25 Şubat 2009

Davos; Balon mu.? Sönen bir mum mu..?

Bu kadar çabuk olacağı hiç aklıma gelmezdi..!

Yani, hiç olmazsa, şu önümüzdeki Yerel Seçimlerin geçmesini bekleseydiniz.

Bu kadar aceleye ne gerek vardı..?

Yakıştı mı şimdi size..?

Hükümetten bahsediyorum.

Hani, şu meşhur Davos Fatihinin Başkanı olduğu, hükümetten bahsediyorum. Bu kadarcık mıydı, oradaki kahramanlık..? Yoksa, tamamen bir balon muydu, oradaki çıkış ve ülkeye gelişindeki kahramanca eda. Ve, ardından meydanlarda aynı eda ve tavırlarla nutuklar atmak.

Başbakan'ın Davos'daki çıkışı konusunda şimdiye kadar çok şey yazılıp çizildi, onların hepsini bir yana bırakıp, benim kendi görüşüm olarak şunu söyleyebilirim ki; Ben, Başbakan'ın oradaki davranışını gayet olumlu bulan ve bunun ülkemizi küçük görenlere karşı yapılmış bir davranış olduğunu savundum. Siyasi görüş olarak ne kadar karşı olsam da, yapılanın doğru olduğunu düşündüm. Tamam, birçok diplomat ve dışişleri uzmanlarının dedikleri gibi; Daha farklı bir dil ve uslup dahilinde yapılabilirdi. Ama, ne olursa olsun verilen cevabı hakeden birlerine o cevabı vermesi, beni mutlu etti diyebilirim.

Gelelim yazımıza konu olan gelişmeye. Haber konusu, Milli Eğitim Bakanı'nın bir Genelgesi. Milli Eğitim Müdürlükleri aracılığıyla, Türkiye'deki tüm Okul Müdürlüklerine gönderilen bir genelge.

Genelgeyi okuduğunuzda, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Milli Gazete'nin birinci sayfadan verdiği haberde; Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, 13 Şubat tarihinde yayınladığı genelgede; "İsrailli firmaların ürünlerine karşı halkın kendi iradesiyle başlattığı boykot eylemine öğrencilerin kesinlikle katılmamasını istedi."

Sözkonusu genelgede, "İsraili'in Gazze'ye yöelik saldırılarını finanse ettiği iddiasıyla Türkiye'de bulunan birçok uluslararası şirkete ve ürünlerine yönelik boykot çağrıları yapıldığı, çeşitli kurumların bu yönde girişimleri olduğu, bu faaliyetlerde okullarımızın ve öğrencilerimizin de kullanılabileceği duyumları alınmaktadır." denildikten sonra, "Global ekonomik krizden etkilenmemek ve Gazze'deki barış sürecini olumsuz etkilememek için, okullarımızda yukarıda belirtilen olumsuz girişimlerin (boykot) olmaması için, gerekli tedbirlerin alınmasını rica ederim." denilmektedir.

Bu genelgeyi gördükten sonra, "Davos" konusunda bir yorum yapmaya gerek görmüyorum.

Davos bir "balon" muydu, yoksa hafif bir üfleme sonucu sönen bir "mum" mu..?


sakın batırma iğneyi, patlatacaksın...


24 Şubat 2009

Blogger İzleyici Sorunu; Nedeni ve Çözümü...

Dün (23/02/2009) akşam saatlerinde "Blogger", kullanıcılarını şok eden bir olay yaşattı. Blogger kullanıcılarının büyük bir kısmının izleyici sayılarında önemli oranlarda düşüş meydana geldi.

Blogger'ın, kullanıcılarına yaşattığı bu problemin ana sebebi; Freind Connect kullanıcılarını, hiç bir bilgi vermeden, izledikleri blogları, "herkese açık" konumundan, "anonim" konumuna getirmesinden kaynaklandığı Blogger Help Group adlı tartışma grubunda, Blogger yetkilileri tarafından açıklanmış bulunmaktadır.

