31 Mayıs 2009

Yargıca ve Cezaya Can Kurban...


Haberi belkide okumadıysanız bile, haberi köşesine "Bir yargıç vardı..." başlığı ile taşıyan Bekir COŞKUN'un bu yazısını, bir çoğunuz okumuş olabilir. Ancak, yine de bu yazıyı blogumda sizlerle paylaşmak istedim.

Evet!.. Sözü edilen yargıç çok güzel bir kararla, cezayı "7 sokak köpeğine 20 ay bakmaya" çevirmiş ve bu kararının ne kadar isabetli olduğunu, sizler de onaylayacaksınızdır.

Ancak, burada sevgili Bekir Coşkun'un yaptığı iş, en az sözü edilen hakimin yaptığı kadar önemli bir görevdir. Çünkü, bu ülkede her ne kadar olumsuzların fazlalığından şikayet etsek de, arada bazen böyle iyi ve güzel şeylerin de olduğu ve bu güzelliklerin de tanıtılması, paylaşılması gerektiğini hiç kimse yadsıyamaz. Ben bu olaya, bu pencereden bakarak, iyi ve güzel şeylerin de insanlara yansıtılması gerektiğini ve bu yolla da, insanların yapacakları iyi ve güzel şeylerin de, toplumda gereken değeri bulacağına inançlarının yerleşmesine yol açacağını düşünüyorum.

Şimdi sizlere sevgili Bekir Coşkun'un bu yazısının başlığını buraya alıyorum. Devamını da, Devam butonuna tıklayarak okumanızı tavsiye ederim.
Sevgiyle kalın, hepiniz..

......

Bir yargıç vardı...


Adapazarlı Namık’a adam yaralamaktan 10 ay hapis cezası verdiler. Ama iyi halini, mahkemedeki davranışlarını gören yargıç, bu cezayı “yedi sokak köpeğine 20 ay bakmaya” çevirdi.

Devamı

28 Mayıs 2009

ARADIĞIN YOL ARKADAŞI MI?

Aracınızla bir yolculuğa çıkmak istiyorsunuz.

Fakat, yalnız seyahat etmekten de hoşlanmıyorsunuz.

Yanınızda bir yol arkadaşı mı arıyorsunuz?

O zaman, şöyle buyrun!

Yolculuk sırasında yanınızda seksi mi seksi bir yol arkadaşına ne dersiniz!

Durun! Durun! Hemen, "Ben de isterim", "Hani bana, hani bana" diye atlamayın!

Videoyu izleyince; gerçekten, "istenmeyecek gibi değil" denecek cinsten bir teknolojiyle karşılaşacaksınız.

Ancak!

Yapılan açıklama şöyle:

Henüz Türkiye'de kullanımı yok; ancak tanıtımlarını izlediğimizde Türk erkeklerinin satın almak için sıraya gireceği kesin. DAConnect sistemi, siz araç kullanırken profesyonel bir danışmanlık sunuyor.

DAConnect "Driver Assistant Connect" Diye geçiyor. Bu cihazın partlarını arabanın köşelerine yerleştiriyorsunuz ve çalıştırdığınız zaman yan koltuğunuza bir Hologram insan geliyor yani yanınızda oturuyor. Bu insanı ister güzel bir sarışın olarak, ister aygır görünümlü bodyci olarak isteğinize göre ayarlayabiliyorsunuz.

Hologram size arabadaki tüm sürüşlerinizde eşlik ediyor ve siz arabada değilkende arabanızı koruyor. Bu yol arkadaşınız yol boyunca sesli navigasyon ile yol tarifi yapıyor, sohbet ediyor, uyuduğunuzda sizi uyandırıyor, park haline girerken geri gel sol yap az daha gel tamam dur şeklinde yardımcı oluyor.

İlgili aramalar: da - connect

21 Mayıs 2009

YORGUNLUĞUN SEBEBİ...


Zavallı hayvanın dili, bir karış dışarı sarkmış.

Evet, çok yorulmuş ama, yorgunluğunun sebebini, tahmin bile edemezsiniz...

Fotoğraflar, Bartın'da Terkehaliller Köyü mevkiinde çekilmiş. Bir sürücü, zavallı köpeği, otomobilinin tampon bölümüne bağlamış, götürüyor. Belli ki, arabası, köpeğinden değerliydi, o yüzden hayvanı içeriye almamış.

