24 Mart 2010

Şeyh Bedrettin - Azap Ortakları - Erol Toy - Roman


    Size son günlerde okuduğum bir romanı paylaşmak istiyorum. Evimizdeki kitaplıkta rastladığım, bu güne kadar okumaya yeni fırsat bulduğum, Azap Ortakları adlı bu roman, Erol Toy'un eserlerinden biri. İki cilt olan bu romanı ikinci mi, üçüncü kez mi okuduğunu söyleyen babam ilk cildi bitirip, ikinci cilde geçince başladım okumaya..
      
    Çok sürükleyici bir anlatıma sahip olan, 1974 yılı ikinci baskısı bu romanın konusu arka kapağında yazdığı şekliyle söyle:

        “Bu roman; toplumsal bunalımların temeline eğilen bütünlüğüyle; Timur – Yıldırım çatışmasından sonra parçalanma tehlikesine düşen bir imparatorluğu ve insanların umutsuzluğunu.. Kardeş kavgalarının acıklı sonuçlarını.. Bu kavgaların hangi fikirlere tohumluk ettiğini.. O fikirlerin eyleme dönüşmesini ve eylemin karşısında egemenlerin direniş ve davranışlarını anlatmaktadır.

            Simavnakadızade Şeyh Bedrettin’i eksen alarak, doğuşunu, fikirlerine mayalık eden ortamı, eyleme dönüşen koşulları, eylemin ve eylemcilerin tutumlarını, olayların sosyal ve psikolojik konumunu belirginleştirerek, bütün bir toplumun öyküsüne dönüştürmektedir.
             555 yıl (*) öncesini, olaylarını, kişilerini okurken, dünün soluğunda, bugünü yaşayacağınızdan hiç kuşkumuz yok..”

            (*) Kitabın ilk baskı tarihi 1973 olduğuna göre, yaklaşık 600 yıl öncesini anlatıyor.
            
            Size ayrıca, kitabın Birinci bölümünden bir pasaj sunmak istedim.
            İnsanı öylesine içine alıp, uzun yolculuklara, geçmişe götürüyor ki, sonra da, bugünün o geçmişden çok da farklı olmadığını anlayıveriyor insan..

            Sevgilerimle..


                                                           *          *          *
 […]

Ve dahi sonunda, nice yağlı leşkeri var ise, tutsak eyledik.. Öylesine sessiz olup bitti ki bu işler, ben dahi şaşkalozluğumdan, çenemi açmayı unutmuşum. İsrail Gazi yiğiti, tezden toparlanıp, bizim Abdal’ı şaplakladı. “Hadi bakalım” diye buyurdu.. “Naralan da, hisar içinde kendini güvenlikte sanıp, uykunun derinine dalmışları dök alana..” O bunu deyende, duru mu Cavlak koldaşın.. Bir şaplak dahi ben yapıştırdım Abdal’ın akıl küpüne.. Beri bak Tonus baba uşağı, dedim. Narana kurt kuş titreyip, ödleri ağızlarına tırmanaraktan, kedi köpek dahi seğirtmezse, keyif anında babanın kubarına pislerim.. Daha ben sözümü bitirmemiştim ki, senin bu kubar sarhoşu oğlun, bir debelendi.. Bir iki çırpınıp horozlanaraktan bir böğürmeye başladı, he he hey!.. Zaten bu Abdal tayfasının, anacına geç Gazi babam.. Saçından tırnağına sıvan, gülüp geçer, kem söz sahibine bulaşır, diyerekten de, babasının sakalına ak düşmüş desen, delilenmeye oturur.. İşte yine öyle olup, ellerini ağzının kıyısına koymak gereğini bile duymaksızın bir başladı.. Ben kulaklarımı tıkamak zorunda kaldım. “Hey Kayser uşağı, Sırp Kırması, Urun kafiri Simavna ahalisi!.. Kalkın bire hey!.. Orhan Gazi Alplerinden, Süleyman Paşa yiğitlerinden, Evrenos Bey kolbaşılarından, Tonus Baba canlarından Koca İsrail Gazi geldi.. Titreyin hey!.. İne Bey aslanlarından, Yahşi Bey yamanlarından, Tonus Baba kulu Abdal Boga bile geldi.. Dikilin hey!.. Köse Mihal zıpırlarından, Kalenderi kötülerinden, İsrail çopurlarından, Cavlak Toga bile geldi.. Zıplayın hey!.. Akçakoca kaplanlarından, Karamürsel toramanlarından, baş kesen, gövde biçen Lenkoğlu Döne bile geldi.. “  Bire sus, diyoruz.. yeter olsun, kötü cazgır.. Hisar ahalisi çoktan ayaklanıp, korkudan helanın yolunu şaşıraraktan yatağının ortalık yerine pisledi.. A’a.. Bilirsin Abdal zevzeğini.. Bir kez başladı mı hönkürmeye, zembereği boşalıp, ezberindeki tükeninceye sen olsan susturamazsın.. “Balaban Bey tımarından, Bozüyük hımarından, burçlardan güzel baktıran, palasına kelle yıktıran Şahne Davut bile geldi.. Korkun hey!.. İsrail Gazinin göz bebeği, Abdal Boga’nın bilgi emeği, Kötü Cavlak’ın en güvenilir desteği, İnce Samsa bile geldi, hey!..”  diyor da, başka bir şey demiyor.. Samsa yakarır bir yandan, ben şamarlarım öte yandan.. Dinletebilen beri gelsin.. Belli ki at koşturduğumuz suskunlukta kurmuş bunları. Bir iyice ezberlemiş. Şimdi sırası, yeridir diye, dehliyor gemsiz at örneği. Sonunda, aklındakiler tükenmiş olmalı ki, ağzı açık kalakaldı. Biz, bir baktığımızleyin ne görelim; Hisar ahalisi, yarı cıbıl fırlamış ortalığa. Alan, insan korkusunun kümesi, adem yığınının harmanı olup, taşmış. Gelen ilkin, babalının açılmış ağzına öykünerek bir seyreyliyor bizi. Sonra ne olup bittiğini anlamak amacıyla, bakınıyor sersem sersem.. İsrail oğlumuz, söz anlatacak bir yetkiliyi aramakta kalabalığın ortasında. Sonunda iki kişiyi çekti beri yana; “Varın, banınızı çağırın” buyurdu.