Tartışma grubunda yapılan açıklamalardan anlaşıldığına göre, yapılan bir düzenleme dolayısıyla olduğu ve bu izlenen blogları manuel olarak bloggerler tarafından "Herkese Açık" konumuna getirilmesi istenmektedir. Bunu yapmak için, Kumanda Panelindeki İzlediğiniz Bloglar listesinin altında bulunan "Yönet" butonuna basarak, izlediğiniz bloglar listesini açmak ve her blogun karsında bulunan kutucutaki Anonim seçeneğini, Herkese Açık seçeneği ile değiştirmek. Bu şekilde tekrar izlediğiniz ilgili kişilerin bloglarındaki gadgetlerde, izlediğinizi gösteren Profil Resminiz yer alacaktır.

Ancak, bu arada sizin o kişiyi takipten vazgeçtiğinizi düşünen kişilerden, Manuel olarak sizi takip dışı bırakanlar da olacaktır. Bu kişilere ulaşarak durumu izah edip konuyu açıklarsanız, onun da tekrar sizi takip listesine almasını sağlamış olursunuz.

Blogger Help Group'da yapılan açıklamaya göre, ileride bu konuda tekrar bir düzenlemenin yapılacağı ve bu düzenleme sonucunda bu durumun tamamen ortadan kalkacağı bildirilmektedir.

Bu durumu herkesin bilgisine sunar, benim blogumu manuel silen olup da bu yazımı okuyanların tekrar takip listelerine eklemelerini bekliyorum.

Sevgiyle kalın hepiniz...




20 Şubat 2009

Internet Diploma

Hepimizin bu güne kadar, gittiğimiz çeşitli okullar, gördüğümüz kurslar, seminerler vs. olmuştur. Hangi amaçla olursa olsun, gittiğimiz bu okul, kurs ve seminerlerin sonucunda bizlere, başarımızı gösteren bir belge verilmektedir. Bu belgenin adının önemi yoktur. Bazen, "Diploma" olur bu belgenin adı, bazen de, "Sertifika" olur.

Hepimizin amacı; bu işte veya bu alanda bilgi sahibi, bu işten anlayan biri olduğumuzun ispatlamak için, böyle bir belgeye sahip olmaktır. Zannederiz ki, bu belgeye sahip olduğumuzda, bütün kapıların, önümüze ardına kadar açılacağı.

Halbuki, durum hiç de zannettiğimiz gibi olmamaktadır. Bu belgeyi aldıktan sonra, başlarız kapı kapı dolaşmaya. "Benim şu okuldan diplomam var. Ben, tam sizin aradığınız vasıflara sahip biriyim. Ben, size öyle fayda sağlarım ki, sizin şirketi iki günde uçururum." diyerek, kapıları aşındırırsınız

Sonunda da, arkanızda "dayınız" olmadan, bu belgenin hiç bir işe yaramadığını anlarsınız. Ancak, hiç bir işe yaramadığını söylerken, sadece arkanızda "dayınız" olmadığı süreçten bahsediyorum. Eğer, arkanızda dayınız varsa, işte o zaman bu belgeye ihtiyacınız olacaktır.

Şimdi diyeceksiniz ki, "Yukarıdaki başlıkla, bu anlattıklarının ne alakası var?". Bir alaka kurmaya çalışacağım, becerebilirsem.

Şimdi sizler, bir site veya blog sahibi kişilersiniz. Ya da, bunca yıldır internette cirit atıp duruyorsunuz. Bu zaman zarfında, internet konusunda hiç mi tecrübe sahibi olmadınız? Mutlaka hepinizin belli ölçülerde tecrübesi vardır.

Peki o zaman soruyorum size.! Sizin bu konuda tecrübe sahibi olduğunuzu gösteren bir belgeniz, bir sertifikanız var mı..? Elbette ki, yok tabii..!