Sürücü, ne kadar da yavaş gitse, köpek, aracın hızına yetişmekte, zorlanıyor. Üstelik de, hava çok sıcak. Zavallı köpeğin dili, bir karış dışarı çıkmış. Yorgunluğu, her halinden belli oluyor.

Aracın içindeki hayvan ise, arkada sürüklediği köpeğin yaşadığı acı ve sıkıntıyı anlayacak halde ve kapasitede değil. Çünkü, kendi aracının rahat koltuğunda oturuyor. Çünkü, kendisinin sürüklediği köpek kadar dahi, zeka ve akıl sahibi değil. Çünkü, kendisinin insanlıktan en küçük bir nasibi yok.

Böylelerine, normal insanlara verilen ceza şekillerinden verilmesi, bence diğer insanlara haksızlık olur. Hakimin buna vermesi gereken ceza; Bir Psikoloji Kliniğinde, akıl ve ruh sağlığı yönünden muayeneden geçirilmesi. Daha sonra da, verilecek raporu ve yaptığı eylemleri gösteren fotoğraflarla birlikte, 6. ay boyunca boynuna asılarak, şehirde dolaşması. Bu cezanın sonunda da, tekrar klinikten iyileştiğine dair rapor alarak, Hakime götürmesinin sağlanması, gerekir.

Sizin aklınıza gelen, daha güzel bir cezalandırma şekli varsa, aşağıya yorumunuzla belirtiniz, lütfen.
O ANLAR, AA MUHABİRİ SELİM BOSTANCI'NIN KAMERASINA BÖYLE YANSIMIŞ




Haber ve fotoğraflar, İNTERNET HABER adresinden alınmıştır.

18 Mayıs 2009

Eserlerinle yaşayacaksın, Türkan Saylan..


Sonunda, dayanamadın ve gittin..

Bunca yaptığın güzelliklere karşın; gördüğün acımasızlık, hoşgörüsüzlük, vurdumduymazlık, yoksaymacılık, düzenbazlık, arkadankonuşmacılık, ayrımcılık, bizdendeğilcilik, çekememezlik, görememezlik, duyamamazlık, yalancılık, yaygaracılık, daha bir sürü cilik, cılık..

Ama sen bunlara karşın, onca kahır ve hastalığına rağmen, dimdik karşı durdun.

Fikirlerini, yaptığın ve yapmak istediklerini cesaretle ve inanarak savunmaya devam ettin.

Bizler seni, gereği gibi savunamadık..

Koruyup, kollayamadık..

Azgınların pençelerinden her zaman, yine de kendi iraden ve gücünle sırılmasını bildin.

Hiçbir zaman, bildiğin ve inandığın değerlerden en küçük bir taviz vermeden, yoluna devam ettin. Özellikle, Atatürk ilke ve devrimleri söz konusu olduğunda; bugün bu değerleri savunan ve bu değerleri içselleştirip sahiplenen kaç kişi varsa, bunda senin payın çok büyüktür.

Her zaman, bu ülke insanına el uzatıp, bu ülke insanının yanında oldun.

Bırak tedavi etmek istemeyi, kimsenin yanlarına dahi sokulmaya cesaret edemediği, kendilerini toplumdan soyutlayarak izbe mağara köşelerinde ölümü bekleyen cüzzam hastalarını, bulundukları izbeliklerden alarak, insanca yaşamalarını sağlamak üzere tedavilerini üstlendin. Bugün ülkemizde cüzzam diye bir hastalık ve hasta yoksa buna sana borçluyuz.

Ülkemiz çocukları için yaptıkların ise sayılmayacak kadar çok ve o kadar da değerli.

Ülkemize yaptığın hizmetlerin tümünü bu sayfaya yansıtamasam da, her zaman aklımda ve kalbimde olacaktır.

Seni unutmayacak ve unutturmayacağız...

Unutulmazlar arasında yerini aldın..

Bunu kendin başardın..

Hakkındı..

Güle güle Türkan anne..

Nur içinde yat, Türkan SAYLAN..

Milletimizin başı sağ olsun..

16 Mayıs 2009

Haberin detayında kaybolmayın. Çok Zevkli'yi izleyin.

Haberin detayı için, Reha Muhtar'la Çok Farklı'yı izleyin. Haberin gerçeğini ise, Arzu'nun İncileri farkı ile kimi zaman gülümseyerek, kimi zaman da şaşırarak okuyun. Aşağıda, Arzu'nun İncileri ile Çok Zevkli'den sizler için seçilenler.


Hiç böyle karpuz gördünüz mü?