[…]


İki kişi önüme düştü. Hemen sağımızdaki eyvandan içeri daldık. Vardık ki, karı kızan toplaşmış. Kimi zırlar siyim siyim, kimi aygın baygın höpürdemekte.. Köşeğin biri ise, dört dönmekte.. Belli ki, pundunu bulsa savuşacak..  Hemen yakası toparlayaraktan, sen ban mısın, dedim.. Korkuyla gerildi yüzü.. Gözleri fır fır etti, yuvalarında.. Ne onayladı sorumu bir sözcük söyleyip, ne yadsıdı eylemiyle.. Ensesinden tutup sürükleyerekten, bizim babalının önüne fırlatıverdim, ban bu olsa gerektir, diye.. Babalı durur mu, hemen nacağa hamle eyledi. Belinden tutup, yana yatırdı ki, tavuk örneği boğazlaya..  O anda, Gazi İsrail’in ayakları dibine bir can yumağı töperlendi. Sarı saçları, oyluklarının çukurunu yepeşlemekte, ipek kuşlar gibi..  Acısı, sırtındaki bürümcekte titreşiyor.. Duruşu yapısıyla bir melek beyim.. Davranışı tutumuyla bir peri.. Tümümüz ağzı açık bakakalmışız.. Tanıksınızdır ki, her zaman nacak kullanmakta bir eşi daha bulunmayan Abdal Boga bile, eli havada taşlaşmış.. Ben o an, ne düşündüm biliyor musun? Bu cariye öyle bir yere gönderilmeli ki, değeri biline.. – Durdu.. Evrenos’un kaşlarını çatarak, pot kırdığını belirtmesini gözledi. Hemen sürdürdü sözünü, - O pop, akılsız Cavlak.. Ahırda tımar düzmeyip, bey anacında olay anlattığını unutmayasın.. Kendine gel ve dahi aklını başına al.. Koca beyimizin keli kızarsa, cavlağını şaplaklayıverir ki, boynunu yerinden koparır.. – Evrenos’un kaşlarının açıldığını görende, düşündü.. Sonra anımsamış gibi sallanarak, konuştu. – Ne demekteydim? Hah, demekteydim ki, bir bulunmaz elmas parçası ki, yere düştüğü anda, ellerim kendiliğinden uzandı kaldırmaklığa.. Ne var ki, ilkin yumuşak, ağlamaklı bir ses durdurdu bizi.. “Babamı bağışlayınız.” dedi.. Ardından da, “Orhangazi akıncılarının, karşı durmayanlara dokunmadıklarını duyardık. Haksızlıktan sakındıklarını işitirdik.. Yanıldık mı?” diye hörleyivermez mi? Dikildik kaldık.. Ve dahi nefeslenen İsrail Gazi’nin işaretiyle, Abdal Boga, korkudan yarı ölmüş ademi salıverdi. Sonra eğildi İsrail Gazimiz.. O ipek yumağını incitmekten sakınarak, omuzlarından tutup kaldırmak istedi. N’olduysa, o an oldu.. Kız, omuzlarının yumuşaklığında savaşçı elinin nasırını alazlayıp, doğruldu. “Teşekkür ederim komutan.” deyip, tutmaya komadan sarıldı boynuna İsrail’in. Ahalinin ve dahi bizlerin gözü önünde, şappadanak öpüverdi. Baktım Abdal kulun, ağzını şapırdataraktan beni dürtüklemekte. Hemen şaplağı yetiştirdim. Gayri bundan öteye, töremiz gereği bu kızı yağma payından silmek gerek.. Madem ortaklık yerde, kolbaşımızın kızlığını devşirmiştir, gayrısını yapabilemeyiz, dediğimde, bir sevinsin Abdal akılsızı.. demez mi? Anla gayrı sen nasıl akılsızlara güvenip, kol kuruyorsun Koca Evrenos