Buyrun işte, size internet tecrübenizi gösteren, bir diploma alma fırsatı sağlıyan bir yer. Buraya TIKLAYIN, isminize özel diploma kodunu kopyalayın ve blogunuza yapıştırın. İsterseniz diplomanızı çerçeveletip duvarınıza asın. Tercih sizin.

Güle güle kullanın "Internet Diplomanızı". Artık bütün kapılar, size ardına kadar açılacaktır.

16 Şubat 2009

Dört Mum Hikayesi

Dört mum yavaşca yanıyordu.
Ortam çok yumuşaktı ve konuştukları duyuluyordu.


İlki söyledi:
"Ben barışım! Artık kimse benim yanık kalmamı sağlamıyor, sanıyorum söneceğim. "
Alevi hızla azaldı ve bütünüyle söndü.


İkincisi söyledi:
"Ben inancım! Neredeyse herkez benim artık gerekli olmadığımı düşünüyor. O nedenle daha fazla yanık kalmama hiç gerek yok."
Konuşmayı bitirdiği zaman, bir rüzgar hafifçe esti ve onu söndürdü.


Üzgünce üçüncü mum sırası gelince konuştu:
"Ben sevgiyim! Yanık kalmak için artık gücüm kalmadı. İnsanlar beni bir kenara bıraktı ve önemimi anlamadı. Kendilerine en yakın olanları bile sevmeyi unuttular. "
Ve hiç zaman yitirmeden söndü.


Ansızın...
Bir çocuk odaya girer ve üç mumun yanmadığını görür.
"Neden yanmıyorsunuz sizin sonuna kadar yanmanız gerekir. "
Bunu söyleyerek, çocuk ağlamaya başlar.


Ardından dördüncü mum söyler:
"Korkma ben hala yanıkken diğer mumları yeniden yakabiliriz."


"Ben umudum!;



Umudun alevi yaşamınızdan, asla sönmemesi dileğiyle..

TILSIM

Alıntıdır.
resim : deviantART


14 Şubat 2009

Sevgililere; Birinin kadını olmak...

BLOGUMUN TÜM ZİYARETÇİLERİNİN SEVGİLİLER GÜNÜ KUTLU OLSUN.


Bu sabah maillerimi okumak için açtım. Baktım, benim ki de bir mail göndermiş. Sevgililer Günü'mü bir de maille kutlamak istemiş. Mailine bir de, bir yazı eklemiş. İnternette görüp okuduğu bir yazıyı göndermiş.


Benim de çok hoşuma gittiği için sizlerle paylaşmak istedim.Yazının sahibi, Yasemin Pulat isminde bir yazar. Yasemin ismi ben de Siminya'yı çağrıştırıyor nedense. Demek ki, aklımın bir yerinde öyle bir yargı oluşmuş.

İşte sevgilimin bana yolladığı, Yasemin Pulatın o yazısı;

Birinin kadını olmak…

Başka hiç kimse tarafından dokunulmamak, konuşulmamak, bakılmamak hatta !

Biraz korunmak, biraz şımarmak…

Birkaç çeşit yemek yapmak, İstiklal Caddesinde sıkı sıkı elini tutmak, belki film izlemek ama mutlaka çekirdek çitlemek, bi yerlerde çay içmek, pazar kahvaltısı yapmak uzun uzun, sahilde yürüyüş yapmak gibi küçük ama zor heveslerim var!

Neden mi?

Herkesin eli tutulmaz,

Herkesle film seyredilmez,

Herkesle çekirdek çitlenmez,

Herkesin kadını olunmaz da o yüzden!

İçinden gelmeli….

Hücrelerine kadar hissetmeli, dna’larına kadar bilmeli insan!

Düşünerek emin olunmaz, bir anda ya olunur ya olunmaz.