Bu karpuzları görenler gözlerine inanamıyor. Her biri zeytin kadar küçük ama fiyatı "büyük"















Pilotlar sevişince uçak yere çakıldı

Kara kutu deşifre edildi "öldüren aşk diyaloğu" ortaya çıktı. Pilot, "iniş takımlarını aç" diyor kadın yanıt veriyor; "açtım bile"...







Bekaretini nasıl sattığını anlattı

Kolej parasını karşılamak için bekaretini açık artırmaya çıkardı, para etmedi. Umduğunu bulamayan kız o geceyi anlattı.
Devamı İçin Tıklayınız...








Adriana Lima'nın Türk taksiciye jesti

Adriana Lima, New York’ta tanıştığı Türk taksici Bahadır Karakaş’a hayatının jestini yaptı.






İzdivaç için eşinden boşanıyor

İzdivaç programları aile dramlarını da ortaya çıkarıyor. Bursa'da 50 yaşındaki kadın bütün ümidini buraya bağladı.







Bu adam nereye çiçek ekiyor?

Ağrı Patnos'ta ilginç bir protesto yaşandı. Bu adamın nereye çiçek ektiğini söylesek kulaklarınıza inanmazsınız. İşte o görüntüler;





14 Mayıs 2009

BU HAFTA ENGELLİYİM...

Engelliler Haftası hakkında genel bilgi
Geçtiğimiz Pazar günü, yani Anneler Gününün olduğu gün, Dünya Engelliler Haftasının da başlangıç günü. Birleşmiş Milletler 10-16 Mayıs tarihleri arasını Engelliler Haftası olarak kabul etmiş ve BM'e üye 156 ülkede de bu tarihler arasında çeşitli etkinlikler düzenlenerek konu değerlendirilir ve bilgi alış-verişinde bulunulur.

Bu hafta boyunca, engelilik sorunu, engelliliğin nedenleri ve nasıl önlenebileceği, engellilerin eğitimi ve engellilere nasıl yaklaşılması gerektiği gibi konular üzerinde durulur. Hafta boyunca engellilerin sorunları, topluma kazandırılmaları konularında yayınlar, toplantılar ve seminerler düzenlenir. Engellilere yardımcı olma bilinci aşılanmaya çalışılır. Engelli durumuna düşmemek için iş güvenliği önlemleri anlatılır. Radyo ve televizyonlarda bu konu hakkındaki görüşler ve programlar yayınlanır.

Engellileri Koruma Milli Koordinasyon Kurulu haftanın değerlendirilmesi için, aşağıdaki programın uygulanmasını kararlaştırmıştır.
10 Mayıs Engelliler Haftasının açılışı
11 Mayıs Görmeyenler günü
12 Mayıs İşitme ve Konuşma Kusurluları günü
13 Mayıs Ortopedik Engelliler günü
14 Mayıs Zeka ve Ruhsal Özürlüler günü
15 Mayıs Güçsüz Yaşlılar ve Korunmaya Muhtaç Çocuklar günü
16 Mayıs Engelliler haftasına genel bakış

Aşağıda yazılı bulunan bilgiler, ogretmen .info adresinden alıntıdır.

Engelli kimdir

Doğuştan veya sonradan kazalar sonucu bir veya daha fazla organını kaybeden insana "engelli" denir. Engelliler genellikle, ihtiyaçlarını bir başkası olmadan tek başlarına karşılayamazlar. Engellilik çeşitli nedenlerden dolayı ortaya çıkabilir. Bunlar genel olarak doğuştan engellilik ve sonradan kazalar sonucu oluşan engellilik olmak üzere iki guruba ayrılabilir.

1. Doğuştan Engellilikler:

a-) Akraba Evliliği: Doğuştan engelliliklerin önemli bir bölümü akraba evliliklerinden ortaya çıkar. Yakın akrabaların teyze, hala, amca, dayı çocuklarının evliliği sonunda çok sayıda kör, sağır, dilsiz ve geri zekalı çocuk doğmaktadır. Ankara ilinde yapılan bir araştırma sonucunda 100 sakat çocuktan 30'unun yakın akraba evliliğinden doğan çocuklar olduğu görülmüştür.

b-) Gebelik öncesi tedbirsizlikler:
Bebek bekleyen annelerin sık sık röntgen filmi çektirmesi, doktora gitmeden ilaç alması çok sık sigara ve alkollü içki içmesi doğan çocuğun sakat olmasına neden olur.