[…]

Anlatılabilemez. Nice geveze olsa da, Cavlak takımdaşın dahi dillendiremedikten öte, anla olup biteni.. Sanki biz hisarı vurmamışız. Gerçekten gelin almaya gitmişiz. Sanki onlar, bayrak dikip, at koşturmuşlar gitmemiz için.. Baktık ki, böyle pek bir iyi kaynaşılmakta.. Ben başta olmak üzere, yağma payımızı ödül olarak bıraktık oğulluğunla, gelinine.. Sonradan dedik ki, tutsakları götürsek ve dahi durumu baştan sona bir bir anlatsak. Evrenos Gazi Beyimiz de kendi payından ve dahi öteki beylerimizin payından geçer, üstüne üstlük armağan dahi verir.. Bu yüzden, sana, Simavna hisarının fethedildiği ve dahi Al Osman beyliğinin has bir malı olduğunu onurla duyururuz. Ne var ki, hiç yağma alınmadığını, hisardan salt askerlerin tutsak edildiğini de bilgine sunarız..
            Daha sözünü bitirmeden, zıpladı Evrenos Gazi..
            -         Bire ettiğin nice iştir? Beylik payını kim bağışlayabilmiş ki, biz vaz gelelim?.. Tez, sıçra git. Tez getir beylik payını.. Yoksa olacakları kendin bilirsin..
Abdal Boga hiç söze karışmamıştı. Evrenos öfkelenince, bir adım attı.
        -         Baka Bey karındaşımız.. Töreleri yasalar, birlikte koduk biz. Alnımızın teri, nacağımızın hakkı olaraktan.. Hiçbir yasamızı, hiçbir töremizi bozabilmeyiz.. Baştan buyruldu ki, güzellikle elde edilen yerden yağma tutulmayacak, çapul aranmayacaktır. Toprağı bol olsun Osman Gazi yoldaşımız dahi, bunu böylece belirtmedi mi? Şimdi sen nice Beybaşı olasın ki vaz gelinmiş yağmadan pay isteyesin?..
            -         Bire köşek Abdal, vaz gelinmiş yağmadan pay isteyen mi var? İşte Cavlak yoldaşının belirttiğine göre yağmayı toplamışsınız. Sonra paylaşmışsınız. Bey payını, alp hakkını gözetmişsiniz. Ondan öte, bir kişiye armağanlamak neyin nesidir? Bu töreyi yıkmaktır ve dahi cezalandırılması gerekli bir suçtur..
            -         Biz sandık ki, Koca Evrenos, bizim hatırımıza hileyle alınmış bir kalenin, yağmasız vireyle teslim olduğunu yazacaktır deftere. Adına öyle davrandık ve dahi istedik ki, İsrail karındaşımıza, bir buyruk yazıp, bir sancak göndere. Ve dahi, diye ki; Kolbaşılarımdan İsrail Gazi, Simavna kalesi kadılığına, Şahne Davut ise yasavulluğuna atanmıştır. Samsa, Lenkoğlu, Cavlak Toga ile Abdal Boga kullarım da, yeni hisarlar almak üzere görevlendirilmişlerdir..