Bir de şu yakın geçmiş duvarları olamasa, kafa da hiç karışmaz ya, olsun! Oysa bazen tek bir söze ya da bir bakışa yıkılır bütün duvarlar….

Kek yapmayı da öğrenmek lazım aslında bi ara!

Sabahları uyandığımda “günaydın sevgilim” mesajlarını görmek istiyorum telefonumda. Gün içinde özlediğim birisi olsun istiyorum. Özlemek istiyorum birini. Çok özlersem dayanamayıp gidip sarılmak istiyorum. Dayanamamak istiyorum!

Çalışırken, düşünmek istiyorum onu! Aklımda olduğu için gülümsemek istiyorum ara ara … Gülümsediğim için daha çok çalışmak….

Birini sevmek istiyorum; hiç kimseyi sevmediğim gibi, biri sevsin istiyorum beni, hiç sevilmediğim gibi….

Biri o kadar çok sevsin ki beni, hatalarımı da sevsin istiyorum!

O kadar çok sevsin ki; hata yapmaktan ödüm kopsun!

Kıskansın istiyorum biri beni! Sorsun istiyorum “neredesin” diye, “Hımm kim aradı bakayım” diye! Ben sormam ama, korkmasın. O sorsun!

Biliyo musun ne oldu? ile başlayan heyecanlı cümlelerin sonuna kadar tahammül etsin istiyorum biri bana. Mutlaka ipe sapa gelmez bir şey olmuştur ama dinlesin sonuna kadar. Ya bi yavru kedi macerası yada işte ona benzer bir şeyler olmuştur. Ben her seferinde sanki bahçeyi kazmışım da hazine bulmuşum gibi heyecanla ve öneminin üzerine basa basa anlatırım ya, dinlesin işte. “Ya, evet, çok mühim bir şeyler olmuş” falan desin bi de sonunda….

Şimdi ben istesem İstiklal caddesinde birinin elini tutup gezemem mi?

İstesem benimle çekirdek çitleyip aynı anda film setretmeyi başarabilecek birini bulamam mı bi arasam?

Şimdi ben yalnız olmak istemesem, yalnız olur ve bunları da yazıyor olur muydum?

Hiç sanmam!

Birinin elini tutmakla, birinin elini, sıkı sıkı tutmak arasında çok fark var!

Ya tutarsın ya da tutmazsın ya da, tutmuş gibi yaparsın işte.

Ben yapmam!

Bunu zaten bilirsin.

Kimin elini tutacağını yani.

Deneyerek bulamazsın.

Sadece bilirsin.

Bilmek!

Açıklaması yok.

Ve ben elini sıkı tutmayacağımı bildiğim hiç kimseyle İstiklal caddesine gitmeyeceğim!

Heyecanla ve özene bezene olmadıktan sonra kimseye yemek yapmayacağım!

Repliklerin bir anlamı yoksa, kimseyle film seyretmeyeceğim.

Zaten çekirdeği unutsun bile, asla olmaz!

Birinin kadını olmak istiyor canım; biraz konuşmak, biraz şımarmak…

Çekirdek mutlaka olsun!

Yasemin Pulat


Bir de ayrıca; Google amcam da hepimizin Sevgililer Günü'nü kutlamış. Onu da söylemiş olayım.

Ben de seni seviyorum Gugulcum, teşekkür ederim bu güzel hareketin için.


13 Şubat 2009

Listemize yeni bir haram daha...

Şimdi soracaksınız..! Çünkü merak ettiniz..! Neymiş yeni bir haram meselesi diye...

Bir dönem hani, "acaba biz de benzer miyiz, benzemez miyiz oraya" diye bahsettiğimiz, medyamızda da bir çok tartışmalara neden olan ülke Malezya'da, yeni bir haram daha eklemişler listeye. Malzya'da halka Sevgililer Günü'nün haram ilan edildiği hatırlatılmış.