2. Sonradan Oluşan Engellilikler:

a-) Aşıların zamanında yapılmaması: Doğumdan sonraki ilk yılda verem, çocuk felci aşılarının zamanında yaptırılması gerekir. Aşılar zamanında yaptırılmazsa türlü sakatlıklar ortaya çıkar. Trahom, çocuk felci, romatizma, kalp ve damar hastalıklarının koruyucu, iyileştirici ilaç ve aşıları vardır. Bu aşı ve ilaçların doktor denetiminde verilmesine özen gösterilmelidir.

b-) Kazalar: İş kazaları, tarım kazaları, trafik kazaları, yangınlar, ateşli silahlar belli başlı sakatlık nedenleridir. Trafik kurallarına uyulmama sonucu her yıl ülkemizde çok sayıda trafik kazaları oluyor. Bu kazalarda çok sayıda yurttaşımız ölüyor. Yukarda sayılan her tür kazadan korunmak, ve sakat kalmamak için dikkatli olalım. Kurallara uyalım. Uymayanları uyaralım.

Sakatların iyileştirilmesi: Sakatlık yapan hastalık ve kazalardan sonra hemen önlem alınmalıdır. Özellikle trafik kazalarında ilk yardım çok önemlidir. Kazalardaki ölümlerin yarıdan çoğu ilk yarım saat içinde olur. Kaza sonrası hiç zaman geçirmeden yaralıyı en yakın hastaneye ya da doktora ulaştırmalıdır. Hastanelerde Acil Yardım Servisleri vardır. Bu bölümde günün her saatinde doktor bulunur. Kazaya uğrayanlara ilk tedavileri burada yapılır.

Sakatların Eğitimi: Sakatların eğitimi denilince daha çok özürlü (sakat) çocuklar akla gelir. Yurdumuzda; görmeyen, işitmeyen, hareket edemeyen, zihinsel, ruhsal dengesi bozuk 4.500.000 yurttaşımız var. Bu sayının 1.400.000 kadarı çocuktur. Sakat çocuklarımızdan; görmeyenler için 7, işitmeyenler için 21, ortopedik özürlüler için l okul açılmıştır. Zihinsel ve ruhsal özürlüler ise belirli okullarda özel dershanelerde öğrenim görmektedir.

Engelliler de yaşamlarını sürdürmek için çalışmak ve gelir sağlamak zorundadırlar. Çünkü çalışmak yaşamı güzelleştirir, insanı mutlu eder, huzur verir. Engellilere acımak, onlara bakarak duygulanmak soruna çözüm getirmez. Engellilerin de yapabileceği işler vardır. Onlara yardımcı olmak adına çalışabilecekleri alanlarda iş vermek gerekir. Toplumun her alanında engellilere saygı göstermek, onları da toplumun bir ferdi olarak kabul edip dışlamamak gerekir. Yasalarımız her yüz işçi çalıştıran işyerinin iki sakat işçi çalıştırması zorunluluğunu getirmiştir. Bütün ülkelerde olduğu gibi yurdumuzda da engelliler korunur. Örneğin ülkemizde çalışan engelliler, gelir vergisini indirimli olarak öderler. Hareketlerini kolaylaştırmak için yurt dışından getirilen araç ve gereçlere gümrük vergisi ödemezler. Çalışan engelliler isterlerse erken emekli olabilirler. Belli toplu taşıma araçlarını ücretsiz kullanırlar. Dolayısıyla onlara yardımcı olmalı, okulda, sokakta gördüğümüz engellilerle alay edilmemelidir. Hiç bir engelliliğin bilerek ve isteyerek olmadığını unutmayalım. Engellilere yolda, geçitlerde, taşıt araçlarında yardımcı olalım. Onları üzmemeye, kırmamaya özen gösterelim. Her normal insanın bir engelli adayı olduğu gerçeğini aklımızdan çıkarmayalım.
Engelliler hakkında bir iyi, bir de kötü haberimiz var.
İyi haberimiz; Engelli çocuklar dansta sınır tanımadı.
Kötü haberimiz; Engelliler haftasında büyük ayıp!

Aşağıda da, Engelliler Haftası için seçilen engelli şiirlerinin linkleri yer almaktadır.
Bizler Özürlüyüz
Hayat Herkese Güzel
Kör ile Kötürüm
Ne mutlu bana özürlüyüm
Onlar

Sakatlık
Sen Özürlü Olsaydın

Resim1 ve Resim2

12 Mayıs 2009

Eşinizin sizi aldatmasını önlemenin, tek yolu.