          Evrenos Gazi yeniden oturdu.. Sakallarını sıvazlayarak anılara döndü. Toga ve Boga’yla çıktığı Anadolu akınları. Bilecik, Bursa kavgaları geçti aklından. O zaman nasıllarsa, yine değişmeden sürdürüyorlar uğraşı.. Kocamadan, yılmadan.. Kendisi gibi.. İsteseler şimdi onlar da, kendi durumunda olur, buyruk verir, bey atarlardı.. Yeryüzünde savaşmaktan başka işlev olmadığı düşüncesiyle, hiçbir Beylik ödevini yükümlenmezlerdi nedense.. Bu yüzden, bunları kırmak mümkün değil..

          Akıncılık yasası adına ne yazılmışsa Söğüt Beyliğinde, tümünde imzaları vardı.. Şimdi kırarsa onları, bir daha birlikte vuruşmazlar. Kararlı oldukları belli. Şimdiye değin kaç kez takım başı değiştirdiler. Akıllarına eserse, çekip giderler, kimseden buyruk almadan. Keyifleri dilerse, doğru Bey yanına varıp, dilediklerini söyler, kendi başlarının buyruğunu kendileri verirler.

        Tanınmış iki alp, saygı uyandıran iki yoldaştılar.. Koldan kola, takımdan takıma aktarırlar kendi dilediklerince. Şimdi bir ters söz etse, küserler.. Alttan aldı, yiğitlerine saygı duymanın bilinciyle..
- Biz burada, Orhan Bey adına görev yapıp, beyliğin çıkarını korumakla yükümlüyüz. Ettiğiniz iş, bizi zora koşar gibime gelmektedir yoldaşlar. Hani alınmayın, kırılmayın ama, bildiğim bir işi söylemekten vazgelmem, zarar verir beyliğimize.

Cavlak Toga’nın tepesi atıyordu. Evrenos Gazi iyi bilir bunu. Çıplak kafası kızarmaya,
etsiz yüzü seğirmeye başladı. Abdal, yoldaşını böyle gördü mü, edepsizlenir ki, gayrı ağzından çıkanı bilmeyesiye.. Bunu da çok görmüştür Evrenos Bey.. Hatta, bırakınız karşısında bir akıncı beyinin bulunmasını, doğrudan Orhan Gazi Paşa, sayıp döker içindekini. Beymiş, başbuğmuş dinlemeksizin..