Hürriyet Gazetesinde yer alan bir habere göre; Malezya Devlet Din İşleri, 14 Şubat Sevgililer Gününü "yılın en haram günü" ilan etmiş. Müftü M.Tahrir Samsudin'in yaptığı açıklamada; Malezya Devlet Din İşlerinin 2005 yılında Sevgililer Günü'nün haram ilan edildiği fetvasına gönderme yaparak, bu günün kutlanmasının İslam dışı olduğunu belirtilmiş.

Bu tür kutlamaların, Hristiyanlıkla ilgili unsurlar taşıdığını belirten Samsudin, Sevgililer Günü kutlamasının İslam ilkeleri ve değerlerinin ihlali anlamına geldiğini belirtmiş.

...........

Şimdi mesele anlaşılmıştır sanırım. Eh ülkemizi de o kadar benzettiklerine göre, sanırım bundan sonra ülkemizde de, böyle bir fetva ile karşılaşırsak, şaşırtıcı olmasa gerek.

Sevmenin, sevgili olmanın ve bunu kutlamanın haram ve günah olduğunu, hangi kitaba dayanarak fetva hazırlayarak ilan ediyorlar, anlamak mümkün değil.

Bu gidişle haramların sayısı arttıkça, daha ne gibi şeyleri bu haram listesine eklerler..? Düşünmesi bile insanı ürpertiyor...


Herkesin Sevgililer Günü'nü kutlu olsun.



11 Şubat 2009

14 Şubat Diyalogları...

Önceki gün, çalıştığım şirketin her zamanki haftalık toplantılarından birini yapıyoruz. Toplantının ortalarında, telefonum çaldı. Baktım benimki arıyor. Açtım, "Günaydın aşkım. N'aber, napıyosun." dedim. "Aşkım, sana da günaydın." dedi ve devam etti, "Bildiğin gibi, farklı bişe yok. Müsait misin?" diye sordu. Ben "Şu an toplantıdayım." deyince. "Hıımm, iyi o zaman sonra ararım." dedi. Ben, "Yoo, önemli değil. Zaten, bizde ordan burdan geyik filan yapıyoruz" deyip, bir de patronun yüzüne baktım. Patron da, "Tabii tabii" anlamında kafasını salladı. Benimki de, "Ohh, oh ne ala memleket. Güya şirket toplantısı. İşiniz iş. Keşke ben de öyle bir iş bulsam da, geyik yapmasam da olur." deyince. Benim suratım biraz renkten renge girmiş olacak ki, bozulduğum belli oldu. Patron da, "Ne oldu, hayır mı?" gibisinden elinle bana işaret yapıyor. Ben de, kafamla "Yok bir şey" gibi işaret yaptım. "İyi o zaman" anlamında işaretle cevap verdi bana, partonum.