Evlilikte mutlu olmak, bir yerde şans meselesidir, diyenler var. Ben buna inanmayanlar grubuna dahilim. Eğer, mutlu değilsen, sevmiyor ve anlaşamıyorsan, beklemenin anlamı yok. İleride daha büyük sorunlara yol açmamak için, yol yakınken ayrılmak en güzeli. Eğer, eşlerden biri diğerini aldatıyor ve diğeri bunu hissetmiş veya öğrenmişse, dakika beklemeden avukata dilekçeyi vermeli. Hiç hırgür yaşamadan, eşini muhattap dahi almadan, bir an önce yeni yaşamını kurmanın yolunu çizmeli. Aksi halde, içinden çıkması daha zor sorunlarla uğraşmak zorunda kalır ki, bunu yaşamaya herkesin gücü yetmeyebilir.

Eşler arasında aldatmaya gelince, toplumumuzda, kadın ve erkekler arasında ayırım yapıldığı, erkeğe daha hoşgörü gösterildiği yadsınamaz bir gerçektliktir. Aldatma konusunda, erkeklerle kadınların aldatma kriterleri ve şekilleri farklı olmaktadır. Bir kadının eşini aldatma aşamasına gelmesi için, eşinin ona ilgisinin azalması, onu aldatttığını öğrenmesi gibi, daha çok erkeğin olumsuz davranışları buna yol açar. Nadiren de, aşık olduğu başka bir erkeğin baskıları sonucu, eşini aldatabilmektedir. Erkekler ise, hiç böyle durumların olmasını beklemeksizin, aldatmanın erkekliğin şanından olduğu veya eşi dışında başka bir kadınla birlikte olmanın, bir aldatma olmayacağı düşüncesiyle hareket ederler. Bu duyguyu bastırmanın zayıflık olduğunu düşünürler. Çünkü, onlara bu düşünce toplumca şırınga edilmiştir.

Bir toplumda, erkeğin ve kadının birlikteliğinde, böylesine tek yanlı yargılar oluşmuşsa, erkeğe tanınan haklardan kadınlar yararlanamıyor, erkeğin yaptıkları mübah, kadının ki günah sayılıyorsa, o toplumdaki kadın erkek ilişkisi temelden sarsılmaya mahkumdur. Bu sarsıntı, toplumun bütün kesimlerini ve sistemini etkileyeceği gibi, en başta da çocukları etkileyecektir. Bu olumsuz etkileşim, toplumun tüm değerleri ile birlikte çöküşünü hazırlayacak ve hızlandıracaktır. Kendilerini böyle olumsuzluklardan, eşitsizliklerden koruyabilmiş, bütün bireylerine gerçek anlamda eşit haklar tanımış toplumlar dışında kalanlar, bu çöküş ve yokoluştan nasbini alacakları kaçınılmazdır.

Yaşadığımız dünyada, eğer aldatma ortadan kaldırılamayacak bir olgu ise, aldatmasız bir dünya olamaz deniyorsa; O halde, yasalarımızı buna göre oluşturmamız gerekir. Eşit haklar tanımamız gerekir. Eşlerden biri, eşini başkasıyla aldattığı tesbit edildiğinde, aldatılan eşe de bu hak tanınmalı. Ayrılmayı düşünmeyen eşine de, kendisini aldatan kişiyi aldatma hakkı yasayla verilmeli. Aldatılan eşe verilen bu hak, karşı tarafa diğer cezalardan daha çok caydırıcılık verecektir. Eşinin kendisinden başka biriyle olmasını düşünmek dahi istemeyecek ve bu onu aldatma düşüncesini bastırma ve frenlemesine sebep olacaktır.

Bu duruma, bir çok kesimin zinanın serbestleşmesi gözüyle bakacağı ve buna tepki göstereceği muhakkaktır. Zina, dinlerin tümünde yasaklandığı halde, niçin bunun önüne geçilemiyor? Dinlerde olmadığı halde, zina yapanlar arasında erkek ve kadın ayrımı yapılıyor? Bunu hiç düşündünüz mü? Çünkü, insanlar zamanla kutsal metinleri dahi kendi istek ve menfaatleri doğrultusunda değiştirip, orada geçen kelimelerin ve cümlelerin anlamlarını farklı şekillerde yorumlamaya, içselleştirmeye ve başkalarına empoze etmeye başlıyorlar. O metinleri gerçek anlamlarından çıkarıp, farklılaştırarak toplum üzerindeki baskı ve egemenliklerini sürdürmek istiyorlar.