Bu yüzden, daha Cavlak, sesini çıkarmadan sürdürdü sözünü.
            - Ne var ki, bu kez karşımda töreyi uyguladıkları ve dahi hisarın kendiliğinden teslim olduğunu, hatta beyinin, bey kızının Müslüman olup, kolbaşımız İsrail Gazi’nin haremine girdiğini belirleyen iki yoldaşım bulunmaktadır. Bu yüzden, ben de Beye gidecek nameme yazarım ki, Simavna hisarından yağma payı alınmamıştır..
            Yüzü güldü Cavlak’ın.. Keyifle eğildi Evrenos Gazi’nin önünde.
         -  Ben de, bir yanlış iş yaptık; Gazi koldaşımızı kırdık ki, keyfini kaçırdık demekteydim kendim kendime..
Abdal Boga arada olup biteni hiç sezinlememiş gibi üsteledi;
-  Bir noksanlık kaldı sanırsam Gazi yoldaş..
Evrenos, şaşkınlıkla baktı Boga’ya,
        -  Hiçbir noksanlık kaldığını sanmam. Ne söyledinizse, nameye onu yazacağımı belirttim. Dedim ki, Beylik ve dahi takımbaşılık paylarından vaz geline. Çapul ve yağmadan Simavna hisarı bağışık bırakıla..
Abdal, bacaklarını ayırdı. Anlamsız anlamsız baktı Evrenos Gazi’nin yüzüne. Ağzını  açtı.Yutkundu  hemen ardından. Başını sallayarak, yeniden dikildi. 
        -  İyi bire.. Ben de derim ki, asıl noksanlık buradadır işte.. Cavlak yoldaşım buyurmuştur ki az önce, biz senin adına İsrail Gazi kolbaşımızı, Simavna’ya kadı olarak atadır ve dahi beratını mübarek elinden almaklığa, kendimiz geldik..
        Evrenos kaşlarını çattı bir an. Düşünmeye daldı. “Kendi başlarına iş yapılır  yapılmaya. Hem de yapanı Cavlak Toga’yla, Abdal Boga olursa alkışlanır bile.. Ama beylik hakkına, adam görevlendirme yetkisine karışılmamak gerekmez mi? Ne var ki, şimdiye ne yapmışlarsa, doğruluğu anlaşılmış bu iki koca’nın bu kez yaptığı da doğrudur. Nasılsa birini atamayacak mı? Üstelik nasılsa, hisar alındığında kadılık için İsrail’i düşünmedi mi? Niye bir ayrı kol kurup, başına geçirdi o’nu?.. Bunlar kendinden önce davrandığı için mi, kızıyor? Kızmaması gerek. Ne var ki, Abdal öfkelenmeye başladı. Az biraz daha kızdırıp, beratı ondan sonra vermeli..
            Ah, İne, Karaoğlan, Timurtaş, Karamürsel ve Samsa beyler burada olmalılar, Abdal
Boga’nın öfkelenmesini seyreylemelilerdi ki..”
            Cavlak, Evrenos Gazi’nin aklından geçenleri sezmişti.. Savaşçılığın verdiği bir içgüdüsüyle, yıllar boyu yoldaşlık ettiği kişinin, can yoldaşıyla biraz oynaşacağını anlayarak, keyiflendi..
  Evrenos, söylenenleri hiç duymamış gibi değiştirdi tartışmayı.
        -  Uzak yoldan geldiniz. Bize bir hisar kazandırdınız. Yorgun olmalısınız. Hele oturun. Bir doyunup, serinleyin. Sen de akılsız Abdal yoldaşım, az biraz nefeslen kubarını. Az biraz ıslat şarabla dudaklarını..
Abdal, sorunun büsbütün unutulacağından kuşkuya düştü.
        -  Beri bak Evrenos Kocası.. Bizim sözümüz bey sözü değildir ki, altımızdan çıka.Ve dahi gerektiğinde değiştirilip, döndürüle.. Cavlak Toga yoldaşımla, İsrail’e kadılığı, Davut’a yasavulluğu vermiş gelmişiz. Evrenos Bey denilen köşek adına.. Şimdi burada söz döndürüldü, berat unutuldu mu, biz bir dahi gaziler arasına giremez, hisarlar önünde dolanabilemeziz..
        - Bire sözü veren sizsiniz. Bana danışmadan söz vermek haddiniz midir ki, şimdi gelmiş bana çıkışmaktasınız.
             -    İyi bire.. Biz derdik ki her zaman, bu beyler arasında ağzı suratının ortasında olan     bir tek Evrenos Gazi yoldaşımız kalmıştır. Güveneceğimiz, bizi anlayacak ve dahi yaptığımız işi değerlendirecek bir o vardır.. Yanıldık mı? Seninki de onlarınki gibi, yellendikçe şaşkalozlaşıyor mu?
-         Ben de derim ki, siz benim adıma nasıl atamada bulunursunuz?

        -  Bire bulunduksa n’olmuş? Yeri gelmiştir ki, biz Osman ve dahi Orhan Gazi adına atamada bulunmuşuzdur da, berat istediğimizde böyle umducu gibi yakartmamıştır bizi. Yazıyı yazıp, mührünü basaraktan yollamıştır kendi ulaklarıyla. Şimdi sen mi yetkiden, görevden söz edip, geri döndereceksin bizi kötü Evrenos.. Bil ki, şarap ve dahi kubar da çekmem, bir lokma ekmeğini da yemem. Konağın önünde alırım curamı elime, tüm Urumeline seni rüsvay edinceye, taşlama düzerim..
-         Dur bire kötü ozan.. Siz ne istediniz de yapmadım ben? Hadi çıkarın atama
belgesini. Nasılsa gelmeden onu da hazırlamışsınızdır. Basayım mührü de, uğursuz ağzınızdan kurtarayım yakamı.
Yüzleri gülüverdi. Cavlak, kuşağının arasından atama belgesini çıkardı. Uzattı..

[…]