Arzu : Hayırdır, aşkım. Bana ne diyecektin?
Benimki : Yoo, çok da önemli değildi ama... Şey diyecektim...
A : Söyle aşkım, dinliyorum.
B : Şey.. Kemküm...
A : Aşkııımm... Biliyorsun, bu hafta...
Lafını bitirmeden sözünü kestim.
A : Aşkım... Bak, ben senin demek istediğini anladım. Şimdi beni dinle...
B : Neyi anladın? Daha bişe demedim ki...
Bu arada, toplantıdaki herkes, kendi aralarında fısıldaşmayı bırakmış, benim konuşmalarıma kulak kesilmiş vaziyette dinliyorlar.
A : Ben anladım aşkım, senin demek istediklerini... Sen şimdi, Sevgililer Gününde benim nasıl bir hediye isteyeceğimi soruyorsun. İstediğim, beğendiğim bir şey olup olmadığını, benim ağzımdan öğrenmek istiyorsun. Öyle değil mi?
B : Ama aşkım... Niye öyle diyorsun..? Hem sorsam ne var ki? Bir birimize istediğimiz şeyleri almamızda ne sakınca var ki?
A : Bak tatlım... Bak sevgilim... Bu defa hiç bir hediye kabul etmiyeceğim. Belki, ben sana bir hediye alabilirim ama, bana hiç bir şey almamanı istiyorum, senden.
B : Ama, aşkım...
A : Bak aşkım, canım dinle beni ve benim dediğimi yap. Alacaksan bile bir buket çiçek alabilirsin.
B : Ama...
A : Ha, o da, kırmızı gül olmasın. Hatta, gül dahi olmasın. Başka bir çiçek al ki, farklı bir şey olsun. Ne bu yaa, kırmızı gülden başka çiçek mi yok? Diğer çiçeklerin günahı ne?
B : Hıı, hı... Tamam, olur.. Yine konuşuruz...
A : Konuşuyoruz işte. Sen beni dinle. Yoksa karışmam bak. Tekrar, bırakırım seni ona göre..!
B : ........
A : Şaka diyorum ha, sakın alınayım da deme..! Haa.. Ne diyordum.. Ha, tamam. Bu dediklerimi unutma.
B : Tamam aşkım, unutmam...
A : Zaten, teğet geçmiyor biliyorsun. Bizim ekonomimiz de, ülke ekonomisinden farklı değil. Bu kriz ortamında, yok altın kolyeymiş. Yok pırlanta bilmem neymiş. Geç bunları..
B : Tamam, anladım...
A : Senin paran çoksa, sakla... İleride biliyorsun daha çooook ihtiyacımız olacak, o paraların her kuruşuna.
B : Tamam aşkım.. Anladım, demek istediğini.
A : Hem ayrıca, paralarını niye o yeni yetme pırlanta tüccarlarına yedireceksin. "Al, ben yiyemedim, sen ye" diyeceksin.
B : Tamam aşkım, senin dediğini yapıcam. Ne altın, ne mücevher, ne de pırlanta alacam. Sen bir tane aşkımsın benim. Seni seviyorum, hayatım.
A : Ben de seni seviyorum aşkım. Haydi, ben kapatıyorum. Toplantımıza, yani geyiklerimize devam edelim biz. Sen de, işlerine bak.
B : Görüşürüz sevgilim, öpüyorum. Bye..
A : Görüşürüz aşkım, ben de öpüyorum. Bye..

deyip, telefonu kapatıp, masanın kenarına koydum.

Masadaki herkes benim konuşmamı bekliyor.

Patron ise, çok iyi, aferin anlamında elinin parmaklarını bir araya getirip bana doğru sallıyor. Ardından, "Tebrik ederim Arzu hanım, böylesi az bulunur valla, senin gibisi yani.." diyerek beni diğer arkadaşlara da işaret edip gösteriyor.
"Ne diyeyim patron? Adam zaten işsiz, biraz birikmiş parası var, o paranın da çarçur olmasını, o da istemiyor, ben de." diyerek patrona ve diğerlerine cevap vermiş olayım dedim.
Patron, "Tabii Arzu hanım, doğru söylüyorsun. Bu ortamda biraz tasarruflu olmak gerekir. Geleceği de düşünmeli insan. Küçük şeylerle de mutlu olabilir insan. Zaten hediyenin büyüğü, küçüğü olmaz ki. Hediye hediyedir." deyince.
Hepimiz aynı anda, "Evet, doğru..." derken, aynı zamanda da başımızı emme basma tulumba gibi sallamaya başladık.

Patron, " Haydi bakalım toplantı bitmiştir. Herkes işinin başına." diyerek toplantıyı bitirdi.

Masadan kalkarken de, "Sevgilisi olan herkese, Sevgililer Günü hediyesi şirkettennnn..." demesiyle birlikte.

Bizden de, "Oleeeyy, yuppyy..." çığlıkları yükseldi.

......................

Oh be, neyse ki...

Sevgililer günü hediyesini de patrondan koparttık böylece.