Eğer, eşitlikçi ve özgür bir toplumda yaşamak istiyorsak, toplumun eskimiş ve köhnemiş değer yargılarını değiştirip, yerine daha çağdaş ve eşitlikçi bir düzene kavuşturmalıyız. Yasalarımızı buna göre düzenleyip, tüm topluma da bu yeni değer yargılarını içselleştirmelerini sağlamalıyız. Kimsenin diğerlerinden üstün olmadığını, bütün bireylerin toplumda eşit haklara sahip olduğunu, bunun bir insan hakkı olduğunu ve yasalarımızın da bunu öngördüğünü tüm topluma inandırmak zorundayız. Bunu yaparsak, toplumumuz ilerlemeye devam eder, aksi halde Tanrının adaleti o toplumu mutlaka yok edecektir.

Burada en büyük görev, biz kadınlara düşmektedir. Çünkü, erkeklerin böylesine bir dönüşümü gerçekleştirme istek ve düşüncede olmalarını beklemek, hayal kurmaktan başka bir şey değildir. Geleceğimizi kurtarmanın yolu, biz kadınların korkmadan ve yılmadan eşit haklarımızı hayata geçirmek için mücadele etmektir. Bu yolda atılacak her türlü adım mübahtır ve bu adımları desteklemeliyiz.

Son olarak, evlenme aşamasında olan kadınlara bir tavsiyem olacaktır. Yasalarımız değişene kadar, evleneceğiniz erkekle bir sözleşme yapınız. Ne kadar çok severseniz sevin, ne kadar aşık olursanız olun, sonuçta evleneceğiniz kişi, bir erkek. Bu toplumun genel yargıları ile yetişmiş olan bir erkektir, sizin evleneceğiniz kişi. Sözleşmenizde; "Seni başka birisi ile aldattığım takdirde, senin de beni aldatma hakkın olduğunu kabul ediyorum." diye yazarak her ikiniz de imzalayınız. Bu tür bir sözleşme, her iki tarafı da, frenleyecektir.

Photo

10 Mayıs 2009

ANNELER MELEKTİR...

Dünyaya gelmeye hazırlanan çocuk Tanrı'ya sormuş: "Tanrım, beni artık dünyaya göndereceğini söylediler, fakat ben o kadar küçük ve güçsüzüm ki, orada nasıl yaşayacağım?"

Tanrı, cevap vermiş: "Tüm meleklerin arasından senin için bir tanesini seçtim. O seni orada bekliyor olacak ve seni her türlü kötülükten koruyacak. Meleğin sana her gün şarkılar söyleyecek ve gülümseyecek. Ve böylece sen onun sevgisini hissedecek ve mutlu olacaksın."

"Peki insanlar bana bir şey söylediklerinde dillerini bilmeden, söylediklerini nasıl anlayacağım?"

"Meleğin sana dünyada duyabileceğin en tatlı ve en güzel sözcükleri söyleyecek... Sana konuşmayı sevgiyle öğretecek."

"Peki Tanrım seninle konuşmak istersem ne yapacağım?"

"Meleğin ellerini açarak bana dua etmeyi de öğretecek."

"Dünyada kötüler olduğunu duydum, beni onlardan kim koruyacak?"

"Meleğin seni kendi hayatı pahasına da olsa koruyacak."

"Fakat seni bir daha göremeyeceğim için çok üzgünüm..."

"Meleğin sana sürekli benden söz edecek ve bana ulaşmanın yolunu öğretecek."

O sırada bir sessizlik olur ve dünyanın sesleri cennete kadar ulaşır. Çocuk son bir soru sorar:

"Tanrım şimdi gitmek üzere isem benim meleğimin adı ne?"

Tanrı gülümseyerek cevap verir: "Meleğinin adının önemi yok yavrum. Sen onu anne diye çağıracaksın."

...............

Bu anlamlı günde, canım anneciğimden başlamak üzere, tüm annelerin ANNELER GÜNÜ'nü kutlarım. Evlatlarını kaybetmiş, gözü yaşlı annelerimize de, sabır ve metanet diliyorum. Hepsinin ellerinden öpüyorum.Ayrıca, gidip de elini öpeceği annesi bulunmayan tüm çocukların da, yaşlı gözlerinden öpüyorum.

