itiraf etmesi ve kabullenilmesi bizim toplumumuzda kabul görmez ama. Zaten olayın adı ''AŞK'' değildir ki !!!!
''Sana da, sana da aşığım olayı'' adrenalin tutkusundan başka bir şey değil dolayısıyla..
İsteyen deneyebilir..

Çok enteresan bir konuya el atmışsın Arzucuğum. Olmayacak diye bir şey yok. Olanları ise ne yazık ki normal karşılayamacağım ben :)
Sevgilerimle canım:)

Arzu Breda dedi ki...

Canım Zeugmacığım;

Gelmesini isteyen kim ki, canım benim..
Ama(*), bugüne kadar gelenlere bir bakarsak; Hep gelmesini istemediklerimiz gelmiş ülkemize..
Her zaman kötüleri getirip sokmuşuz içimize..
Toplum bunu benimsemez nasıl olsa, dediğimiz nice olumsuzluklar, gelip yerleşmiş ve bizden bir şey gibi olmuşlar..
Bizim toplumun da, bu tür kötü bir yapısı var..

Bir de şu durum var..!!
Acaba, her türlü kötülüğü ve olumsuzluğu batıdan mı almışız..?
Kendi içimizde yok muydu, acaba..?
Ya da, doğudan giren kötü adet ve geleneklerimiz yok mu..?
Genlerimizle aktarılanlar..
Geldiğimizde var olanlar ve orada bulduklarımız..

Biraz da, kendimizi sorgulasak, kendi geçmişimizi ve geleneklerimizi eleştiri süzgecine atsak..
Acaba, eleğin içinde ne kadar fazla olumsuzluk kalacağını hiç düşündük mü..?

Aşkın tarifi, tarihteki ünlü aşklar ve aşk romanları konusunda haklı olabilirsin..
Aslında, aşk konusuna hiç girmek istemem..
Aşkın tarifi gibi konularda da, tartışmalardan uzak durmak isterim..
Yukarıda, Uykusuz'un yorumuna verdiğim cevapta da belirtmiştim, bir kez daha belirteyim..
Aşk konusu, dipsiz bir kuyu gibi, sonu gelmez ve çözümlenmesi imkansız bir konu..

Diyorsunuz ki, aşk mutlaka iki kişi arasında yaşanır ve biri bittiğinde, diğeri başlayabilir..
Biri bitmeden diğeri asla..
Evet haklısınız, iki kişi arasında yaşanabilir.
Çünkü, kişi, içinde birden fazla aşk olsa bile, toplum kuralları, kişiye bu aşkları yaşamasına izin vermez ve kişi bu aşkları sadece içinde yaşatabilir ve hissedebilir..
Dışarıya asla yansıtamaz ve bu aşklarını dillendiremez..
Yansıttığı ve dillendirdiği anda, ilk tepkinin aşık olduğu kişilerden geleceğini biliyor olması, onu engelleyen en önemli etken olacaktır..
O nedenle, kendi yalnızlığı içinde, karşılıksız olarak her birini sevmeye devam etmek mecburiyetindedir..

Yazımda geçen kişiler bir kurgunun ürünü isimler..
Onların, heyecanlarını kaybedip kaybetmediklerini de, bunu yazaken düşünmüş değilim..
Bir Pazar günü Haberturk gazetesinde okuduklarımdan, bu yazı doğdu..
Olur mu, olmaz mı..?
Yaşanabilir mi, yoksa yaşanması imkansız mı..?
Bunu bilebilmek için, ancak birden çok kişiye aşık olmak ve bu aşkları aynı anda yaşamak gerekir..
Ancak, o zaman bilebiliriz, sonucun ne olacağını ve devam edip etmeyeceğini..

Bir aşka bile sahip olmayan kişilerin çok olduğu toplumuzda, tek aşkla yetinmeyen ya da, kalbine söz geçiremeyip "ona da, ona da, diğerine de" aşık olanlar için, söyleyebileceğim tek şey olabilir..
Allah kolaylık versin, sonuna kadar götürebilirsiniz inşallah..!!

Daha ne diyebilirim, Zeugmacığım.. :)

Çok teşekkürler canım, konu hakkındaki değerli görüşlerini paylaştığın için.. :)

Sevgilerimi gönderiyorum, canımın içi..


(*) Bu "ama" sözcüğünü kullanmaktan hiç hoşlanmadığım halde, hayat bana zorla söylettiriyor.

Adsız dedi ki...

Merhaba,
Öncelikle http://tr.wikipedia.org/wiki/Poliamori adresinden veya benzer ciddi sitelerden konuyu biraz daha bilimsel tanımlarıyla/yanlarıyla incelemek gerekiyor sanırım.
Neden herkes sürekli ben diyerek başkalarının eğilimlerini bu denli irdeler önce bunu anlamak gerek. Ben varsam, dünyada her insan, her olay hakkında onayım olmalı ne büyük bir coşkudur böyle...
Bir olayın, olgunun çeşitli yönlerini tartışmak zorundayız elbette. Sebep sonuçlarını incelemeli, bundan dersler çıkarmalıyız. Ama insanların kendi dünyalarında kurdukları değerler birikiminin sonucu olan tercihlerine de saygı duymak zorundayız.
Birileri çıkıp ben birden fazla insan aşık olabilirim diyorsa, bunu yaşamıştır ki söylüyordur: olur. Birileri çıkıp ben havada 6 parende atabiliyorum diyorsa, bunu yapmıştır ki söylüyordur. 6 parende atamıyorsak yok yaa o öyle değildir diye onu yok saymak niye veya bana göre değilse yanlıştır düşüncesine kapılmak niye... Bunu da yapamıyorsak topluma göre yanlıştır düşüncesi niye.
Birileri bunu yaşıyorsa iyi veya kötü olduğuna karar verici olmamalıyız. Bir toplum adına bize uyar uymaz demek de kalabalığa yaslanarak kendi görüşüne yandaşların çokluğuna sığınmak aslında.
Ben 18 sene bir bayanı sevdim. Çocukken sabahlara kadar ağladığım bazı geceler hatırlarım. Olmadı ve evlenemedik. Şimdi bir başkasıyla 20 senedir evliyim 2 çocuk sahibiyim. Eşimi ve çocuklarımı çok seviyorum. Başka bir şehirde yaşayan o bayan ile karşılaştığımda 20 sene sonra içimdeki ateşi, alev alev birşeylerin lav gibi eriyerek içimde nasıl aktığını anlatmam mümkün değil. Buna ben mi karar verdim? Hayır doğam bunu refleks olarak yaşattı. Suçlumuyum? Hiç sanmıyorum. Eşimi sevmiyor muyum? Asla böyle birşey yok. Karşılaştığım o insanı sevmiyor muyum? Sevmediğimi hiç sanmıyorum. Birileri çıkıp neler yaşadığımı benden daha iyi bildiğini düşünecek mi? Kesinlikle evet...
Sevgiyle kalın, dostçakalın.
Nejat