İyi olmuş, tam toplantıda araması, aşkımın.

Ha bir de, patrona söyliyeceğim, alacağı hediyeleri beraber kararlaştıralım diye. Öyle pahalı altın, pırlanta hediye aldırmayacağım.

Hele, pırlantanın lafına bile gıcıkım bu aralar.

Sebebini ise, bilmiyorum..!

Belki de biliyorumdur, onun için...

..........

Edit : Sevgilinize veya sevdiklerinize, hiç değilse yılın bir gününde de olsa, "Seni seviyorum." deyin. Sevginizi dışa vurun, içinizde biriktirmeyin. Bunu da, yapamıyorsanız, aynanın karşısına geçip, kendinize tekrarlayın bu iki sözcüğü. Belki, ağzınız alışır, bu sözcüklere...

Tüm yaşamınızda, sevgiyle ve sevdiklerinizle kalın...

Arzu


04 Şubat 2009

41 Kere Maşallah..! Google Translate.

Bilgisayarın hayatımıza girmesinde, Microsoft ve yaratıcısı Bill Gates 'in öncülük ettiğini hepiniz biliyorsunuz. Bunun ardından, başkaları takip etmiştir. Günümüzde ise, hemen herkesin bilgisayar ve internet dünyasından az çok bilgisi var. İnternetin olmazsa olmazlarından sayılan ve kendini hergün geliştirmek ve gündemden düşmemek için her yolu deneyen, bu sayede de bizlerin gündelik hayatımızı oldukça kolaylaştıran işlere imza atan Google'ı unutmamak gerekir.

Google'ın biz Türk kullanıcılara sağladığı en son yenilik, dünyada uzun zamandan beri kullanılan Google Translate. Bunun bize sağlayacağı faydalar neler olabilir? Bundan sonra girdiğiniz herhangi bir dilde yayınlanan web sayfasını rahatlıkla okuyabilmenizi sağlayacak. Dünyada konuşulan 40 tane önemli dilin arasına, 41. olarak Türkçe de girmiş oldu. - 41 kere maşallah denmez de, ne denir bunun için - Bundan sonra, Türkçe olarak yayınlanan gazetelerimiz, bloglarımız ve diğer web sayfalarımız, diğer dilleri konuşan kişiler tarafından okunup takip edilebilecek.

Bu yabancı yayınları takip edebilmek için yapmanız gereken, okumak istediğiniz web sayfasının adres satırını kopyalayıp, Google Translate sayfasındaki boş kutuya yapıştırmak. Sonra da, ilk seçenekten sayfa hangi dilde yazılmışsa onu seçip, ikinci dil olarak da Türkçeyi seçip, Translate butonuna basmak. Önünüze okumak istediğiniz web sayfası Türkçe olarak açılacakcaktır.

Bunu aynı şekilde yabancı okuyucuların, blogunuzu kendi dillerinde okumaları için de bir kolaylık düşünülmüş. Bunun için de, şu sayfada "1. Select the language of your webpage: " yazan yerde kendi web sayfanızın dilini, yani "Türkçeyi" seçiyorsunuz ve hemen altındaki gadget kodunu kopyalayıp, sayfanızın uygun gördüğünüz yerine gadget olarak ekliyorsunuz. Bundan sonra, sayfanızı ziyaret eden yabancılar da, yazdıklarınızı takip edebileceklerdir. Sizlere kendi sayfamda denediğim örneklerden birkaçını görebilirsiniz. Örnek :1, Örnek :2, Guardian.

Son olarak söylemek istediğim, yabancı dil öğrenmeye çalışanların, bunu ihmal etmemeleri. Bir dili böyle makinelerin çevirdiğinden okumakla, o dili öğerenerek okumak arasında çok fark olduğunu belirtmek isterim. Umarım bu verdiğim bilgiler sizlere yararlı olmuştur.

Sevgiyle ve sevdiklerinizle kalmanızı dilerim.