Aşağıda okuyacağınız satırlar, geçen sene anneler gününden önce okuyup, çok etkilendiğim ve yöneticisi olduğum bir sitede anneler günü dolayısıyla yayınlamış olduğum, KUGUBOYNU adlı blog sahibinin çok sevdiği anneciğine yazdığı satırlardır.

Mekanı cennet olsun, nur içinde yatsın anneciğin, sevgili Kuguboynu...


Anneme gittim.
O cok sevdigi dondurmasini da goturdum, ciceginin yaninda... Cocuk gibi sevinirdi dondurma ile isten dondugumde. Hayatinda kendi icin hicbir sey istemedi, hicbirsey ama. Bilmedi bunu hic. Aldigim/iz/ hediyeleri bile -altin yuzuk/bilezik- tesekkur ettikten sonra sana daha cok yakisir diye vermeye kalkti, oyle mutlu oldu. Ama dondurma ve cikolataya hic hayir demedi- yuzunde hep mutluluk oldu cocuk gibi, hadi yiyelim diye...


Iste budur topraktaki algida cornettonun sirri (gorebildiniz mi ikinci resimde gomdugum cornettoyu)- orasi tam onun yuzu , basinin, agzinin oldugu yer. Her gidisimde gotururum dondurmasini, seviniyordur eminim hala. Birde daima en sevdigi cicek karanfil idi. Ne guzel gunlerdi...
Eee ben onu cok ozledimm. Ama biliyorumki o da bizi ozledi. Birgun, icim yeterse eger, size anlatacagm hepsini, herseyi...
Simdilik bu kadar.
Ciktim, arabada Candanin cdisini koydum, ANNEM ANNEM cala cala-rpt- geldim eve.
Agliyorum ne olmus...
Kac yasina gelirse gelsin, her evlat miniktir, miniciktir Annesinin ku/Z/G/usudur!
Kuguboynu,theAnnesiniOzleyennnnnnnnnnn

02 Mayıs 2009

Şeytan dedi ki; Ünlü oluyorsun. Demediği ise; Dayın varsa, yandın!..

Şu anda, dünyanın en populer sosyal ağları arasında ilk sırayı alan Facebook'a, her zaman olumsuz bir düşüncem vardı. Bu nedenle de, oraya üye olmayı hiç düşünmüyordum. Sanırım, Şeytan "kanıma girdi". Kısa bir süre önce, yani dört-beş gün önce şeytanın dediğine uydum ve sosyal bir varlık olmaya karar verdim.

Şeytanın dediğine göre, Facebook'a kayıtlı olmayanlar insan sayılmıyorlarmış. Sayılsalar bile, öylesine, önemsiz bir varlıktan öte bir şey olamıyormuş. Bana diyor ki Şeytan; "Önemli ve tanınmış bir şahsiyet olmanın birinci şartı, önemli ve tanınmış kişilerle iletişim kurmak. Çeşitli sosyal faaliyetlere ve organizasyonlara katılmaktır. Hatta insan olmanın birinci şartı, sosyalleşmektir. Çünkü, insan sosyal bir varlıktır." Şeytan işte adı üstünde, benim zayıf taraflarımı biliyor ve devamlı bu zayıf tarafımdan vurmaya bayılıyor. Ben de, sesimi çıkarmadan onun dediklerini dinleyip, peki olur diyorum.

Bu sözlerine devam ediyor. "Bu nedenle senin de Facebook'a üye olup, kendini tanıtmalısın. Öyle tanıtmalısın ki, seni tanımayan, bilmeyen kalmasın. Her şeyini ortaya dökmelisin, sevdiklerini, sevmediklerini, nelerden hoşlanırsın, olmazsa olmazların nelerdir, bunların hepsini oraya yazacaksin. En güzel fotoğraflarını seçip oraya koyacaksın. Fotoğraflarını seçerken dikkat edeceğin en önemli unsur, en cesur ve cazibeli pozlarını seçeceksin. Öyle bir resmin yoksa, hiç beklemeden çektirmelisin. Resimlerinin çok alımlı ve seksi olmasına dikkat etmelisin." Konu buraya gelince, ben "Hoop! O kadar uzun boylu değil. Ben öyle pozlar veremem. Ben karşıyım, bu şekilde insanların kendilerini teşhir etmesine" desem de... O hiç istifini bozmadan ve bozuntuya vermeden, "Ya çekinecek bir şey yok. Herkes aynı şeyleri yapıyor. Hem zaten sen, modern düşünceye sahip bir kızsın. Gençsin, güzelsin, çekicisin ve de akıllı bir kızsın. Daha ne istiyorsun. Bu özelliklere sahip olmayan niceleri, nasıl meşhur olup, paraya dolar, euro diyorlar."

O böyle konuştukça bende mest oluyorum. İçimden, "Vay be!.. Ben ney mişim de haberim yokmuş. Elalem yapıyor da, benim neyim eksik ki.. Hatta çoğundan daha da fazla özelliklere sahibim." diyorum. Bir taraftan, ona "Yok olmaz, ben öyle biri değilim. Onların yaptıklarını yapamam" diyorum, içimden de, "Ya, ne olacak ki, alt tarafı bir siteye üye olacaksın. At işte, yalan yanlış bir şeyler uydur, doldur forumu. Kim bilecek ki, gerçek durumunu. Sonra bilseler ne olacak ki, sen kendinden emin olduktan sonra. Sen ki, yıllar önce buna benzemez, nice olur olmaz yerlere girip çıkan birisin. Oralarda, ne canlar yaktığını, neler yaptığını Şeytan bilmiyor mu sanki. " diyorum. Böylece, yavaş yavaş şeytanın istediği kıvama geliyorum. Beni kıvama getirdiğini anlayan Şeytan, "Sen dediklerimi yap, hiç bir şey olmayacak. Senin yararına olacak her şey. Daha sonra yine görüşürüz" diyor. Ben de, "Tamam, dediklerini yapacağım. Umarım senin dediğin gibi olur her şey" deyince, o da "Bak, dediklerimi unutma!.." deyip gidiyor.

.....

Şimdi ben, ünlü olma yolunda ilerleyen biri oldum. Onun dediklerini harfiyen yerine getirmesem de, söylediğini yaptım. En ünlü sosyal ağ olan Facebook'da benim de ismim var. Şimdi düşünüyorum, ismim var ama, bunun olması ünlü olmama yetecek mi?.. Bundan sonra oraya daha çok zaman ayırmam gerekecek. Arkadaşlarımı bulup onları listeme eklemeliyim. Ailemi, çevremi tanıtmalıyım. Ayrıca, tanımadığım başka ünlüleri bulup onlarla arkadaş olmalıyım. Onların arkadaş listesine girmeliyim. Bir taraftan da, düşünüyorum. Ya, kızım senin başka işin mi yoktu. Uydun şeytana, sen işsiz güçsüz birisi değilsin ki. Bu yoğun işinin arasına, şimdi de Facebook'u soktun diye, kendime de kızıyorum.

N'apayım?.. Oldu bir defa.. Artık geri dönmek olmaz. Ancak, Şeytan bana hep olumlu yönlerden söz etti. Bunun hiç olumsuz yanları yok mu? Sakıncalı taraflarını niye söylemedi bana. Adı üstünde, Şeytan işte. İçimdeki şeytan..

....

Bugün duyduğum bir şey, bazı şeyleri düşünerek yapmam gerektiğini, her olaya hemen öyle balıklama atlamamam gerektiğini düşünmeme neden oldu. Herhangi bir işe başlarken veya bir yere başvuru yaparken, iyice düşünüp taşınıp, ölçüp biçip, planlayıp kararını ona göre vermek gerektiğini hatırlattı, bu duyduğum haber.

Oysa ki, insanın dayısı olmamalıymış. Bunu öğrendim bu haberden. Çünkü, dayı denen kişi, yani annenin erkek kardeşi, başa bela bir akraba imiş. Haberde, eğer dayınız varsa, defterinizden silip atmalısınız, hayatınızdan çıkarmalısınız diyor. Eğer bunu yapmazsanız, başınıza türlü belalar açılabilirmiş.

Hele ki, kredi kartı kullanıyorsanız, dayınız olmamalı. Varsa bile, onu unutmalısınız. Varlığını hiç bir yerde söylememelisiniz. Dayınız öylece, uzak bir yerde, bir kuytu köşede, sessizce kalmalıdır. Bilhassa, Facebook'da ondan asla bahsetmemelisiniz. Dayı kelimesini dahi kullanmaktan kaçınmalısınız.

Böylece, annenizin kızlık soyadı korunabilsin. Kredi kartı korsanlarının eline annenizin kızlık soyadı geçmesin. Aksi halde, ünlü olma hayalleri kurarken, kredi kartınızın ekstresinde ödeyemeyeceğiniz miktarda borçla karşı karşıya kalabilirsiniz.

Benden söylemesi, gerisi size kalmış!..

Shiftdelete.net